Dünya Basınından Özetler | 05.04.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

Economist dergisi Türkiye'de basın özgürlüğü konusuna yer verdiği bir yazıda hükümetin özgür basını baskı altına almak için farklı yollar bulduğunu yazıyor.

Dergi; "Önce, genellikle bir başbakanlık danışmanından olmak üzere, telefon gelir. Bir köşe yazarının eleştirel yazılarından duyulan memnuniyetsizlik aktarılır. Yazar uyarılır. Patronlar "içeriğini biraz yumuşat" der. Yazar pozisyonunu korur ve sonra işten atılır." diyor.

Economist'e göre, Türkiye'nin en büyük medya patronu Aydın Doğan'a kesilen 2.5 milyar dolarlık cezayı hatırlayan ve çeşitli finansal çıkarları olan medya patronları bir işten çıkarma furyası başlattı.

Aydın Doğan'ın da, üzerindeki baskı azalana kadar Erdoğan'ı eleştiren bazı kişileri medya imparatorluğundan attığını belirten derginin yazarı, kendisinin de bu yazıya başladığı sıralarda yerel bir gazeteden kovulduğunu yazıyor.

Economist dergisi, yazılarını yazarın imzasıyla yayınlamıyor.

Ancak yazıyı kaleme alan Amberin Zaman, burada Habertürk'ten kovulmasına göndermede bulunuyor.

Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi'nin sözlerine de yer verilen yazıda, "işten çıkarılanların şanslı olduğu", Türkiye'nin dünyada en çok gazeteciyi hapiste tutan devlet olduğu da belirtiliyor.

"Artan sayıda gazeteci, mesleklerine devam edebilmek için oto-sansüre başvuruyor. Hükümetle bağlantılı yolsuzluk skandalı iddiaları girilmez bölge olarak belirlenmiş. Türkiye'nin Suriyeli isyancılara gizli desteği de öyle. New York Times'ta son dönemde çıkan araştırma haberinde belirtilen Ankara'daki Esenboğa havalimanının Katar ve Suudi silahlarının isyancılara aktığı büyük bir odak olduğu iddiaları görmezlikten gelindi."

Dergi, Türkiye'deki gazetelerin, ülkedeki basın özgürlüğünün mevcut durumuna rağmen, Almanya'daki bir davada basına ayrılan koltuklar konusu üzerinden başka devletleri suçladıklarına da işaret ediyor.

Economist, Ak Parti'yi savunanların, hükümetin ülkeyi daha demokratik bir yer yaptığını vurguladıklarını belirtip, bunun doğru olduğunun ve partinin laik rakiplerine oranla generallerin sınırlanması ve Kürtlere verilen haklar konusunda gelişmeler kaydettiğinin altını çiziyor.

Dergi son olarak, geçmişte onlarca Kürt gazetecinin işkenceden geçirildiği ve öldürüldüklerini; medya patronlarının o günlerde ordunun önünde eğildiklerini ancak AK Parti'nin 10 yıllık iktidarından sonra kaydedilen ilerlemeler argümanının gittikçe zayıfladığının altını çiziyor.

Financial Times gazetesinden David Gardner, Türkiye'nin Suriye'den kaçan 187 bin misafiri 17 kampta barındırırken, 200 bin Suriyelinin ise Türkiye kentlerinde olduğunu belirtiyor.

Yazıda, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin kayıt altındaki Suriyeli mülteci sayısını bir milyon olarak verdiği; bunun yanı sıra iki milyon Suriyelinin de ülke içinde yerinden edildiği kaydediliyor.

Gardner, Boynuyoğun mülteci kampını gezerken konuştuğu 28 yaşındaki Musab'ın, yandaki Türk içişleri bakanı yetkilisinin duyabileceği şekilde bazen kamptan çıkıp Suriye'ye geçerek rejimin güçlerine karşı savaştığını da aktarıyor.

