Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir. Onedio ana sayfasından, kategori sayfalarından ve arama motorlarından bu içeriğe ulaşılamaz.

Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir. Onedio ana sayfasından, kategori sayfalarından ve arama motorlarından bu içeriğe ulaşılamaz.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Aşık kimdir? Nazım Hikmet mi aşık? Yoksa Piraye mi?

0PAYLAŞIM

Aşk nedir... Aşk ne gündüzdür ne gece, ne siyahtır ne beyaz, ne ölümdür ne yaşam. İnanca ve umuda sıkı sıkı tutunup peşinden koşabilmektir aşk... Aşkın içinde aşktan başka bir şey yoktur. Ve bence aşk yolda olmaktır.

Şöyle ki;

Düşün! Umudunu ve inancını kaybettiğin an, artık aşkının bileti kesilmiştir, o noktadan sonra aşık değilsindir ona... (Umut ve inanç... Yoksa aşk, sevdiğin senden vazgeçse bile vazgeçmemektir sevmekten. ) Ellerin kendiliğinden kayıverir tutunduklarından ve ayağına bağlanmış pişmanlıklarla hızla gömülmeye başlarsın derinliklere... Böyle durumlarda bir süre gömülür her insan... Ama boğulmamak için pişmanlağın ipini kesip yüzeye çıkmalı.Yüzeye çıkıp devam etmeli yola. hangi yöne gideceği ne bulmak istediğine bağlı insanın. 

Ne ister insan, nasıl gider o upuzun boşluğun içinde belki aylarca, yıllarca... Bir umut , bir inanç... Bunlar peşinden gidilmeye değer şeyler. Ve sayesinde aşkı anlayacağı yola girecektir insan... Boşlukta yalnızca umutla, yalnızca inançla bilmediği bir aşkı araması aşık yapmaz mı insanı ? İşte en çetrefilli noktasıdır bu aşığın... İşte bu noktada belki de çoktan bulmuştur aşkı ?

Memleket Şairi Nazım Hikmet ve aşkları...

Nazım Hikmet ve Nüzhet Hanım

hayalkahvem.blogspot.com.tr

Nâzım ve Nüzhet çocukluk arkadaşıdırlar. 

Moskova’da üniversite öğrencilikleri devresinde evlenirler. 

Nüzhet’in ailesi razı değildir bu evliliğe. Bir ara Nüzhet’in sağlığı bozulur ve memlekete döner. Ne kadar tedavi olup iyileşmiş olsa bile, bu bünyesi ile Nazım’a yoldaşlık yapamayacağını düşünür, belki de ailesinin etkisi ile ayrılmaya karar verir.Zaten Moskova nikahı yapılmış olduğu için, boşanmak gibi hukuki bir sorunları da yoktur. 

Yıkılır şairimiz bu karar üzerine...Bu evlilik iki yıl sürmüştür.

Nazım Hikmet ve Piraye

hayalkahvem.blogspot.com.tr

Piraye, Nâzım Hikmet’in kız kardeşinin arkadaşıdır. Kocasından ayrılmış, bir erkek ve bir kız çocuğu sahibi dul bir kadındır.1935’de kimseye haber vermeden evlenirler. İstanbul'a yerleşirler. Ama rahat olamazlar ki… Nâzım Hikmet’in mahpusluk günleri başlayacaktır.

1946 da Bursa Mahpushanesi’nde yatarken dayısının kızı Münevver’in ziyaretleri sıklaşmaya başlamıştır. Gönlüne sual olunmuyordu şairimizin ve artık Nâzım Hikmet ile Münevver aşkı başlıyordu. Şair mektup yazar Piraye’ye ve anlatır durumu tüm açık yürekliliği ile… Piraye Hanım yıkılır ama kimseye belli etmez. Bu arada Münevver bir çocuk sahibi evli bir kadındır. Kocası ayrılmak istemez. Nâzım - Münevver aşkı içinden çıkılmaz hale gelir. Nâzım Hikmet bu aralar bir mektup yollar Piraye hanıma ve gel der... 

"Yeryüzünde hiçbir insan, hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen gel. Sana “gel” diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam ne halt edeyim, öyleyim işte. Fakat gel. Ve benden nefret ederek,beni hor hakir görerek de olsa, beni bir daha yalnız bırakma!"

hayalkahvem.blogspot.com.tr

Gelmezse intihar edeceğini söyleyen mektuplar yazar karısına... Haberler gönderir...Piraye dayanamaz gider. Daha sonra da Nâzım Hikmet’in Piraye Hanım’a yazıları devam eder. Nâzım Hikmet açlık grevi yapmıştır mahpushanede ve rahatsızlandığı için hastaneye yatırılmıştır.

