İnternet Haberciliğinde İğne Çuvaldız Bağıntısı

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

İnternet Haberciliğinde İğne Çuvaldız Bağıntısı (Yorum) -Berkin Bozdoğan Yazdı

İnternet Haberciliğinde İğne Çuvaldız Bağıntısı (Yorum) -Berkin Bozdoğan Yazdı

İnternet basınına ayar verme girişiminde bulunan matbu gazeteler, kendi günahlarıyla yüzleşme cesaretini gösterecek mi? İnternet basını ise düşürdüğü seviyesini yükseltmeye teşebbüs edecek mi?

Berkin Bozdoğan

Not: Bu bir yorum yazısıdır. Yazarın kişisel deneyimi, bilgisi ve yorumları kadar öznel, barındırdığı doğrulanabilir veriler ve iddialar kadar da nesneldir.

Geçtiğimiz günlerde bir düzineden fazla matbu gazetenin ismiyle yayınlanan ilanla, Anayasa ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili maddeleri hiçe sayılarak “haberlerimizi kaynak gösterseniz bile alamazsınız” atarı yapan gazeteler, bu girişimin kendileri için yarardan çok zarar getireceğini hesap etmemişlerdi. Verilmeye çalışılan mesajın bir kısmı doğru olsa da içinde olmaması gereken ve bir yere varmayacak tehditler barındıran yaklaşımın çektiği tepkiler durmak bilmiyor.

İnternet medyasında gittikçe artan biçimde kendisini gösteren, kaliteli ve özgün içerik üretmek yerine tık üretmek için kurulmuş CPM üzerinden gelir türetme çiftliği olma anlayışının sonucu olarak ortaya çıkan, ucuz iş gücü ile yürütülmeye çalışılan ve mesleki etik gotik kaygıları gözetmeyen operasyonlar, hem mecranın güvenilirliğini hem de dijitalinin de devlet nezdinde aynı meslek olarak benimsetilmeye çalışıldığı gazeteciliğin toplumdaki algısını sürekli aşağı çekiyor.

Sen tık üret, gerisine karışma

Kim bilir kaç dijital medya çalışanı bu durumdan dolayı rahatsızlık duyuyor fakat patronlarının onlara dayattığı “falanca reklamı eritmemiz lazım” veya “şu kampanyada gerideyiz, bugün daha fazla galeri yaparsak güzel olur” gibi “telkinlere” uymak zorunda kalıyorlar (yazar burada kendi geçmişiyle yüzleşmektedir). Ortaya da nereden gelip nereye gittiği belli olmayan, aslında tıklama getirdiği sürece ne olduğu yayıncı tarafından çok da önemsenmeyen bir içerik çorbası çıkıyor. Bu çorbanın kuralı, haber niteliği taşıyan konuyu deneyimli gazeteciler vasıtasıyla içinde doyurucu bilgi vererek haberleştirip okura sunmak değil, ucuz iş gücü ile olağan şartlarda fikrî üretim gerektiren işlere yeterince olgunlaşmamız mesleki yeterlilik seviyesindeki insanlar aracılığıyla kopyala yapıştır, biraz çıplak vücut bul, konuyu sayfalara böl, merak uyandıran başlık at, ne olursa olsun çok tıklama ürettir yaklaşımının sürdürülebilir ve reklam gelirine dönüştürülebilir olması şeklinde tezahür etmektedir.

İşin özeti, matbu basının hışmına uğrayan internet yayınları da kalitelerini yerlere düşürmüş durumda. Dolayısıyla makul bir yaklaşım hem nalına vurmalı hem de mıhına… İnsanların haber alma hakkı engellenemez, haberde kaynak belirtmek suretiyle iktibas serbesttir. Fakat çeşitli cenahlardan popüler yazarların hazırladığı köşe yazılarının onlarca yayında birden yayınlanması ve farklı kaynaklardan sözüm ona “derlenmiş” fotoğraf çalışmalarının boy boy basılması veya İnternet üzerinde yayına verilmesi bu ortaya çıkan nahoş meselenin pek de kolay temizlenemeyeceğini gösteriyor.

Aklımda kalan en canlı örnek, bir arkadaşımızın “Mesela ben Bekir Çoşkun kaç yayında yazdığını bilemiyorum.” benzeri serzenişiydi. Kendisine sorsanız tek bir gazeteye yazıyor, yazılarının yayınlandığı yayın (Facebook üzerindeki grupları saymayın bile) sayısını ise bilebileceğine ihtimal vermiyorum.