Ancak haber-yorumda, içişleri bakanlığı yetkilisinin, "silahlı örgütlerin gençleri bünyelerine aldığı" iddiasını reddettiği, ancak bir kaç kilometre ötede ordudan ayrılan ve Türkiye topraklarını üs olarak kullanan Suriyeli askerlerin ailelerinin de kaldığı özel bir kamp olduğu da belirtiliyor.

Türkiye'nin bu konudaki hassasiyetinin nedenleri arasında Boynuyoğun kampının bulunduğu Hatay'da farklı dinlere mensup toplulukların bulunması ve kent nüfusunun yaklaşık dörtte birinin Nusayri Arap Alevilerden oluşması da yazıda yer verilen bilgilerden.

Times gazetesi, bir zamanlar Suriye'nin himayesinde olan Hamas'ın taraf değiştirerek Suriyeli isyancılara silahlı eğitim vermeye başladığını yazıyor.

Diplomatik kaynaklara dayandırılan haberde, örgütün askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın Özgür Suriye Ordusu birimlerine eğitim verdiği belirtiliyor.

Gazeteye göre bu, Gazze Şeridi'nde kontrolü elinde bulunduran Hamas'ın Suriye'den tam olarak kopup, Katar'ın himayesini kabul ettiğini doğrulayan bir gelişme.

Times'a bilgi veren diplomatik kaynak, el Kassam Tugayları'nın Şam yakınındaki birimleri eğittiklerini, "uzmanlaşmış" bu militanların "oldukça iyi" olduğunu da belirtiyor.

Ancak gazete, Hamas'ın Lübnan'daki yetkilisi Osama Hamdan'ın bu tür bir bağın varlığını sonuna kadar reddettiğini, Hamdan'a göre Suriye'de hiçbir İzzeddin el Kassam militanının bulunmadığını da ifade ediyor.

BBC Türkçe

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

NSU davasında Türk basınına yer ayrılmaması tartışmaları, Kore Yarımadası'nda tırmanan gerginlik ve Almanya'nın Avrupa politikaları, bugünkü Alman basınından seçtiğimiz yorum konuları.

Almanya'da Neonazi cinayetleriyle ilgili, 17 Nisan'da Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi'nde görülmeye başlanacak davanın duruşma salonunda, Türk medya temsilcilerine yer ayrılmaması ile ilgili tartışmalar sürüyor. Offenburger Tageblatt gazetesinin yorumunda konuya dair şu satırları okuyoruz:

"NSU davasında en iyi yer konusunda süren tartışmanın iki yanındakilere de biraz sakinlik daha çok yakışırdı. Burada Mahkeme basına ayrılan yer konusunda son derece beceriksiz bir tutum sergiledi ve şimdi ise duruşmayı daha büyük bir salona alıp kendi yol açtığı zorluğun üstesinden gelecek durumda değil. Her neyse, mahkeme davanın bekçisidir. Ancak Türk medya temsilcileri ve politikacılar, günlerdir yaptığı açıklamalarla, ancak kendileri de duruşma salonunda bulunurlarsa, sürecin yasal olarak doğru işleyebileceği izlenimini yaratıyorlar. Ama bu tarz yakıştırmalar maalesef ikilemin çözümüne pek yardımcı olmaz. Kaldı ki yargı bu tarz nüfuz kurma çabalarına alerjik ve inatçıdır."

Stuttgarter Zeitung ise yorumunda endişe verici olarak değerlendirdiği, Kore Yarımadası’ndaki gerginliğe yer veriyor:

"Kore Yarımadası’ndaki durum, son 50 yıldır hiç sakin olmadı ama en azından bu kadar tehlikeli de değildi. Kuzey Kore’nin tehditleri büyük etki yarattı ama bunlar, iyi kulak kesildiğinde hep "eğer" ile bağlantılı. Pyöngyang’ın 'Saldırırız' şeklindeki ifadesi kulağa yüksek sesle gelirken 'Eğer düşman tahrik etmeye devam ederse' ifadesi daha alçak sesle geliyor. Bu da Güney Kore ve ABD için şu anlama geliyor: Askerî anlamda kışkırtıcı olabilecek her şeyden uzak durmak, dramatik bir önem taşıyor."