Piraye Hanım’la son görüşmelerinin hikayesi de şöyledir: Özel bir bağışlanma bekleyen şair serbest bırakılacağını düşünmektedir ve gene Münevver Hanım’la görüşmelere başlamıştır. Piraye Hanım bilir durumu ama gene de hastaneye gider ve Nâzım Hikmet'e çıktığında evine gelebileceğini söyler. Tam bu konuşma sırasında, kapısı açılır görüşme odasının ve içeriye Nâzım Hikmet’in kız kardeşi ile Münevver Hanım girerler. Şairimiz iki arada kalmıştır ve durumu oldukça sevimsizdir. Piraye Hanım çıkar odadan. Bu Piraye ve Nâzım’ın son görüşmesidir.

unutulmaması gereken bir not :: 1930 da başlayan aşk 1950 de noktalanır. Bu 20 yıl hep tutuklanmalar ve mahpuslukla geçmiştir. Piraye Hanım kocasını hiç yalnız bırakmamış ve sabırla beklemiştir. Boşandıktan sonra da 1995 yılında ölene kadar da hiç bir gazeteciye tek bir laf etmemiş ve kimseyle bir daha evlenmemiştir.

Nazım Hikmet ve Münevver

hayalkahvem.blogspot.com.tr

1938 de Nâzım Hikmet Bursa Mapushanesi'ndedir. Bir gün dayısının kızı Münevver gelir ziyaretine. Bir güzellik girmiştir içeriye, üzerinde Fransız parfümleri kokusu. Kendine güvenli şen şakrak bir kadındır. Münevver le yaşamaya karar verirler.

Evli ve bir çocuk annesidir Münevver. Önce Nâzım Hikmet’in hapisten çıkacağı düşünülmektedir. Ama mümkün olmayınca çıkması ve kocası Münevver’den ayrılmaya ikna olmayınca bir pusula gönderir şaire kocasından ayrılmasının imkansız olduğunu bildirir. Açlık grevine başlar Nâzım Hikmet.

1950 de giren af kanunuyla Nâzım Hikmet özgürlüğüne kavuşur. Çıkınca hapisten Münevver'le evlenir. 1951 de oğulları Mehmet dünyaya gelir. Nedense Nâzım Hikmet'in askere gitmesi istenmektedir. Nâzım Hikmet 49 yaşındadır ve 1918 de Bahriye Mektebini bitirmiştir. İkna edemez kimseyi ve askere sevk kararı çıkartılmıştır. Şair 1951 Haziranında Tarabya’dan bindiği bir sürat teknesiyle önce Romen şilebine biner, oradan Varna’ya, sonra Bükreş’e ve nihayetinde Moskova’ya kaçacaktır. Bundan sonraki yıllar memleket hasreti başlayacaktır.

1961 de Münevver, oğlu Memed'le birlikte kaçak yollarla Varşova'ya gitmeyi başarır. Yıllardan sonra Nâzım Hikmet’le bir otelde bir araya gelirler. Sonra bir ev tutarlar. Münevver Varşova Üniversitesinde bir iş bulacaktır. Ama Nâzım bu yıllar zarfında yeni bir aşk bulmuştur kendine… Vera.. Durumu Münevver’e açıklar. Bir süre sonra Münevver oğlunu alıp Fransa’ya geçer. Orada da bir Fransızla evlenir daha sonra. 1998 tarihinde Fransa’da vefat eder.

Nâzım Hikmet ve Vera

hayalkahvem.blogspot.com.tr

Nazım Hikmet’ten otuz yaş küçük, beş yıllık evli ve bir çocuk annesidir. İlk tanıştığı andan itibaren aşık olmuştur şair, Vera’ya. Evli ve çocuklu olması umrunda değildir. Vera'yı sürekli aramaktadır. Günde belki on kez telefon eder. Sonunda muradına erer Nazım Hikmet ve Vera’nın gönlüne girmeyi başarır. Evlenirler. Bundan sonra şiirler Vera için yazılacaktır.
Gittiği her ülkeden her şehirden arar Veya’yı şair. Her yerden kartlar yazar sevda dolu... Gönderir Vera’ya usanmadan…
Nazım Hikmet 3 Haziran 1963 günü memleket hasretiyle ölür. Vera, Şairin ölümünden sonra kimseyle evlenmez bir daha. Vera da 2001 de öldüğünde Moskova'dadır.

Şimdi yorum zamanı...

Şiirlerini severek okuduğumun bu şairin yalnızca aşklarını eleştirmek istiyorum. (Belki haddim değildir. Nazım Hikmet hayranlarını kızdırmak istemem.) Kendisi edebiyatımıza ve şiirimize çok fazla şey katmıştır. Tüm bunlar için ne kadar teşekkür etsek az.

