Gezi Parkı'nı Nasıl Okumalı?

 > -

Gezi Parkı'nı Nasıl Okumalı?

Ortada ulusalcı soldan devrimci sola, LBGTT’den çevrecilere, geleneksel siyasi duruşlara yüz vermeyen ama farklı bir siyasi bilince sahip olan gençlerden yeni sola ve hatta AKP’ye oy verenlerin oluşturduğu vicdan temelinde birleşen bir koalisyon var.

Akademik yaşam yavaştır, temkinlidir. Bir sosyal hareketin analizini yapmak için üstünden zaman geçmesi gerekir. Çünkü, toplumsal gerçeklik oldukça karmaşıktır. Ortada ayıklanması gereken bir faktörler yumağı vardır. Titizlikle her bir faktörü ortaya çıkarıp, sonuçlara anlamlı bir şekilde bağlamak gerekir. Öte yandan, sosyal hareketlerin ekonomik, siyasi ve sosyal sonuçları da bir anda ortaya çıkmadığından itidalli olup, beklemek gerekir.

Gezi Parkı direnişi beklenmedik bir anda ortaya çıktı ve çığ gibi büyüdü. Özellikle görsel medyanın ve ana akım basının bir bölümünün görmezden gelmesi sonucunda, protesto eylemlerini izleyebilmek ve anlamlandırmak oldukça zor bir hâl aldı. O yüzden -akademik teamüllerin dışına çıkarak- sosyal medyadan akan bilgileri ve kişisel gözlemleri harmanlayıp, sosyal hareketler literatürü eşliğinde yorumlamak, el yordamıyla içinde ilerlenen sis bulutunu –gaz bulutu diye de okunabilir- biraz olsun dağıtabilir.

Önce işin abecesiyle başlayalım. Sosyal hareketler literatüründe kabul gören ortak tanım şudur: Birbirleriyle dayanışan, ortak bir fikri ve duyguyu paylaşan, haksızlık veya eşitsizlik olarak gördükleri bir meseleyi çözmek için seferber olup sorunlarının kaynağı olarak belirledikleri aktör ve/veya kurumlara yöneltilmiş protestolar düzenleyen, süreklilik kazanmış enformel toplumsal ağlar.

Bu kapsamlı tanıma göre, sosyal hareketler bir amaç uğruna stratejik kararlar vererek hareket eden grup, örgüt ve bireylerden oluşur. Yani, yönünü yitirmiş, mağduriyetlerinin nedenlerini bilemeyen “üç-beş çapulcunun” başıbozuk davranışları değildir. Aynı Gezi Parkı direnişinde olduğu gibi, çeşitli konularda haklarını arayıp, genel anlamda siyasal karar alma mekanizmalarına katılarak demokratik bir düzenin kurulmasını hedefleyen oluşumlardır.

Sıfırdan değil...

Şimdi, Gezi Parkı direnişini genel kabul gören teorik çıkarımlara göre açıklama işine girişelim.

Sosyal hareketler esnek, geçirgen ve enformel toplumsal ağlardır. Siyasi partilerden farklı olarak, yazılı kuralları, hiyerarşik yapıları veya katı bir şekilde belirlenmiş üyelik kriterleri yoktur. Öte yandan, sosyal hareket örgütlenmeleri koordinasyon, bilgi akışını sağlama ve hareket içi ya da dışı aktörleri birbirlerine bağlama gibi önemli işlevler yürütür.

Gezi Parkı direnişine gelen yol da böylesine esnek, lidersiz ve hiyerarşik olmayan ağ-tipi organizasyon üzerinden şekillendi. Gezi Parkı’nın yıkılmasına karşı çıkanların bir araya geldiği Taksim Platformu, aylar boyunca sembolik eylemler düzenleme, projenin olası etkilerini uzman raporlarıyla belirleme, basın açıklamaları ve diğer protestolar yoluyla konuyu gündeme taşıma ve kamuoyunu bilinçlendirme, imza kampanyası düzenleme ve hukuki mücadele yürütme gibi birçok işi yaptı. Burada önemli bir noktanın altını çizmek gerek. O da, hiçbir büyük ölçekli protesto sıfırdan ortaya çıkmadığıdır. Taksim Platformu’nun tüm çaba ve eylemleri geniş çaplı Gezi Parkı direnişinin altyapısını hazırlamış oldu.

