Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Hem Sol Hem İlahiyat Mümkün Mü?

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Hem Sol Hem İlahiyat Mümkün Mü? - Yücel Kayıran

Sol İlahiyat, sol argümanlarla dini argümanların sentezini kurmaya çalışan bir kitap değil. İlahiyata soldan bakmanın olanağını arayan yazılardan oluşan bir eser.

Hem sol hem ilahiyat fikri, Türkiye’de nasıl mümkündür? İslam toplumunda, bu mümkünü daha önce denemiş olan iki isimden, Ali Şeriati öldürülmüş, Mahmut Muhammet Taha ise idam edilmiştir. Bu durumda “sol ilahiyat” kavramı çerçevesinde ortaya çıkan bu teorik girişimi nasıl tanımlamak, anlamlandırmak gerekir. Birikim dergisinde bir süre önce “sol ilahiyat” kavramı etrafında yaşanan tartışmalar, Kâzım Özdoğan ile Derviş Aydın Akkoç editörlüğünde, Sol İlahiyat; Dini Soldan Okumak adıyla kitaplaştırıldı. Hemen belirtmek gerekir ki, editörlerin verdiği bilgiye göre, kitabı oluşturan yazıların yarısından fazlası yeni ve ilk kez kaleme alınmış, diğer yazılar da gözden geçirilmiş.

Kitap, “Bir Kavramın Peşinde”, “Sosyalizm ve Ezilenlerin Dini”, “ ‘Ümmetin Yetimleri’: Kürtler ve Aleviler ile “Sosyalizm, Ateizm ve Din” bölümlerinden oluşuyor ve kitapta şu yazarların yazıları yer alıyor: Derviş Aydın Akkoç, Şükrü Argın, Ayhan Bilgen, Tuncay Birkan, Tanıl Bora, Yavuz Delal, Metin Kaygalak, Mehmet Kuyurtar, Murat Küçük, Ömer Laçiner, Rosa Luxemburg, Sırrı Süreyya Önder, Kâzım Özdoğan, Görkem Özizmirli, Burhan Sönmez ve Murat Utkucu.

Sol İlahiyat , oldukça karmaşık ve çeşitli birçok sorunun bulunduğu bir konu alanıyla ve aynı ölçüde bu konu alanına yönelik oldukça çeşitli bakış açılarının ve beklentilerin olduğu bir düzlemle ilgili bir kitap. Bu çeşitlilik ve farklılığın, aynı zamanda, “sol ilahiyat” kavramının bileşenlerinde de mevcut olduğunu hesaba katmamız gerekir. Nitekim bu kitap, teorik olarak bir başlangıç durumunu oluşturuyor diyebiliriz. Bu teorik arayışın öncülerinden ve kitabın yazarlarından Burhan Sönmez’in, Ayrıntı Yayınları’nın “Kurtuluş Teolojisi” dizisinin editörü olduğunu da belirtelim.

Özdoğan ile Akkoç, önsözde, “sol ilahiyat” fikrinin, doldurmak istediği olgusal temeli şöyle betimliyor: “ Kapitalizmi sorgulamayan bir din anlayışı, sağa teslim olmuş demektir. İnananların zulme ve sömürüye karşı, ezilenlerden ve yoksullardan yana tavır alabilmesi, siyaset geliştirebilmesi, ancak ‘ilahiyat’ın soldan değerlendirilmesiyle mümkün olabilir. ” Yani Sol İlahiyat , sol argümanlarla, dini argümanların sentezini kurmaya çalışan bir kitap değil, ilahiyata soldan bakmanın olanağını arayan yazılardan oluşan bir kitap. Ömer Laçiner, “Bir İlahiyat Olacak İse”başlıklı yazısında, “sol ilahiyat” fikrinin, iki tarafın bir “mağluplar koalisyonu”değil, “dini/ladini iki yaklaşımın temel farklılığı üzerinden “mağlubiyet nedenleri”ne yönelmek olduğuna dikkat çekiyor. Dolayısıyla “sol ilahiyat” fikri ile Şeriati/Taha arasındaki fark da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Şeriati ve Taha’da söz konusu olan, ilahiyata soldan bakış değil, her ikisi arasında bir sentez girişimidir.

Sınıfsal fark

Kâzım Özdoğan’ın, “Bir Özgürlük Teolojisinin İmkânları Üzerine” yazısında, “sol ilahiyat” fikrinin dayandığı teorik üçlü sacayağı şöyle: 1- Marx, Engels, Rosa Luxemburg, Antonio Gramsci ve Ernst Bloch’tan oluşan Marksist kaynak; 2- Latin Amerikada ortaya çıkan “kurtuluş teolojisi” teorisi; 3- Şeriati (İran) ve Taha’nın (Sudan) oluşturduğu İslami kaynak.