Düsseldorf’ta yayımlanan Handelsblatt gazetesi ise Kore Yarımadası'nda tırmanan gerginlik bağlamında, Çin-Kuzey Kore ilişkilerini mercek altına alıyor:

"Pekin yönetimi ve tüm dünyanın, Kuzey Kore’ye ekonomisinin dünyaya açılımına dostça yardımcı olacaklarına dair güvence vermesi gerekiyor. Pyöngyang’da nüfuzlu gruplar uzun bir süredir kulisler arkasında ülkenin ekonomik açılımı için baskı yapıyor. 1970’li yılların başında dönemin ABD Başkanı Richard Nixon ve ihtiyar Çin lideri Mao Zedong birbirlerine el uzattıklarında, bu da aynı şekilde neticesi kestirilemeyerek riskli bir siyasi manevraydı. Kimse Çin’in nasıl bu kadar değişebileceğine inanamamıştı. Ama Çin’de hâlâ kuşkucuların kefesi daha ağır basıyor. Kuzey Kore'deki Kim klanının onlarca yıllık edepsizliklerinin bir de ödüllendirilmek zorunda olması, onları da rahatsız ediyor."

Basın turumuzu Berlin’de yayımlanan Tagesspiegel gazetesinin, Almanya'nın Avrupa politikalarına dair yorumu ile noktalıyoruz:

"Ekonomik açıdan bu kadar başarılı olan Almanya, Avrupa’daki kriz ülkelerinde, krizden de kâr eden ülke olarak görülüyor. Ve tabii bir de zayıfları ve yoksulları boğan bir tasarruf politikasının acımasız savunucusu olarak. Avrupa Weimar Cumhuriyeti değil… Yine de İspanya ve Yunanistan’daki gençlerin yarısından çoğu işsizse, Fransa ve İtalya’da bu oran yüzde 25-35 dolaylarındaysa, Avrupa’daki sosyal huzursuzluklar da büyür. Dolayısıyla krizle mücadelede güya usta olanların, bu mücadeleye daha iyi ya da farklı bir açıklama getirmeleri şart. Almanlar gerçi her zamankinden daha medenî ve siyasi açıdan daha uygar bir etki yapıyor. Ama sonuçta fiilen yine ülkelere ders veren, her şeyi en iyi bilen başöğretmen konumundalar."

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Haberin Tamamı İçin:

Dünya Basınından Özetler

Le Figaro: Çıkmaz

Jérôme Cahuzac’ın İsviçre’de banka hesabı olduğuna dair itiraflarının ardından şimdi de Hollande’ın yakınlarından biri topun ağzında. Le Monde gazetesine göre Hollande’a yakın devlet adamı Jean-Jacques Augier’nin Cayman Adaları’ndaki offshore faaliyetlerine ortaklığı var.

Cahuzac meselesinden önce Hollande kamuoyunun güvenini yüzde 3 daha kaybetmişti ve TNS Sofres araştırma şirketine göre seçildikten bu yana yüzde 27’ye ile en düşük seviyeye gerilemişti.
Durum böyleyken, atmosferi daha da gergin hale getirebilecek daha ne olabilir ki?

Artık hükümet içinde de kabine değişikliğine gidilmesi konusu bir tabu olmaktan çıktı. Fakat Hollande aynı fikirde değil. Hollande, dünkü Fas ziyareti sırasında bu konuyla ilgili bir soruya “Hükümet artık bu meseleye dahil değil çünkü Jérôme Cahuzac bir hükümet üyesi değil” diye yanıt verdi.

The Daily Telegraph: Osborne: Devlet neden Philpott gibileri finanse etsin?

Maliye Bakanı George Osborne, Mick Phillot davasının sosyal güvenlik sistemiyle ilgili ibretlik bir tabloyu ortaya koyduğu yorumunu yapıyor.