Ama konu aşk olunca, Nazım Hikmet'in aşk anlayışına birazcık karşıyım ben arkadaş. Belki de bunu körükleyen şey, günümüzün gençlerinin, aşkı ağızlarında sakız etmesidir. Çünkü asıl karşı olunması gereken noktadır orası... 

1.Nüzhet Hanımdan başlayacak olursak, şairimizin acısına diyecek hiç bir lafımız yok. "Değmez abi..." diyerek geçelim, sonrasında Nazım Hikmet'in başka aşklar arayışına girmesinin oldukça mantıklı olduğu bu duruma.

2. Piraye Hanım'a gelince söz, Nazım Hikmet'e ne desem bilemiyorum. Nazım ki aşk adamı, nasıl olur da Piraye'ye bunları yapar. Ama aşk işte, öylesine çetrefilli öylesine karşı insan gururuna... Fakat yine de, bence Nazım Hikmet'in hayatında gerçek bir aşık varsa o da Piraye Hanımdır... Vazgeçmemiştir aşkından, aşkı ondan vazgeçse dahi...

3. Ya Münevver Hanım... Piraye'yi bilerek girmedi mi Nazım'ın hayatına... Olsun, aşk dedik. Aşk çetrefilli ve aşk insanın gururunu dahi alır ayaklar altına. Çünkü Aşk... Evliliğini bitiren kadın Vera. Nazım'ın yeni aşkına o da saygı duyup vazgeçmiştir ve Fransa'da bir başkasıyla evlenmiştir. Herkes mutlu...

4. İşte Vera... Nazım Hikmet'in gerçek aşkı... Bence böyledir.  Sonunda Vera'da bulmuştur gerçek aşkı... Ya da belki bir başkasına aşık olacak kadar ömrü kalmamıştı. Ama yine de son şiiri Vera içindi. 

Bir insan hayatında 4 kez aşık olabilir, neden olmasın. Aşkın tanımı var mı ki sınırı olsun... Ama şimdi bir kadına aşık iken birden vazgeçip bir başka kadına aşık olabilmek düşündürür beni. Ya da bir kadına aşık iken bir başka kadına aşık olmaya başlamak... Bu kadar mıdır aşk ! Aşkın içinde sadık olmak yok mudur ? İnsan aşık olduğuna güvenmemeli mi yani o da aşık olduğu ve olabileceği için ? 

Yalnızca Nazım Hikmet de değildir tabi böyle hayat yaşayan. Mesela Turgut Uyar değil miydi üç çocuğuyla karısını bırakıp Tomris'e koşan? Hadi Turgut Uyar için aşıktır, aşkı orada bulmuştur desek de Nazım abi  be bir değil iki değil üç olmuş ama...

Ne diyordu Fuzuli,                                                                                                        "Bende Mecnun’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var.                                                        Âşık-i sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var."

Bana sorulursa eğer bir gün, Nazım Hikmet şiirlerini saatlerce överim. Ama aşklarına gelince, ben böyle aşk görmedim. Hani empati kurunca insan, şöyle diyor: "şimdi bunu biz yapsak, herkes arkamızdan da söver yüzümüze de söver."  Acıdır ki, bu söze onlarca örnek verilebilir.... Ve bu galeriye sebep olan da budur. Nazım Hikmet'in Piraye'ye, Münevver'e yaptıklarını aynı sebeplerle bugün herhangi bir erkek herhangi bir kadına yapsa, ne tepki verirdik. Ne derdik ?  Geçenlerde bir söz gördüm durumu oldukça açıklar nitelikte olduğunu düşünüyorum. İşte o söz: "Cem Yılmaz küfür edince komik, Can Yücel küfür edince şair, biz küfür edince terbiyesiz..."  

Yine de aşka inancınız tam olsun, Nazım Hikmet'in değil aşkın suçudur bu diyelim...

Sürç-i Lisan ettikse affola...

Ne kadar yabancı olsa da günümüzün aşkları arasında benim görüşüm budur arkadaş. Mecnun'u bildik, Ferhat'ı duyduk, Yusuf'u öğrendik. Belki bir imkansızın peşindeydik ama yine de aşk budur dediğimizden vazgeçemedik.

Sürç-i Lisan ettikse affola...

Mecnun'un kaldığı yerden yürüyorum bu yolu,
Dönmek istediğimde yürüdüğüm çöl dağ oluyor...
Ferhat oluyorum, kazma kürek oluyorum,
Delerken dağları,
Ansızın bir dağ oluyorum...
Sonra herkes birer Ferhat oluyor,
Sahte aşkların sahte aşıkları parçalıyor beni...

Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir