Girişimcilik Artık Buluşçuluğa Doğru Evriliyor

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Girişimcilik Artık Buluşçuluğa Doğru Evriliyor

Girişimcilik Artık Buluşçuluğa Doğru Evriliyor

Buluşçu düşünce artık tek başına yeterli değil. Onu besleyip büyütecek geleneksel kültüre, fikirleri geliştirecek uzman kuruluşlara ihtiyaç var. Çünkü girişimcilik artık buluşçuluğa doğru evriliyor.

Edison’dan Davison’a ticari buluşçuluk

BULUŞÇULUK sadece kişisel bir yetenek işi mi? Tartışılır! Aslında buluşçuluk hem kişisel hem de kitlesel bir inanç işi. Buluşçu olmak için önce yaratıcılıkla terbiye edilmiş bir kültürün içinden gelmek gerekiyor.

Buluşçu milletlerin kültüründe geleceği hayal eden insanlara verilen değer önemli yer tutar. Einstein ’ın dediği gibi hayal etmek bilgiden daha önemlidir. Bu gerçek kolektif bilinci harekete geçirir, girişimcilere yol yöntem gösterir. Bu açıdan bakınca buluşçuluk aynı zamanda toplumsal bir yetenek işidir.

Buluşçu Ülke Olmak…

Buluşçuluğun toplumsal yetenekle ilgili olduğunu anlayanlar bugün dünyaya hükmediyor. Biliyorsunuz 18. yüzyılda bazı güçler uzak diyarlardaki doğal kaynakların üzerine oturdular, uygarlığı yayma bahanesiyle yerel zenginlikleri kendi ülkelerine taşıdılar. 19’uncu yüzyıl kimi uluslarda buluşsal düşünceyi öne çıkardı, sanayi devriminin doğmasına yol açtı. Bin bir çeşit mekanik alet sayesinde gündelik hayata kolaylık getiren buluşlar bir anda insanlığın kaderini değiştirdi.

20’nci yüzyıla damgasını vuran büyük savaşlar bile aslında dünyayı teknoloji yoluyla ele geçirme hırsından başka bir şey değildi. Buluşlar ulusal güç gösterilerinden hemen sonra ticarete taşındı, marka haline gelerek buluşçu elitleri ortaya çıkardı. Bugün tüm dünyaya buluşçu şirketlerin kurduğu hanedanlıklar hâkim.

21’inci yüzyılın bundan sonrası ise bilginin tümüyle tabana yayıldığı, buluşlarda patlamaların yaşanacağı çağ olacak. Dolaysıyla artık küçüğünden büyüğüne herhangi bir ülke hâzinesindeki altın rezervine göre değil, ‘buluşsal patent’ sayısının büyüklüğüne göre değerlendirilecek. Yakın gelecekte reyting değerlendirmesi yapan kuruluşlar ülkelerin patent rezervlerini dikkate alırlarsa pek de şaşırmamak gerek.

Patentleriniz Kadar Büyüksünüz

Patent sayılarına şöyle bir bakın, hangi ülke neyi başarıp da öne geçmiş? Basit bir meyve soyacağından, gen teknolojisiyle doku üretimi yapan on binlerce buluşun hazine anahtarları kimlerin tekelinde?

Adresler belli. Büyük kuruluşların temelinde mutlaka ilginç patent öyküleri var. Çünkü büyük devletler ancak böyle var oldular ve de bu yüzden hala varlıklarını sürdürüyorlar.

Nitekim bu gerçeği fark edemeyenler ‘dolduruşa gelip’ kendi kendileriyle kavga ederken Çin dâhil çoğu ülke kendi toplumunu hızla buluşçuluğa yönlendiriyor. Gelecek artık savaşlarda değil buluşsal kültürün odak noktasında şekilleniyor.

Hiç şüpheniz olmasın yakın gelecekte ülkelerin asıl zenginliği kişi başına düşen ‘buluşsal patent’ sayısıyla değerlendirilmiş olacak. Umarım G-20 örneğinde olduğu gibi zamanın birinde salt patent sayılarının gösterge olarak kullanılacağı P-20 (buluşsal patent sayısında ilk 20 ülke) içine gireriz de bu söylediklerimin boş bir kehanet olmadığı anlaşılır.

Baş döndüren patent sayıları içinde küresel gerçeğin neresinde olduğumuza işaret etmek değil amacım. Bu nedenle bilinen rakamlarla sizleri oyalamayacağım. Amerika’daki onlarca organizasyondan birini örnek göstererek girişimcilerin dikkatini bu noktaya çekmek istiyorum.

Bu işler nasıl oluyor, bir ülke toplumsal buluşçuluk düzeyine nasıl ulaşıyor?

Ama önce şunu bilmemizde yarar var: Bu iş sadece bir kültür değil aynı zamanda geleceği hazmetme meselesi!

