Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Felsefeyi İkiye Bölen Kadim Soru: Mutluluğa Ulaşmak İçin Acı Çekmek Şart Mıdır?

-

Kendinize cesaretle “Niçin çalışıyorum?” sorusunu sorup, yine tüm cesaretinizle yanıt verebiliyor musunuz? Bizler bu soruyu genellikle şöyle sorarız: “Niye çalışıyorum ki?” Bu küçük biçim değişikliği önümüze bambaşka bir anlam koyar; çünkü beraberinde pes etmişliği, vazgeçmişliği, gereksizliği, mutsuzluğu, bıkmışlığı, umutsuzluğu ve tükenmişliği getiriyor. 

Büyük düşünürlerin de görüşleri ışığında konuya daha yakından bakalım.👇🏼

"Niye çalışıyorum ki?" sorusu

Bu soruyu kafamızda doğuran durum, kişinin kendisini bütünüyle verdiği, hatta adadığı bir yolda üst üste ya da alışık olmadığı yenilgiler, bozgun ya da başarısızlıklar yaşamasıdır.

Böyle olduğunda isteğimiz ve umudumuz azalır.

Başarısızlık ve yenilgiler bizi güçsüz kılmaya başlar; ve kişi çabalarını sorgulayarak bunların aslında ne kadar “anlamsız”, “gereksiz” olduğu sonucuna varır.

Zorluk yaşamak iyi bir şey mi?

Öncelikle isterseniz bu düşünceye katılmayanların yaklaşımları ile başlayalım:

“En şanslı insan, hayatını bedensel ya da zihinsel hiçbir acı çekmeksizin yaşamış insandır.” 

Yukarıdaki görüş, mutluluk için sıkıntı ve sorunlardan kendini uzak tutmaya çalışmanın gerekliliğini söyler.

Hatta ileri giderek hayatın sunduğu hoş ve güzel şeyleri ele geçirmeyi değil, onun sayısız uğursuzluklarından/acılarından mümkün olduğunca uzak kalmayı amaç edinmeyi öğütler.

Schopenhauer’e göre felsefi bilgeliğin özü Aristoteles’in şu sözünde yatıyor: “Sağduyulu insan, zevkten değil, acıdan uzak durmaya çalışır.”

Schopenhauer, insanın ardından koştuğu evrenin aslında bir tasarım, bir düş olduğunu söyler. Dolayısıyla, bir düş arkasında koşmanın bizi bahtsız kıldığını belirterek, tam anlamıyla mutluluğun imkansızlığını açıklar.

“Düşlerimizdeki mutluluğun bulanık, aldatıcı imgeleri, rastgele seçilmiş görüntüler halinde belirir gözlerimizin önünde."

 "Ve biz bunların hakikilerini ele geçirmek için boş yere çabalarız.”

“Doğuştan getirdiğimiz tek bir kusur var: Hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz..."

"Bu kusurumuzu gidermedikçe... dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer gibi görünecektir. Çünkü her adımımızda, ister büyük, ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, insanların mutlu bir yaşam sürdürmelerine olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız.”

Peki mutluluğu yakalamak gerçekten bir yanılsama mıdır?

Eğer gerçekten öyle ise, hayatın hoş yanlarını bir kenara bırakıp kendimizi perhize almamız, zevkler peşinde koşmak yerine Schopenhauer’in deyişiyle, “yanmaz duvarlarla çevrili küçük bir odada yaşayıp” kendimizi acılardan sakınmamız gerekir.

Böylesi bir tutum, vazgeçiş ve teslimiyetin kendisi değil midir?

Korkakça ve gerçekdışı değil midir? Mutluluğu yakalamak mümkündür ve ona ulaşmanın yolu acıdan sakınmak değil, onu doğal bir şey, iyi olana erişmek için çabalarken karşımıza mutlaka çıkacak bir basamak olarak görmektir.

Tarihe baktığımızda mutlu yaşamlar sürmüş oldukları anlaşılan birkaç kişiden örnek verelim: Montaigne, Stendhal ve Goethe

Bu kişilere baktığımızda pek çok ortak özellikleri olduğu görülüyor. Hepsi meraklı, sanat alanında yetenekli insanlar. Karanlık yanlarına karşın kahkahalarla gülebiliyorlar, dans edebiliyorlar. Dünya meseleleriyle ilgililer. Ayrıca, hepsi de güneş ışığına, açık ve temiz havaya, güneşe özgü bitkilere, denize düşkün.

Buradan anlaşılıyor ki, hepsi de yaşamın onlara sunduğu tüm olasılıklara kucak açmışlar.

Onlarda herkesçe kabul gören davranış ve yaşam biçimlerine körü körüne bağlılık, öfke, mızmızlık yok. Onlar cesur, hırslı, onurlu, güçlü kişiler.

Şimdi biraz da mutluluk - acı ilişkisini irdeleyelim: Bize en çok mutluluk veren şeyler, büyük acılardan ayrı düşünülemiyor.

En büyük keyiflerimizin kaynağında, garip bir biçimde bize en çok acı veren şeyler bulunuyor.

Nietzsche şöyle der: “En hayranlık uyandırıcı insanların, halkların yaşamlarını inceleyin ve kendinize sorun; büyüyüp göğe uzanan bir ağaç fırtınalara boyun eğmiş midir?"

"Talihsizlik ve dışlanma, hatta bazı durumlarda nefret, kıskançlık, inatçılık, sertlik ve şiddet arzu edilen şeyler midir? Bunlar yaşanmazsa hiçbir büyük gelişme olmaz, hatta hiçbir erdem oluşamaz.” 

