Huzurlarınızda Vakko'nun Destansı Başarı Hikayesi! -2

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Huzurlarınızda Vakko'nun Destansı Başarı Hikayesi! -2

Huzurlarınızda Vakko'nun Destansı Başarı Hikayesi! -2

Sporcunun Rakibi Başkaları Değil, Kendisidir

Spora meraklı olan Vitali Hakko asık suratlı bir antrenör’ün kendisine verdiği dersi ömrü boyunca unutmamış. 14 yaşındayken aldığı bu ders onu o an apayrı alemlere taşımıştı. Başarıda, insanın önce kendisini tanımasını ve kendisini aşmasını tavsiye eden ünlü işadamı, böylece kişinin kendi duruşunu izleme şansı yakaladığını söylüyor:

“Spora merak saldığım bir dönemde, spor hocası Gorodevsky diye Rus bir sporcu vardı. Gorodevsky herkese karşı sertti, ama bana karşı hem sert, hem ters. Yıldızımız bir türlü barışmamıştı. Ufak tefek bünyede olduğum için, belki de “Bu ufaklık nereden düştü buraya” diye düşünüyor, yapmamı istediği, ama tüm çabalarıma rağmen gerçekleştiremediğim ya da yetersizce gerçekleştirdiğim harekeler karşısında zıvanadan çıkıyor, bir hoca gibi değil, bir ifrit gibi davranıyordu bana karşı. Bu, Çarın ordusundan, Bolşevik ihtilali dolayısıyla yolu İstanbul’a düşen ve burada kendine bu işi bulan Beyaz Rus’a haddini bildirmek istiyor, ama bunu nasıl yapacağımı doğrusu pek bilemiyordum.

Bir akşam soyundum ve büyük bir hırsla, salonun orta yerinde sallanıp duran ip merdivene doğru yürüdüm. Büyük bir ciddiyetle “rekor denemesi yapacağım, lütfen kronometreyi tutun” dedim.

Salondakiler gülüştüler. Ama Gorodevsky gülmeyi bilmezdi. Hemen cebindeki kronometriyi çıkarıp merdivenin başına geldi. Başıyla “Hadi” işaretini verip, kronometreye bastı. İçimde birikmiş nasıl bir güç varsa, tümüyle harekete geçti. Kollarım ve bacaklarım sanki bana ait değildi. Bir çekirge gibi tırmanıp sonra aynı hızla aşağıya indim. Gorodevsky kronometrenin düğmesine basıp, “42 saniye” dedi tükürür gibi. Koltuklarım kabarmıştı. Beyaz Rus’un yüzünde hiç de bir başarı kutlaması yoktu. Diğer çocuklarla meşgul olmak için uzaklaşıyordu ki, yolunu kestim. “Bay Gorodevsky , on dört yaşındaki bir çocuk, sizin favori sporcunuz 18 yaşındaki birinin 40 saniyelik rekoruna yaklaşıyor, ama siz hiçbir şey söylemiyorsunuz. Yanılıyor muyum? Dedim. “Eee, nolmuş yani?” dedi. “Sanırım bu bir başarıdır” diye sürdürdüm konuşmamı. “Bu durumda küçük beyi kutlamam ve kendisine bir madalya mı vermek gerekiyor?” dedi alaycı bir tavırla. “Hiç değilse tebrik edebilirdiniz” dedim. Karşıma geçti. Sağ elinde hiç bırakmadığı kırbacı, sol eliyle omzumu tutup, sarstı. “Bak ufaklık! Bugün iyi bir effort gösterdin. Senden beklemediğim bir başarı aldın. Ama seni alkışlar, alnından öpersem, bununla yetinebilirsin. Oysa senin, boyuna, yaşına bakmadan çalışman 42 saniyeyi 41’e, 40’a, 39’a indirmen gerekir. spor budur!”

Sonra hafızamdan hiçbir zaman silinmeyecek şu cümleyi söyledi, “Şunu hiçbir zaman unutma, sporcunun rakibi başkaları değil, kendisidir.”

Bu sözü hiçbir zaman unutmadım. İşte, sporu bıraktıktan yıllar sonra bile hatırlıyorum.

Evet hep kendimi aşmam gerekiyordu, 18 yaşındaki 40 saniyelik rekorun sahibine değil.

Yarış… gerçek yarış başkalarıyla değil, kendi kendimle olandı. Ve bu yalnız sporda değil, hayatın tüm alanları için geçerliydi.”

Vitali Hakko , kendi geldiği başarı seviyesini çok yönlülüğüne bağlıyor. O, profesyonel sporcu değildi ama, spordan hayat dersi çıkarmıştı. “Her insan çok yönlüdür ve herhangi bir alanda öğrendiğiniz, size başka alanlarda yol gösterici olabilir.” Diyen işadamı Hakko, kişiliğin, tanrıdan bize bağışlanan bir özellik olmadığını, onu kendimizin kazanabileceğini bu noktada Tanrının insana akıl da bahşettiğini vurgulamıştır.

