Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Gramsci'nin Talihsizliği

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Gramsci'nin Talihsizliği

Gramsci'nin Talihsizliği

Gramsci davasında savcının, “Bu beynin işlemesini yirmi yıl durdurmalıyız” dediğini unutmayalım. Fiili olarak yirmi yıl susturulan tarihi olarak yüzyıl susturulmuş demektir.

Tercüme düşüncenin Türkiye’ye girişinin, 60 ve 70’li yıllardan gelen bir yazgısı var. Tercüme edilen düşünür veya düşünce, fraksiyonel bir çevrenin ideologu gibi tercüme edildiğinde veya bir fraksiyon tarafından sahiplenildiğinde o siyasetin stratejisinin referansı haline gelirdi/getirilirdi. Durum giderek, o siyasetten olmayan kişilerin söz konusu düşünürün görüşlerine katılsa da bunu dile getiremediği, dile getirdiğinde ise o düşünürden çok o siyasete katıldığı sonucunun çıkarıldığı bir duruma dönüşüyordu. Ama daha önemlisi, o düşünürü tercüme eden siyasi anlayışın temsilcileri siyaseti bıraktığında veya gücünü yitirdiğinde ortaya çıkan durumdu. Söz konusu düşünür ortada kalıyordu. Tıpkı Althusser gibi, Gramsci’nin, Türkiye’de başına gelen de biraz bu duruma benziyor. Gramsci deyince, Türkiye solunda akla gelen, “sivil toplum” fikri, yani Murat Belge idi. Belge, fiili olarak siyaseti, yani Birikim Dergisi pratiğini bırakınca, Gramsci sanki ortada kaldı. Bu ortada kalış durumuna, söz konusu düşünürün yer aldığı tarihsel zemini yitirişi durumu diyelim. Gerçi Gramsci, bu grup tarafından tercüme edilmedi Türkçeye ama o gruba ait kılındı. Bununla birlikte, Gramsci’nin durumu biraz farklı ve karmaşık, sadece bu belirlemeyle açıklanamaz.

12 Eylül 1980’nin hemen ertesinde, Gramsci’nin düşüncesini tartışan metinlerinden oluşan hatırı sayılır bir yayın yapılmıştı. Gramsci ve Felsefe (Jacqoues Texier), Gramsci ve Sivil Toplum (Norberto Bobbio, Jacqoues Texier), Gramsci ve Tarihsel Blok (Hugues Portelli), Siyaset ve İdeoloji: “Gramsci” (Stuart Hall, Bob Lumley, Gregor McLennan), Gramsci: Hegemonya, Doğu/Batı Sorunu ve Strateji (Perry Anderson) Gramsci’yle ilgili başlıca tartışma metinleriydi. Ama Gramsci düşüncesinin seçikleşip ayırıcı konumuna oturmasında, sanırım bu kitaplar da pek başarılı olamadı.

Örneğin “sivil toplum”, Hegel’le ortaya çıkan bir kavram. Ama bu kavram, Türkiye’ye, Hegel’in devlet felsefesinin bir kavramı olarak değil, bu tarihsel ortaya çıkıştan bağımsız olarak, Gramsci’nin bir kavramı olarak girdi. Böylece Gramsci’nin kavrama ayırıcı katkısının ne olduğu, bu katkının Marksizm içindeki öneminin ne olduğu seçik değildi ve felsefi bağlamının devamlılığından kopuktu.

Vico, Croce, Eco, Vattimo...

Farklı bir perspektiften yaklaşalım. Örneğin Althusser söz konusu olduğunda, (Türkiye’de) ona ilişkin bir idea’dan, gerek felsefi probleminin gerekse gerçekleştirdiği düşünsel yeniliğin ne olduğundan söz etmek mümkündür; fakat söz konusu olan Gramsci olduğunda, durum belirsizleşmekte ve bulanıklaşmaktadır. Bu bulanıklığın Marksizm bağlamının dışında bir boyutu var. Örneğin Alman düşüncesinin, Fransız veya Anglo-sakson düşüncesinin, hatırı sayılır bir yeri var Türkiye’deki düşünce ortamında. Aynı durum, İtalya’da ortaya konan felsefi düşünce için ileri sürülemez sanırım. Yani sözünü ettiğim bu durum, sadece Gramsci için değil, diğer İtalyan düşünürleri için geçerlidir. Vico, Croce, Eco, Vattimo için de aynı durum söz konusudur. Tek başarılı olan ki yeni bir durum bu, belki sadece Agamben. Fakat Agamben’nin de ne kadar İtalyan düşüncesinin determinizmini içinde yer aldığı, ayrı bir konu. Bedrettin Cömert, İtalyan felsefesi düşüncesinin Türkiye’ye girişinde, çok önemli bir akademisyendi kuşkusuz.

