Fikret Kızılok’un 1998 Roll Dergisine Verdiği Samimi Röportajdan Ders Niteliğinde Alıntılar

0PAYLAŞIM

60'lardan itibaren müziğimizde önemli bir yer edinmiş olan efsanevi müzisyen Fikret Kızılok, vefatının ardından geçen 20 yıldan sonra bile hâlâ büyük bir tat ile dinlenmeye devam eden bir isim. Bu unutulmaz sanatçının hafızalarımızda yer edinen unutulmaz şarkıları eşliğinde 1998 yılında verdiği röportajdan satır aralarını paylaşacağız sizinle. 

Dönemin ünlü müzik dergisi Roll'da yayımlanan ve Siren İdemen ile Derya Bengi'nin hazırladığı bu röportajda müzisyenin hem müziğe bakış açısını hem de hayatın her alanındaki politik duruşunu açıkça görebiliyoruz. Buyrunuz...

Şubat - Mart 1998'de özel sayı olarak yayımlanan Roll dergisinde dolu dolu bir Fikret Kızılok röportajı yayımlanmıştı.

Bu röportajın büyük bölümü Kızılok'un 1994'te Siyaset Meydanı programına bağlanmasıyla birlikte Zülfü Livaneli'yle büyük bir kapışmaya girmesi konu edinmişti. Hafızalarımızda hâlâ dipdiri duran şarkıların sahibi Fikret Kızılok, burada hem Zülfü Livaneli'ye hem de timur Selçuk'a yönelik oldukça sert eleştiriler ve sözler yöneltmişti. Fakat bu, işin magazinsel kısmı. Bunu bir kenara koyarsak bu röportajın satır aralarından son derece kıymetli, ders niteliğinde alıntılar yapmak istiyorum, müzisyenin şarkıları eşliğinde...

"Ben düşüncelerimi yazmıyorum, sesle ifade ediyorum deyince, iş değişiyor. O zaman sizin düşünceleriniz var demektir."

Eğer düşüncelerin var da yazamama hali varsa, ona benzer insanların şiirlerini alırsınız, besteler, söylersiniz. Bunun üçüncü bölümü de ‘ben yazamıyorum, besteleyemiyorum ama şu felsefedeyim, şu şairi buldum, size de besteletiyorum, sesimin tonuna uyuyor, şimdi söylüyorum.’ Bu da bir şekildir, yapılabilir ama içinde bir burukluk vardır. Kendisi düşünemediği, yazamadığı, besteleyemediği için. Her Mozart’ı, Beethoven’ı yorumlayışında bir icracı tuhaftır. Çünkü koca bir dev onun kafasındadır: “Şşşt, yanlış yapıyorsun. Hah, şimdi daha güzel yaptın.” Bu sanatçıların içinde bir acıdır. İcracı olmak demek sonunda çıldırmak demektir. O yüzden üreten insanla, tüketen insan arasındaki zincirde bazı halkalar var.

"Timur bazı şarkıcılara marjinal derken yanlış söylüyor. Marjinallik demek gerçek demek aslında..."

Ben şarkımı düşüneceğim, yapacağım ve gelip size söyleyeceğim Bu marjinallik mi? Bu normali ya! Sting düşünmeye çalışıyor. John Lennon salaktır ama düşünmeye çalıştı. En azından yazdı. (...) Tek şeye inanırım: düşünüyor mu şarkıcı, yazıyor mu bunu, söylüyor mu kardeşim? Bitti! O şarkı güzelse, tamam işte. İnsanlık bunu istiyor, sanat bu. Yoksa bir yamukluk var.

Olay bu: Özelleştirmeyi yapmak, işin özel şeklini bulmak. bu özel şirketlerle gerekli kumpanyayı kurup dünyayı güzelce globalleştirip hiç savaştırmadan almak, bunların amacı bu.

Sizin düşünceleriniz, bilinciniz tamamsa, Mercedes'e biner misiniz? Kim biner Mercedes'e? Ben binmem. Mercedes niye alınır? İçinde bir şey olmayan insan, en azından dışıma bir şeyler alayım der.

Yaşamadığım şeyi yazmıyorum. Bir şey yaşanacak, ondan sonra şarkı olacak. Mesela "Hamakta" demiştim...

Denizci olduğum için ve yaşlı olduğum için böyle bir şarkı çıktı: "Gölgesine serilmiş bir efil rüzgar / Ne düşteyim ne yatakta / Sağını soluna koymuş da unutmuş / Yaşımı geriye doğru saymaktayım / Hamaktayım / Elim uzanmış zamanı okşar / O kendini bende bulur / Soyunur koynumda uyur / Yaşımı geriye doğru saymaktayım / Hamaktayım / Aşklarım, tutkularım, yasaklarım / Kuytuda başak, unutulmuş çocuklarım / anlatılır gibi değil anladıklarım / Yaşımı geriye doğru saymaktayım / Hamaktayım" 

Ölü poposuna pamuk tıkar gibi şarkı olmaz. Yaşayacaksınız, düşüneceksiniz, bunlar öyle geliyor, beyinle geliyor sadece.

"Seni seviyorum" dediğiniz vakit tınısı geliyor...

"Je T'aime"de gelmiyor. Öbürkü "Ich liebe dich", o da başka, hepsi başka. İmkanı var mı bir aranjman yapmanın? Aklı başında bir sanatçının bitmiş olan bir şarkısını Türkçe nasıl çevirirsiniz? Şairler bile "çok özür dilerim, benzerini yapmaya çalışıyorum" der. Orhan Veli bile La Fontaine masallarını yaparken, "bu yenecek halt değil, çok boktan bir şey ama çocuklar anlasın diye yapıyorum" dedi.