Nitekim buluşçuluk kültürünü yaratanlar sadece geleceği gören birkaç öncü isimden ibaret. Örneğin Thomas Edison … O bir zamanlar geleceği görme işini öylesine ilerletmiş ki, adeta bir endüstri kurmuş. Atölyeler, laboratuarlar, fabrikalar…

Yaptığı şey buluşçu beyinleri bir araya getirip onların aklını sürtüştürerek gelecek hayallerini gerçeğe çevirmek.

Edisondan Davison’a…

İşte günümüzde bu kültürün uzantısı onlarca firma var. Bunlardan biri de Davison Inventing adlı kuruluş.

Amerika’da Ar-Ge içerikli çok daha büyükleri olduğu muhakkak. Bu mütevazı organizasyon 1989’da George Davison tarafından kurulmuş.

Yirmi yılı aşkın süredir, üreticileri sıra dışı fikirlere, yeni trendlere teşvik ediyor; onların fikirlerini olgunlaştırıp pazara sunmalarına yardımcı oluyor.

Bir bakıma ‘sokaktaki buluşçu’nun hayallerini ticari hale getiren bir kurum. Bünyesinde çalışan insanlar oluşan fikirleri lisans aşamasından ambalajlı ürüne değin tüm süreçleri yönetiyor. Üstelik oluşan yenilik fikirleri ürüne dönüştükten sonra onları dünyanın büyük zincirlerine pazarlamak için aracılık da ediyorlar.

Yaptıkları iş bunlarla sınırlı değil. Zincir marketlerin ihtiyaç duyduğu yenilikleri sıra dışı ürünlere dönüştürecek uzmanlar var bünyelerinde. Kapıları hayalleri olan herkese açık. Yeter ki bu hayaller ticari fırsatlara dönüşebilecek nitelikte olsun. Dünyadaki her buluşçuyu kendi ortamlarına davet ediyor, orijinal fikirleri parlatıp ticari hale getiriyorlar.

Fikir Geliştirmek Önemli

Yenilikçi ürün tasarımında epey yol almışlar. Birçok ödülleri var. Prototip geliştirmeden ambalaj tasarımına değin ‘buluşsal süreç yönetimi’ işlerinin asli unsuru.

Önce gizlilik sözleşmesi imzalayarak tarafların haklarını garanti altına alıyorlar. Ekiplerin geliştirdiği buluşlar her gün yeni bir gündem yaratıyor. Şirketin 250 kişilik kadrosu sadece yenilik üzerine konsantre olmuş. Kurucu George Davison ’ın yaşamı ise her girişimci için örnek alınacak öykülerle dolu.

Sözün özü şu: Girişimcilik artık buluşçuluğa doğru evriliyor. Herkesin yaptığını yapan bundan böyle zor kazanacak

Yaratıcı hayalleri olanlar lütfen elektronik medya üzerinden George Davison ’ı ve onun organizasyonu Davison Inventing ’i tanısınlar. Böylece ‘fırsatlar ülkesi’ olmanın anlamını, buluşçuluğun nerelere kadar geldiğini öğrenmiş olacaklar. Hatta küresel imkânların getirdiği olanaklarla birlikte iş yapmaları dahi mümkün. İş yaşamı çeşitleniyor, hızla geçen zaman şimdi küresel buluşçuların lehine çalışıyor.

Günümüzde patent almak değil, onu korumak ve geliştirmek önemli. Fikrin ortaya çıkışıyla birlikte raflarda ürün haline gelme aşaması karmaşık bir süreç. Tek bir kişinin ya da küçük bir ekibin yönetebileceği işler değil bunlar. Örneğin dünyanın en büyük perakende zinciri benzer bir ürünü raflarına koymak için üreticiden önemli katkı ve ciddi teşhir paraları talep ediyor. Aynı süreç uzun zamandır Türkiye’de de geçerli. Raf bedelleri tüm zincirler için önemli bir kazanç kapısı oldu. Çünkü her zincir marketin bir santimetre karelik yerinin ciddi bir maliyeti var. Ürün dönüş hızı burada çok önemli. buna rağmen yeni bir ürüne hiç beklemeden raflarını açıyor, geleceğin hayallerine katkıda bulunuyor. Böylece hem buluşçular yüreklendiriliyor, hem da tüketiciye ilk ürünü sunmanın ayrıcalığı yaşatılıyor. Eğer ürün Davison Inventing gibi bir fikir geliştirme organizasyonundan gelmiş ise koşulsuz kabul ediliyor. Türk buluşçulara kadar uzanan işbirliği teklifinde George Davison ’un şu mesajı dikkat çekici: “Bizimle iş yapmak isteyenlerin kafasındaki fikir bir patente sahip olsun ya da olmasın fark etmez.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AltınÇinEinsteinGirişimcigündemmeyve
Görüş Bildir