Sosyal hareketler daha önceden devraldıkları eylem repertuarlarından amaç ve stratejilerine uygun taktikleri ve eylem biçimlerini seçer. Ayrıca, bunlara yenilerini de eklerler. Örneğin, kamp kurma, daha önce başka sosyal hareketler tarafından da uygulanan bir protesto biçimi. İlk kez 1970’lerde Avrupa’daki barış aktivistlerinin kurduğu “barış kamplarını”, Irak Savaşı protestocuları, Tahrir Meydanı isyancıları ve Wall Street’i İşgal Et eylemcileri da uygulamıştı.

Gezi Parkı nöbetçileri de ana eylem biçimi olarak kamp kurmayı seçtiler. Oturma eylemi, kamusal alanda “izinsiz” konser ve forum düzenleme gibi diğer şiddet içermeyen sivil itaatsizlik eylemlerine başvurdular. Şiddet kullanımını kesin bir dille reddederek, yöntemleri ve hedefleri –ekoloji ve kentleşme konularında demokratik katılım- arasında tutarlılık yakalamış oldular. Bu da kamuoyunun gözünde haklılıklarını artırırken, polis müdahalesi sonucunda ortaya çıkan görülmemiş kitlesel desteğin mihenk noktası oldu. Buradan siyasi fırsatlar meselesine geçersek; her hareketin içinde bulunduğu bir siyasi bağlam vardır ve her hareket diğer siyasal aktör ve kurumlarla karşılıklı etkileşim hâlindedir. Siyasi süreçler ve ilişkilerdeki değişiklikler ya hareketlerin önünü açan fırsatlara dönüşür ya da onları engelleyen kısıtlamalara. Devletin sosyal hareketleri bastırma/engelleme yolu olarak kullandığı polis şiddeti de siyasi fırsatlar kümesinin önemli unsurlarından biridir. Teorik olarak, polis şiddeti arttıkça hareketler daralır çünkü katılımcıların karşılamaları gereken maliyetler de –tutuklanma, gözaltı, dayak, yaralanma gibi- artar.

Ancak, Gezi Parkı’nda uygulanan hoyrat ve gayriinsani polis şiddeti tersine bir durum yarattı. Zaten hayatlarına müdahale edildiğini, karar alma mekanizmalarından dışlandıklarını düşünen büyük bir kitle vicdani bir refleksle Gezi Parkı’ndaki barışçıl çevrecilere desteğe geldiler. Artan şiddet hükümetin zayıflığını gösterdi; bunu gören diğerleri “biz de protesto edebiliriz” diyerek katıldılar.

Öte yandan, başını eylemlere kişisel olarak katılıp, göstericileri polisten bizzat korumaya çalışan Sırrı Sürreya Önder, Sezgin Tanrıkulu gibi milletvekillerinin çektiği politikacılar; eylemlere sosyal medyada attıkları mesajlarla, geleneksel medyaya verdikleri demeçlerle destek veren sanatçı ve akademisyenler; yaralılara yardım veren Nasuh Mahruki ve AKUT gibi “etkili müttefiklerin” destekleri göstericilerin yolunu açan fırsatlar oldu. Sağlanan fiziksel koruma ve yardımdan daha da önemlisi, manevi bir güç olup aktivistlerin dayanışmacı ağlarının güçlenmesine neden oldu.

Hatta, Ertuğrul Günay’ınki gibi eleştirel seslerin yükselmesi iktidarın içinde yarılmalara işaret ederek eylemlerin fırsat kapısını daha da araladı.

Ne var ki, çevre hareketinin bir parçası olan Gezi Parkı kampanyası ve nöbeti “direnişe” dönüştükçe hızla şekil değiştirmeye başladı. Merkezinde çevre ve kentleşme olan demokrasi mücadelesinin içeriği genişledi. Bunda farklı kimlik ve siyasi duruş sahibi aktörlerin hareket ağına dâhil olmasının büyük payı var. Ortada ulusalcı soldan geleneksel devrimci sola, LBGTT’den çevrecilere, geleneksel siyasi duruşlara yüz vermeyen ama farklı bir siyasi bilince sahip olan gençlerden yeni sola, sosyal demokratlara, anti-kapitalist Müslümanlara ve hatta AKP’ye oy verenlerin oluşturduğu vicdan temelinde birleşen bir koalisyon var. Her ne kadar sosyal hareketler doğası gereği birden fazla kimliği içerisinde barındırsa da, bu kimliklerin sağlam ortak müşterekler üzerinden birbirine bağlanması gerekmekte. Karşıtlarının, hareketlerin meşruiyetinin altını oymak için sıklıkla başvurduğu “etiketleyerek-kötüleme” taktiği birleştirici bir rol oynamakta. İnsanlar “üç-beş çapulcu” ya da malum yasadışı grupların piyonu anlamına gelecek yaftaları duydukça tepki gösterip, birleşiyorlar. Ayrıca, gazın burunlardaki ve vicdanlardaki sızısı geçmemiş durumda.