Sorun çift taraflı

Elbette ne İnternet basını olarak suçu başkasına atmak veya ama onlar da yapıyor gibi çocukça bahanelerin arkasına sığınmak doğru ne de matbu medya olarak gazetelerin devamı olarak çalışan İnternet haber kaynaklarının yaptığı içerik alıntılama işinin en aşırı örneklerini görmezden gelmek.

Malum bildiride imzası olan yayınlardan Sabah’ın okur temsilcisi Yavuz Baydar’ın da geçen haftalarda bir yazısında belirttiği üzere sorun iki taraflı. Duyuruda eksik kalan bir nokta da şu, diyerek söze başlayan Baydar cümlesini “Eğer temel kaygı emeğe saygı, fikir ve ürün hırsızlığına son vermek ise, taahhüdün karşılıklı ve tam kapsamlı olması gerekir.” diyerek noktalıyor.

Elbette matbu gazetelerin de insanların haber alma özgürlüğüne kastetmesi veya kanunla çizilmiş çerçevelerin içinde hareket edenlere karşı bir yaptırımda bulunması mümkün değil. Zaten her yerde okuduğumuz haberlerin kaynakları abonelik sistemiyle çalışan ajanslar ve bu noktada alıntılanan haberin kimden nasıl geldiğini tespit etmek güçleşebiliyor. Bununla birlikte özgün içeriklerin damdan dama uçurulup suyuna pilav pişirilmesi de bu konuda çalışan insanların canını ne kadar sıkmış olabilir varın siz düşünün.

Can sıkıcı bir örnek

Zamanında teknoloji basınında, içeriğini paylaşma sorunu olmasın ve namımız yürüsün diyerek “Creative Commons” lisanslarından bir tanesini kendimize telif bildirimi olarak belirleyerek yola çıktığımız bir yayında birçok video içerik hazırlıyorduk. Zaman içinde daha izlenebilir hale gelen videolarımızda genellikle üzün incelemeleri bulunuyordu. Elbette arada sektör içinden röportajlar, çeşitli servislerin kullanımlarını anlatan çalışmalar ve uygulama (nasıl çalışır, nasıl yapılır) videoları da bulunuyordu. Bu içeriği paylaşmanızın tek bir şartı var: Adımızı zikretmek ve bize link vermek. Bu kadar. İstediğiniz gibi kullanın. Mezara mı götüreceğiz arkadaş? Herkes faydalansın. Benim ulaşmadığım insanlara da senin internet sitende uğraşsın.

Çektiğimiz videoların başında, sonunda ve KJ bantları girdiğinde sitemizin logosu da görüntülenebiliyordu. Sözde haber sitelerinden bir tanesi üşenmemiş, bir uygulama videomuzu alıp, baştaki sonraki logo ve girizgah bölümlerine kendi logosunu koyarak, amatörce bir video işleme yoluyla görüntü kalitesini iyice düşürerek kendi videosu gibi yayınlamıştı. Oldukça meşakkatli bir işlemle ilgili olarak hazırlığı için saatlerce uğraştığım, sonra da ekip olarak gecenin bir yarısında çekimi ve kurgusuyla uğraşıp yayına hazırladığımız videomuzu o şekilde başka yerde yayında görmek çok acı bir deneyimdi. Gülemedik, ağlayamadık; öylece bakakaldık.

Komik bir örnek

Bu defa güncel bir örnek. Milliyet.com.tr üzerinde yayınlanan ve bahsi geçen ilan aracılığıyla çuvaldıza sarılan gazetelerin iğneyi kendilerine pek de yanaştırmadığını gösteren haberlerden bir tanesini aşağıda görebilirsiniz. Birçok örnek varken neden bu haber derseniz, içindeki komedi unsurunu fark ettiğinizde bu sorunun cevabını bulacaksınız.

Bu kadar amatörlük başa bela diyor insan. Açıkçası zamanında kendi çalıştığım mecralarda herkes birbirini sürekli eğitir, birbirine yeni şeyler öğretir, hatalarını beraber konuşur ve ilkeleri hep birlikte oluştururdu. Genellikle dergi ozaliti kokusunu bilen insanlarla internet ortamında çalışabilmek büyük bir lükstü. Görünüşe göre Milliyet’in internet sitesiyle ilgilenen arkadaşlarımız bu kadar titiz değiller. Dağ Medya/Berkin BOZDOĞAN

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Facebook
Görüş Bildir