“Kurtuluş teolojisi” düşüncesinin Latin Amerika’da ortaya çıkmış olmasının tarihsel nedenleri vardır. Yoksa Hıristiyanlık, İslamiyet’le kıyaslandığında, denilebilir ki bir “zengin dini”dir. Örneğin “kefen beziyle defnedilmek” ile “tabutla defnedilmek’”arasındaki farka ilişkin fenomenolojik bir irdeleme, sadece doğu ile batı arasındaki bir farkı değil aynı zamanda sınıfsal farkı da ortaya çıkaracak türdendir. “Kurtuluş teolojisi” ile Şeriati ve Taha ikilisinin, neredeyse eşzamanlı olarak ortaya çıkmasını sağlayan tarihsel nedeni aynı zamanda bu sınıfsal farkta aramak gerekir. Bir başka sorun... Türkiye’de sol ile ilahiyat arasındaki gerilimin, örneğin İran’dan farklı tarihsel kökenleri söz konusudur. Bu gerilim, solun, seçkinci konumda yer alan hümanist algıya dayanmasından kaynaklanır. Bu nedenle, hümanizm kültürü, sol ilahiyat fikrinin üzerinde durması gereken problemlerden biri gibi görünmektedir.

Sol ilahiyat fikrinin temelini Marx’ın dine yaklaşımı oluşturmaktadır.

Bakkal ve AVM

Kâzım Özdoğan’ın teorik olarak net bir tarzda ayırt ettiği gibi, Marksizm açısından dinin ikili doğasının, yani mevcut düzeni haklı göstermedeki rolü ile toplumsal dönüşüm durumlarındaki protestocu ve devrimci rolünü, yani her iki özelliğinin birlikte göz ardı edilmemesi gerekir. Ancak bir din olarak İslam’ın protestocu ve devrimci rolünün, modern dünyada, mevcut örnekleri hesaba katılarak bakıldığında, henüz kendi vücudundakine yönelik olarak değil, daha çok “batılı” ve “yerli olmayan” olarak adlandırmış olduğuna karşı ortaya çıktığı göz ardı edilmemelidir. Bu bakımdan “İslamcılık” ile “İslam” arasındaki fark da, sol ilahiyat fikri için önemli bir sorun. Ama dinin düzeni haklı gösteren özelliğinin, yani dinin “afyon” haline nasıl getirildiğinin de çok net örneklerle gösterilmesi gerekir. Örneğin son günlerde gündeme gelen “alkol satışının, saat 22.00-06.00 arasında yasaklanması” meselesi, bu konu bakımından irdelenmesi gereken bir örnektir. Dikkati yitirmeden bakıldığında, bu “sınırlandırmada” söz konusu olan aslı mesele alkol yasağı değildir. Çünkü bu yasaklamayla içki satışının olduğu birahane, meyhane, bar gibi eğlence yerlerinin çalışma saatlerine bir sınırlandırma getirilmemiştir. Gece 12’ye kadar açık olan yer de var, 04’e kadar çalışan yer de. Bu yasaktan asıl etkilenen aslında “bakkal” türünden küçük esnaftır. Bakkalını, gece 12’ye kadar açık tutan küçük esnaf, bu yasaklamadan dolayı dükkânını muhtemelen gece 22 civarında kapatacaktır. Zaten bakkallar, bugün ağırlıklı olarak “tekel maddesi” satarak işini sürdürmektedir. Büyük marketler, yani AVM’ler zaten 22’de kapanmaktadır. Dolayısıyla içki satışının, “bakkal”dan, “büyük market”e kayması gibi bir fenomen de var burada. Ama bu yasak, hepimizin tanık olduğu gibi bir içki yasağı olarak sunuldu ve yaşanan polemikle “iki ayyaşın yaptığı yasa muteber de dinin emrettiği muteber değil mi” noktasına getirildi. Oysa dinin emrettiğine ilişkin bir yasak yok ortada ama sadece İslami kesimin değil bütün toplumun içki yasağı olarak algılanmasını yol açıldı, ve bir taraf gerilirken diğer tarafın “memnun” olması da sağlandı. İşte dinin “afyon” olarak kullanılması böyle bir şey.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AfyonAydınİdamİranKitap
Görüş Bildir