Sözünü ettiğim düşünsel bulanıklığın oluşmasında rol oynayan bir başka bağlam, tarihi denilebilecek bir bağlam daha var. Bu bağlam, Gramsci’nin fiziki yüz algısından kaynaklanan bir tür algı yanılmasını içerir veya ona dayanır. Gramsci’yi, neredeyse yaştaşımız gibi görürüz. Bunun nedeni, onun, yaygın olarak kullanılan fotoğrafının gençlik dönemine ait olmasından kaynaklanıyor sanırım. Karşımızda duran, henüz engelleme, ihanet ve haksızlıkla karşılaşmamış ve onlara karşı direniş göstermenin deneyimini henüz yaşamamış bir şair yüzüdür. Bu nedenle olsa gerek, ve kuşkusuz kişisel yazgısı bakımından da, Gramsci, İspanyol şair Lorca’ya benzer. Bir yerli yerine konulamama durumundan söz ediyorum. Şöyle devam edelim. Lenin 1870 doğumludur; Stalin 1878, Troçki 1879, Lukács 1885, Adorno 1903. Gramsci ise, 1891 doğumlu. Lorca da 1898 doğumludur. Lorca otuz sekiz yaşında öldürülür; Gramsci ise kırk altı yaşında ölür. Gramsci, bu devrimci düşünürlerden çok, Lorca’ya benzer. Algı yanılması dediğim bu. Ama gelmek istediğim yer başka. Ama bu algı yanılmasını hesapta tutmak gerekir.

Gramsci’nin öngörüsü

Gramsci’nin adının, ancak 60’lı yıllardan sonra, İtalya’nın dışında yaygınlık kazanması, yani 70’li yıllara kadar bilinmez durumda olması da, bu algı yanılmasını da beslemiştir. Gramsci, neredeyse, Althusser sonrası bir düşünür gibidir. Oysa Althusser’den yirmi yedi yaş büyüktür. Başka bir deyişle bu algı yanılması, Gramsci’yi 2. Dünya Savaşı sonrasının bir düşünürü olarak düşünmemize veya fikir ve kavramlarını bu uzam içinde ele almamıza yol açar. Bu noktada, Gramsci’nin felsefi literatüre, Althusser’le girmiş olduğunu da hesaba katmamız gerekir. Oysa Antonio Gramsci felsefi düşüncesi ve kavramları, iki dünya savaşı arasında, 1916 ile 1935 arasındaki dönemde vücut bulur. Başka bir deyişle, Gramsci’nin “sivil toplum”, “hegemonya”, “tarihsel blok”, “praksis felsefesi”, “organik aydın”, “strateji” gibi temel kavramları, 2. Dünya Savaşı’nın öncesinde, kavramlaştırılmıştır. Yaptığım, geriye doğru öteleme değil, işaret etmek istediğim Gramsci’nin öngörüsündeki keskinliği. Filozoflar kavramları maddi bir temelden bağımsız, yani tarihsel bir deneyime dayanmayan bir pedagojik süreçte değil, varlıkta yüz yüze geldikleri bir aporia, yani bir çıkışsızlık deneyiminden sonra, bu çıkışsızlık durumundan çıkmak, o durumu aşmak için üretirler.

Gramsci’nin seçme yazılarından oluşan ilk derli toplu kitap 70’lı yıllarda, dönemin en seçkin yayınevi olan Payel’den çıkmıştı: Felsefe ve Politika Sorunları.

Bugün, Gramsci’nin düşüncelerinin yazılışının yüzüncü yılına yaklaşılırken, 1989 sonrası başka bir bağlam söz konusu. Dipnot Yayınları, Gramsci üzerine yeni yayımladığı kitaplar tam olarak bu bağlamda yer alıyor. Bunlardan ilki, David Forgacs’ın hazırladığı Gramsci’nin seçme yazılarından oluşan Gramsci Kitabı . Diğerleri ise; Paul Ransome’nin, Antonio Gramsci: Yeni Bir Giriş ’i, A.S. Sassoon’nun derlediği Gramsci’ye Farklı Yaklaşımlar ve Peter D. Thomas’ın Gramsci Çağı . Gramsci’nin, yukarıdan beri andığım problematik bağlamda irdelendiği bu üç kitap Gramsci için yeni bir tartışa alanı oluşturmaktadır.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AydınİtalyaKitap
Görüş Bildir