Gizli Eşcinsel miyiz?

-
2 dakikada okuyabilirsiniz

Gizli eşcinsel miyiz?

Gizli eşcinsel miyiz?

Serdar Turgut verdiği bir röportajda Ertuğrul Özkök’ün ‘gizli eşcinsel’ olduğunu öne sürdü. Özkök’ün bu ‘iddiaya’ ne yanıt vereceği merakla bekleniyordu. Benim fevkalade ‘delikanlıca’ bulduğum bir yazıyla Özkök “Evet gizli eşcinselim” dedi. Özkök, eğer böyle bir yanı varsa, bundan gocunmayacağını söylüyor, ben bu sözlerini çok takdir ettim. Yazısının ilerleyen bölümlerinde Özkök, gizli yani ‘bilinçaltında’ eşcinsel olup olmadığını bilemeyeceğini söylüyor.

Turgut ve Özkök ‘gizli eşcinsel’ derken, aslında psikanalizin ‘latent’ dediği, Türkçeye ‘gizli’ olarak çevirebileceğimiz bir durumu kastediyorlar. Yani kişinin eşcinsel bir tarafı var ama bu tamamen ‘bilinç dışına’ itilmiş.

Freud, örneğin Dostoyevski’nin bu anlamda ‘latent’ bir eşcinsel olduğunu ileri sürer. Freud’a göre Dostoyevski’nin sözde ‘sara’ krizleri falan bu bastırılmış arzuların ifadesidir.

Freud’dan sonra da bu konu epey bir tartışıldı. Amerika’da Kinsey ve arkadaşlarının yaptığı mülakatlar, aslında saf heteroseksüellik veya saf homoseksüellik diye bir şey olmadığını, toplumun büyük çoğunluğunun bu skalanın bir yerlerinde durduğunu gösteriyor.

Bu konuda benim en çok prim verdiğim teori psikanaliz ve sosyolojiyi fevkalade başarılı bir şekilde harmanlamış olan Ian Craib’in ‘psikolojik biseksüellik’ teorisidir. Craib, insanların cinsel yönelim anlamında ‘heteroseksüel’ ve ‘homoseksüel’ olmalarının yanı sıra, aslında herkesin bir biçimde psikolojik olarak biseksüel olduğunu öne sürer. Belki de hemcinslerimizle derin dostlukları mümkün kılan doğamızda böyle bir yan olmasıdır.

Bu ‘gizli eşcinsellik’ tartışmalarının kimsenin cinsel yönelimlerini falan değiştireceği yok ama belki de bu tür tartışmalarla, kesif homofobik kültürümüz bir nebze değişime uğrar ve daha hoşgörülü insanlar haline geliriz. O yüzden tartışmayı başlatanlara teşekkürler...

Bizim burjuvazinin asıl sorunu ne? Orhan Pamuk’un başlattığı ve hâlâ devam eden bir Türkiye burjuvazisi tartışması var. Pamuk, bizim burjuvaziyi Güney Afrika’da, hayatlarını bütünüyle siyah çoğunluktan ayırmış beyaz azınlığın durumuna benzetti. Ben de naçizane bu burjuvazi tartışmasına ufaktan bir katkıda bulunayım.

Şimdi alın önünüze iki tane harita, birine Ermenilerin geçmişte en yoğun yaşadığı ve göçertildikleri illeri not edin. Diğer haritada Türkiye’nin en zenginlerinin kökenlerine bakın. Herhalde şu iller üst üste gelecek: Adana, Kayseri, Malatya...

Türkiye’de sermayenin nasıl el değiştirdiğini, kimin elinden kimin eline nasıl geçtiğini anlamadan, neden bizim burjuvazinin bu kadar devlete bağımlı olduğunu, kritik anlarda neden hep statükoyla birlikte hareket ettiğini hiçbir şekilde anlayamazsınız...

Bu el değiştirme işi sadece Ermeni mallarıyla sınırlı kalmadı şüphesiz. Dalgalar halinde neredeyse tüm Cumhuriyet tarihi boyunca devam etti.

Mesela, 1934’te bu defa Yahudiler hedef tahtasına konmuş, haftalarca süren saldırılar ve yağmalar sonucunda Trakya’da sermaye neredeyse tamamıyla el değiştirmiştir. On binlerce Yahudi kökenli vatandaşımız apar topar kaçmıştır ‘Trakya olaylarının’ ardından...

Sonra yeni bir dalga 1942 yılında bu defa Varlık Vergisi aracılığıyla geldi. Gayrimüslimlere öyle akıl almaz vergiler kondu ki, hiç pahasına tüm mallarını satmak zorunda kaldılar, tabii ki, bu işten de Türkiye’de epey bir insan zengin oldu. Sonra biliyorsunuz 6-7 Eylül 1955 olayları var. Gayrimüslimlerin işyerleri ve evleri iki gün boyunca yağmalandı. Bunun ardından tabii ki, Beyoğlu’ndaki ev ve işyerlerinin büyük çoğunluğu yeni sahiplerine kavuştu.

Sonrasında gayrimüslim vakıflarının mallarının mütemadiyen talan edilmesi var...

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AdanaErtuğrul ÖzkökEşcinselKayseriMalatya
Görüş Bildir