Ancak bir süre sonra Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nda toplanan grup, örgüt ve bireylerin bazı kararlar üzerinde uzlaşmaları gerekecek. Yine literatürün işaret ettiği üzere, çeşitli grup ve örgütler toplumsal hareket ağlarını teslim alıp, diğer kimlik ve siyasi pozisyonları bastırmaya çalışabilir. Gösteriler sırasında desteği alınan siyasal partilerin veya diğer grupların buna teşebbüs etmesine başarılı bir şekilde karşı konulmuş olsa da, böylesine alan kapma çekişmesi ihtimali her zaman mevcut.

Gidişatı belirleyecek olan ise, her sosyal hareketin kendi anlam kümelerini oluşturduğu “çerçeveleme faaliyetleri” olacak. Yani, kolektif bir biçimde sorunların ortak adını koyup (diagnosis), bunlara ortak çareler üretip (prognosis) ve bundan sonraki eylemlere ve faaliyetlere insanların katılması için nedenler sunmaları (motivation) gerekmekte. Ama bu oldukça demir leblebi bir konu. Misal, asıl sorunu büyümeye dayalı ekonomik kalkınma modelleri ve onların genel uygulayıcıları olarak gören çevrecilerle, AVM’lerden ve aşırı tüketimden rahatsızlık duymayıp sorunu sadece bu politikaların uygulayıcılarının kimliklerinde görenler aynı platformda yer almaya çalışıyor.

Kısaca, bu umut vaat eden protesto anından sivil toplumu ve devlet-toplum ilişkilerini dönüştürebilecek bir demokratikleşme hareketinin çıkıp çıkamayacağı hâlâ belirsiz.

Dr., Marmara Üniversitesi

OKUMA ÖNERİLERİ

Power in Movement: Social Movements and Contentious Politics

Sidney Tarrow, 2011 , revize edimiş ve güncellenmiş 3. baskı, Cambridge University Press.

Sosyal hareketler alanında yükseklisans ve doktora yapanlara tez hocaları tarafından önerilen ilk kaynak. Bu temel kitapta, Tarrow sentez modelinin aşama aşama nasıl oluştuğunu tarihsel ve güncel örneklerle anlatır.

Social Movements, 1768–2004

Charles Tilly, 2004, Paradigm Publishers.

Tarihçi ve sosyolog Tilly, bu çalışmasında sosyal hareketlerin ve repertuvarlarının modernitenin gelişimiyle beraber nasıl ortaya çıktığını tarihsel bir perspektiften inceler.

Comparative Perspectives on Social Movements

Doug McAdam, John D. McCarthy, Mayer N. Zald, 1996, Cambridge University Press.

Social Movements: An Introduction

Donatella Della Porta, Mario Diani, 2006, Blackwell Publishing.

The Blackwell Companion to Social Movements

David A. Snow, Sarah A. Soule, Hanspeter Kriesi, 2004, Wiley-Blackwell.

A Primer on Social Movements

David A. Snow, Sarah A. Soule, 2010, W.W. Norton&Company.

Sosyal hareketlere giriş niteliği taşıyan bu kitaplar, değişik sosyal hareket unsur ve süreçlerini kapsamlı analizlerini sunmakta.

Frames of Protest

John A. Noakes, Hank Johnston, 2006, Rowman&Littlefield.

Bu derleme kitapta, çerçeveleme süreçleri üzerine tartışmalar değişik vakalar karşılaştırılarak sunulmakta.

Yeni Toplumsal Hareketler

Bilhan Kartal, Belkıs Kümbetoğlu, Anadolu Üniversitesi Yayınları.

Toplumsal Hareketler: Tarih Teori ve Deneyim

Y. Doğan Çetinkaya, 2008, İletişim Yayınları.

Türkçede sosyal hareketler üzerine yayımlanmış az sayıda kitaptan ikisi, farklı sosyal harketleri Türkiye ve dünyadan örneklerle analiz etmekte ve genel teorik yaklaşımları incelemektedir.

Sıradışı İnsanlarIar: Direniş, İsyan ve Caz

Eric J. Hobsbawm, Yordam Kitap.

21. Yüzyıl Anarşizmi

James Bowen, Jon Purkis, Ayrıntı Yayınları.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiErtuğrul GünayGezi ParkıIrakKitapKonserMarmara ÜniversitesiPoliset
Görüş Bildir