Hakko’nun İlk İş Tecrübesi

Vitali Hakko , yaşamındaki tecrübe kazandıran ilk işe Mahmutpaşa’da başlamış. Görevi ise sabah erkenden dükkanı açmak, kumaşları sergilemek ve kapının kenarında, “içeri buyurun, içeri lütfen… güzel kumaşlarımızı görün, sudan ucuz” diye bağırmakmış. “İş iştir” diyor, Vakko ’nun sahibi, “Her zaman buna inandım. Küçük iş, büyük iş ayrımcılığı yapmadım. Bugün de inanırım buna. Bu yüzden, ilk başladığım işte çok tecrübe edindim.”

“Garip insanlara dolu, garip bir dünya idi Mahmutpaşa. Ama geleceğimin buralarda olduğun da sezmeye başlamıştım. Ben burada nasıl yaşayacak, nasıl yükselecek nasıl başaracaktım?” dermiş kendi kendine Vitali Hakko . Patronu iflas ettiğinde, o başka bir mağazada çalışmaya başlamış. O zamanki duygularını şöyle anlatıyor:

“Burada bana münasip görülen iş tam manasıyla çıraklı idi. Mağaza iki katlı olduğundan müşteri merdivenleri çıkmak istemez, nazlanırdı. Nasıl olsa çırak var, müşteri ne istiyor, mantoluk mu, hadi oğlum şu mantolukları indir. Olmadı, müşteri beğenmedi, yukarıda üçüncü rafta bulunan topları da indir. Boyum kadar topları indirir, kaldırırdım. Müşteri alır veya almaz. Almadığı zamanlar sanki daha çok yorulurdum. En acısı benden evvelki çırak bu defa satıcı olmuş, beni koşuşturuyordu. Çok yoruluyordum, yaptığım düpedüz hamallıktı. Bu durumdan mutlak kurtulmalıydım.”

Tezgahtarlığı Terfi

İstanbul Kapalı Çarşı’daki Kupidis mağazasında tezgahtarlığa mağazasında tezgahtarlığa başlayan Hakko, buradan geçerken hep içini çekermiş, “Ahh! İnşallah bir gün böyle bir mağazanın sahibi Bay Teodor’u öve öve bitiremiyor. Onun hayat tecrübesinden çok şeyler kazandığını dile getirerek, başarı ve kazanca giden yolda tecrübeli insanlardan yararlanılmasının altını çiziyor:

“Bay Teodor beni, bazı pazar sabahları kahvaltıya davet ederdi. Sonra da birlikte yürüyüşe çıkardık. Kurtuluştan Şişli’ye tramvayla gider, oradan Mecidiyeköy, Dutluk yolunu takiben bugünkü Levent’i geçer, Maslak’a kadar yürürdük. Yürüyüş esnasında da, bana hayat hakkında, görgü kuralları hakkında bilgiler verirdi. Türkçesi mükemmeldi. Onun görüşlerinden, dünyaya, olaylara ve insanlara bakışından, iş anlayışından çok yararlandığım itiraf etmem gerek. Başarıyı hedefleyen kişiler, bu önemli noktayı dikkate almalılar.”

Patronu Bay Theodur, çalışkanlığı ve dürüstlüğüne hayran kaldığı genç Hakko’ya mağazanın vitrinlerini süsleme ve dekorasyon görevi verdi. ayrıca şapkaları da teşhir edecekti. İşini en iyi şekilde yaptı: Bazı günler mal yetiştiremez hale geldiler. Kendisi de bu arada şapka yapımcısı olup çıkmıştı.

Bu dönemlerde evlilikleri gündeme gelir. Çalışma aşkıyla dolu olan Vitali Hakko ablasını evliliğini şöyle anlatıyor ve sonra kendi evlilik problemini açıklıyor:

“Ablamın kısmetleri çıkmaya başlamıştı. İlkin bir Leh Musevisi, yakışıklı bir genç. Az kalsın evleniyorlardı. Neyse ki tam zamanında adamın üç kağıtçılığını öğrendim ve ablam kurtuldu. Çok geçmeden bir başka genç ablama talip oldu. bu, uzun boylu, biraz sıkılgan, ama çok dürüst delikanlı hepimizin sempatisin kazanmayı başardı. Sonunda ablamı onunla evlendi.

Evet, ablam evlenmişti. Ama sıra bende değildi. Daha çalışmam, gene çalışmam, daha çok çalışmam ve kendi işimi kurmam gerekiyordu. Ama nasıl?”

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Evlilikİstanbul
Görüş Bildir