Philpott’un işlediği korkunç suçlardan ötürü kendisinin sorumlu olduğunu söyleyen Osborne, “ancak devlet ve toplum olarak neden böylesi hayat tarzlarını finanse ettiğimizi sormak hakkımız” diye konuştu.
Bakanın yorumu, bu hafta yürürlüğe giren sosyal yardım düzenlemelerini desteklemek üzere yaptığı değerlendiriliyor. Muhafazakâr milletvekilleri Bakanın yaptığı çıkışı desteklerken; muhalefet bu tip hassas ve uç örneklerin siyasi argümanlara alet edilmesinden rahatsız…

Öte yandan Philpott 6 çocuğunun ölümüne yol açmakla yargılandığı davada ömür boyu hapse mahkûm edildi. Philpott, beş ayrı eşinden olan 17 çocuğu için devletten çocuk yardımı alıyordu. İşsizlik ve konut yardımları da eklendiğinde yıllık gelirinin 100.000 sterlini bulduğu tahmin ediliyor.

TaNea: Yasadışı hazinelerin adaları için fırtına

Dünya ekonomisinin vergi vahalarındaki büyük bir kısmını gizleyen sır perdesi aralanıyor. Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Birliği'nin kamuoyu ile paylaştığı bilgiler tüm dünyada zincirleme tepkilere neden oluyor.

Offshore hesapların ardında siyaset ve iş dünyasının öne çıkan isimleri gözüküyor. Fransa'da Françoise Hollande'ın yakın çalışma arkadaşı da bu isimler arasında. Rusya'dan Kanada'ya, Azerbaycan'dan Filipinlere kadar birçok ülkeden siyasiler de bu listede. AB Komisyonu daha şimdiden bu isimlerden yasa dışı faaliyetlerde bulunanların yargı önüne çıkarılmasını istiyor. Komisyon, Avrupa Birliği'nde bu yollardan yaklaşık 3 milyon euro vergi kaçırıldığını tahmin ediyor.

Liberation: Hollande’ın bildikleri

Jérôme Cahuzac’ın yıkıcı itiraflarıyla alaşağı olan hükümet, bu korkunç siyasi krizden çıkmanın yollarını arıyor.

Dün akşam Fas’tan dönen Cumhurbaşkanı François Hollande, soruları hızlıca yanıtlamaktan bile rahatsızdı. Danışmanlarından biri, Hollande’ın “düşündüğünü” söyledi.

Hükümet kaynakları ekonomik, sosyal ve ahlaki krizin aynı anda büyümemesi için herkesin dikkatli olması gerektiği konusunda uyarıyor.

Peki ne olacak? Hollande hükümeti elden geçirecek mi? Hollande dün Fas’ta yaptığı açıklamasında “Hükümet artık bu davanın bir parçası değil çünkü Jérôme Cahuzac hükümetin bir parçası değil” demekle yetindi.
Bazı bakanlar, iki günden bu yana devam eden şok dalgasına yanıt vermek için yeni bir hükümet kurulmasından yana. Hollande ise baskı altında değerlendirme yapmayı sevmeyen biri olarak bu seçeneği gözden çıkardı. O şimdi düşünüyor.

La Repubblica: PDL’den Napolitano’ya: akil adamlar gitsin

Anayasa hukukçusu Onida bir radyo programının kurbanı oldu.