Her sene otuz tane şarkı yapıyorum, bunları da yasaklarlar.

Çok çeşitli konularda şarkılar var. Mesela "Süleyman"da çocuklara yakın geçmişi anlatıyorum.

Aşık Veysel'e sonra tekrar yalnız gittim. Bu ikincisinde kar yağdı, kasımdı, kapandı yollar ve ben orada üç ay kaldım...

Üç ay kalınca ben değiştim. Adamcağız saz çalıyor, bende de gitar var. Uymayan bir şeyler var, fakat o kadar yakınında yollar var ki... Onun şarkısını falan da aranje etmek istemiyorum. Ne yapayım, ne yapayım derken bir dizeyi yazmış fakat besteleyememiş olduğunu gördüm. "Yapayım mı bunu," dedim, "yap" dedi. "Yeter gayrı yumma gözün kör gibi" diye bir şarkı. Geldim İstanbul'a, bunu yaptım ve 22 yaşında meşhur oldum.

Başkasının şiirinin bestelenmemesi gerekir. Bunu biliyordum zaten. Fakat Ahmed Arif'i o kadar seviyorum ki şair olarak...

"O zaman" dedi, "gel beraber yazalım bunu." Geldik ve bir 45'liği beraber yaptık. Bir yüzünde "Vurulmuşum" vardı. Diğer yüzünde de "Anadoluyum" ki bu şarkının yarısını ben yazdım, yarısını o yazdı. Her şair bunu yapmaz. O yaptı ve bu son deney oldu. Ondan sonra hep kendi şarkılarımı yaptım.

Ayrıca Ecevit'in "bir soyun kanı olmasın varsın..." diye bir şiirini yaptım mesela.

Ecevit'le tanışırdık, severdik birbirimizi. 74 dalaveresinde vuracaklardı onu neredeyse. Eski kitaplarından "Türk-Yunan Şiiri" diye bir şey bulmuşlar. Ve mecliste tartışıyorlar: "Böyle bir başbakan bu şiiri yazmışsa Yunanlılarla savaşamaz," diyorlar. 1955'lerden kalma bir kardeşlik şiirini kullanmaya kalkıyorlardı. Ben de sinirlendim, besteledim bunu, hatta beraber bir TV programı yaptık.

Şiiri Ecevit'in kendisinden dinlemek isterseniz şöyle alalım sizi 👇

Ne zaman plak yapsam, altın plak alıyor. Ne gereği var, beni biraz yukarıya çıkmam gerekir. İleri gitmem lazım.

"Tuttum, Not Defterim"i yaptım. "Bu sefer sözü kullanmayacağım, atonal bir deneme yapacağım," dedim. Nâzım Hikmet'i aldım, kafasında ne düşünebilir diye, şablonunu koydum. Stockhausen ya da John Cage, İlhan Mimaroğlu gibi atonal bir müzikti. Böylece bu sefer şarkıcılığı değil de müzisyenliği denedim. Bu plakla Varşova'da iki tane ödül aldım. Fakat burada yasaklandı. Ondan sonra da bıraktım, daha doğrusu beni bıraktılar. Çünkü plakçılar "sapıttı herhalde, para etmez, uçuyor bu adam" dediler.

Seneler sonra 12 Eylül'den sonra kafam attı, yeniden başladım. Üç tane albüm çıkardım.

Bir tanesini (Olmuyo Olmuyo) sistemi hırpalayabilmek için çok acele yaptım, çünkü Özal'a çok kızıyordum. Kötü elektronik modellerle yapılmıştır o albüm ama seçimlere üç ay kalmıştı, acelem vardı.

Ben işçi değilim, köylü de değilim. Zengin değilim ama başkasının vereceği maaşla yaşamıyorum. Az parayla yaşamayı öğrendim.

İki kademe var: Biri işçilerin kurtarılması. Daha sonra da kültür, bilinç... Bu yüzden ben şarkılarımı, işçilerin çocukları için yazıyorum. Beni dinlediklerinde "baba bak, bu adam bir şeyler anlatmış, bir şeyler yapmış" desinler isterim. Benim işim bu. Soldayım ama işçi değilim. (...) Zengin değilim ama onlardan zenginim. Bir sınıf farkı var. O farkı hemen kapatmaya imkan yok. Oyun oynayamam ben. Das Kapital'deki gibi görmüyorum meseleyi. (...) Ama Das Kapital'den sonra bir dünya var.

Ben monotikacıyım. Felsefem belli. Nereye gideceğim de belli. Ben sosyalist düşünen bir insanım.

Politika yapacak halim yok. Monotik ve aynı seviyede giden bir güzergahım var. Böyle bir insanın politika yapabilmesi için bir yerlerden bir yerlere giderken değişikliklere uğraması gerekiyor. (...) Sanayiye inanmam fazla. Yeşile inanırım, denize inanırım. Benim politika yapmama imkan var mı? Kendi yalanımı kabullenmem lazım. Felsefi olarak "ben şu kadar yalan söyleyebilirim"e gelmem lazım. Zaten o zaman yazamam. Sanatçı monotikacıdır. Özgürlük sathına konmuş bir yaratıktır sadece.

Fikret Kızılok'un sevilen diğer şarkılarını da şöyle derledik...

Fikret Kızılok - Tek Başına

Fikret Kızılok - Ama Babacığım

Fikret Kızılok - Serserinim

Evde ya da sokakta ol fark etmez, müzik ve müzik hakkında her şey @yuzdeyuzonline Instagram ve Twitter hesaplarıyla senin yanında!

instagram.com/yuzdeyuzonline

twitter.com/yuzdeyuzonline

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
82y

Ölü poposuna pamuk tıkanmaz altına serilir. ah cahil ülkem insanı

Görüş Bildir