Program sunucusuna akil adamlar ve Berlusconi ile ilgili düşüncelerini söyleyen ve bunların kayıt dışı kalacağını sanan Valerio Onida Özgürlükçü Halk Partisi’nin büyük tepkisini aldı. Cumhurbaşkanının görevlendirdiği ve kendisinin de içinde yer aldığı akil adamlar komisyonunun işe yaramaz olduğunu, sadece zaman kaybettirdiğini söyleyen Onida Berlusconi’yle ilgili de sözler sarf etti. Onida’nın “Berlusconi artık yaşlandı. Yaşlılığın tadını çıkarıp İtalyanları rahat bırakmasını umuyoruz” sözlerine partililer tepki göstererek hukukçunun derhal istifa etmesini istediler. Onida daha sonra sarf ettiği sözlerden dolayı özür diledi. PDL ayrıca akil adamların cumhurbaşkanının imajına zarar verdiğini belirterek komisyonun dağıtılmasını istedi.
Bu arada Floransa Belediye Başkanı Matteo Renzi’nin tutumu partisi Demokrat Parti içinde tartışmalara neden oldu. Politikanın yerinde saydığını ve zaman kaybedildiğini dile getiren Renzi partisi tarafından eleştirilirken Cumhurbaşkanı Napolitano’nun bu sözlere cevabı “Zaman kaybetmiyoruz” oldu.

Al Ahram: İhsanoğlİslam dünyası uluslar arası arenada etkin bir şekilde yerini almalıdır

Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, dün İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu Sudan’a gidişinden hemen önce bir araya geldi.

İhsanoğlu görüşme esnasında Mursi ile bölgesel olayları değerlendirerek, dün İslam Konferansı Teşkilatının uluslar arası arenada daha etkin bir yere sahip olması gerektiğini söyledi.

İhsanoğlu, halen Genel Sekreterliğini yürüttüğü teşkilatın BM’de de bir sandalye ile temsil edilmesi gerektiğini ve bu konuda Müslüman dünyasının isteklerini dile getirmesi gerektiğini de belirtti.
Cumhurbaşkanı Mursi ise, gelecekte dün İslam Konferansı Teşkilatının daha etkin bir yapıya kavuşması ve daha önce Mısır’ın dile getirdiği sorunlarla ilgili aktif rol oynaması gerektiğini ifade etti.

Süddeutsche Zeitung: Sanat aracı

Kim demiş sanat her zaman derinlerde yatar diye? Kölnlü aksiyon sanatçısı Schult, kanatlı altın arabasıyla çevreye verilen hasara dikkati çekiyor.

Eserin estetik kalitesi konusunda yürütülen uzun tartışmaların ardından, 1989 yapımı Ford Fiesta’nın Köln kent müzesi tarafından, Köln katedrali manzarasının önünde sergilenmesine onay çıktı.
Köln büyükşehir belediye başkanı Jürgen Roters, eserin artık burada sürekli kalacağını söyledi.

El Pais: Tıp fakülteleri, sağlık kesintilerine karşı birleşti

Tıp fakülteleri ve hemşirelik yüksekokulları sağlık alanında yapılan kesintilere karşı çıkıyor. Tıp fakülteleri, sert kesintilerin büyük bir krize yol açacağını söyleyerek hükümeti uyarıyor. Çözüm önerileri ise, sağlık çalışanları tarafından hazırlanan 85 maddelik bir “alternatif sağlık kesinti” programı…

Sağlık sektörünün hazırladığı “alternatif kesinti programında” ilaçların orijinallerinin yerine muadillerinin kullanılması öneriliyor. Böylece ilaç masraflarında yüzde 40 oranında tasarruf edileceği öngörülüyor. Ayrıca elektronik reçeteye geçildiği takdirde bürokrasinin ve kâğıt masraflarının da azalacağı belirtiliyor.
Öte yandan gerçekleştirilen son kamuoyu yoklamalarına göre, İspanyollar mevcut durumdan hoşnut değil. Ankete katılanların yüzde 85’i “Devletin, sağlık harcamalarını ücretsiz olarak sunması gerektiğini” düşünüyor.

TRT Türk

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAlmanyaAltınAmerika Birleşik DevletleriAnkaraAvrupa BirliğiAydınAydın DoğanAzerbaycanBerlusconiBirleşmiş MilletlerÇinFırtınaFransaGazzeHatayİngiltereİspanyaİşsizlikİsviçreİtalyaKatarKoreLübnanMısırRusyaSuriyeTRTYunanistanvergi
Görüş Bildir