Nietzsche, acının kaçınılmazlığını anlatmak için dağlardan da söz eder:

“Hakikatın dağlarına tırmanırken çabalar asla boşa gitmez: Ya bugün daha yükseğe çıkarsın ya da yarın daha yükseğe çıkabilmek için güç toplarsın.”

Montaigne ise Denemeler’de şunu söyler: “Eğer bir acıdan kaçınamıyorsak, o acıyı çekmeyi öğrenmeliyiz."

Montaigne'e göre, yaşama sanatını icra edebilmek için, çektiğimiz acılardan faydalanmayı bilmeliyiz.

"Yaşamımıza armoni açısından bakarsak, seslerin her zaman uyumlu olmadığını, bu armonik yapı içerisinde hoş tonların da sert tonların da, diyezlerin de bemollerin de duyulduğunu, bazı seslerin yumuşak ve rahatlatıcı, ötekilerininse rahatsız edici olduğunu görürüz."

"İyi şeyler de, kötü şeyler de aslında aynı özdendir; bizim yaşamımıza aittir.”

"Eğer bir müzisyen yalnızca seslerin bazılarından hoşlanırsa nasıl şarkı söyleyebilir? Müzisyen ses ve tonların hepsini birden kullanmayı, bunları bir araya getirmeyi bilmelidir. Biz de yaşamımızdaki iyi ve kötü şeylere böyle bakabilmeliyiz."

Yine Nietzsche'ye dönersek; “Keşke verimli tarlalar olabilseydik, o zaman derinliklerimizde hiçbir şey kullanılmadan kaybolup gitmezdi."

"O zaman her olaya, her nesneye, her insana kucak açar, bunları toprağımızın gübresi bilirdik.” 

Yani verimli olabilmek, başarıya giden yolda karşılaşılan zorlukları damıtmak, bunlara manevi bir anlam katmak ve böylece onları verimliliğe dönüştürmek ile mümkündür.

Stendhal ise şunu savunuyor; “Acı çekmeyi reddediyor, kendi acına bir saat bile katlanamıyorsan, o zaman rahatlık dinine inanıyorsun demektir."

Stendhal'a göre, insan temelde bazı olumsuz duygular ve durumlar içinde bulunabilir; ancak bunlardan fayda sağlayacağına inanıyorsa sonuçta mutlaka büyük başarılar elde edecek, büyük sevinçler yaşayacaktır.

"Siz rahatlık düşkünleri, insan mutluluğuyla ilgili ne az şey bilirsiniz. Mutluluk mutsuzluğun kardeşi, hatta ikizidir."

"Bu ikisi ya bir arada büyür ya da sizin yaşantınızda olduğu gibi hiç büyümez; hep küçük kalır.”

Sonuç olarak isteriz ki, eğer mümkünse hiç acı çekmeyelim; oysa acı olmadan mutluluğa erişmek de pek mümkün değil.

İnsanların aslında neye gereksinim duyduklarını bilen Nietzsche, bu durumu da şu sözleriyle çok çarpıcı bir şekilde dile getirir: “Sevdiğim insanların acı, yalnızlık ve hastalık çekmelerini, başkaları tarafından itilip kakılmalarını, hakarete uğramalarını dilerim – dilerim kendilerine karşı derin bir horgörü duymadan, kendilerine güvensizliklerinden ötürü işkenceler çekmeden, yenilgilerin altında ezilmeden yaşayıp gitmezler.” 

Böylece insanlar, zorlu (öldürmeyip güçlendiren!) bir problemle karşılaşıp onu çözerek amaca ulaşacaklardır.

Unutulmaması gereken, gerçekte her problemin araç işlevinde bir yapı / yol olduğudur.

Problemi çözmek ise önce onu tanımak/anlamak, sonra da içimize nüfuz etmekle olur. Ne derler bilirsiniz: “Çözümün parçası değilseniz, sorunun bir parçasısınızdır.”

Peki bu görüşlerden hangisi sana daha yakın?

Aristoteles - Mutluluk için acıdan uzak durulmalıdır.
Schopenhauer - Zaten dünya ve hayat mutluluk için tasarlanmamıştır.
Montaigne - Elbette mutsuzluğa bayılmıyorum ama iyi şeyler de, kötü şeyler de yaşamımıza aittir.
Stendhal - Mutluluk ve mutsuzluk birbirinin ikizidir; biri olmadan diğerini kavrayamayız.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
oguzhan-keskinbalta

Aristo haklı bedenine işkence yapan uzak doğu dinlerindense akıl ve beden sağlığı bilim ve sanatla gelişmek lazım...

Gizli Kullanıcı

Aristoteles - Mutluluk için acıdan uzak durulmalıdır... Ama mutlulu anlamanın yolu karşıt gerilimidir...!

lee-mou

Rahat düşkünlüğüne ulaşabilen insan mutlu sayar kendini bir de üzümü yiyip bağının tahribatını düşünmeyenler. Yığınların talepleri bir canlının canına okuyorsa buna senin birey olarak katkın varsa sen rahat rahat yılışmasanda dünya anlamlı kalabilir.

nabizade-nihavend

Türk Dil Kurumu mutluluk tanımı;“Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu.'' Anlamından da anlaşılacağı üzere sadece bir yanılsama ve aldanma durumu olan mutluluk yoktur, olsa bile bir simülasyon olabilir. Dolayısıyla Schopenhauer'un söylediği gibi, dünya ve hayat mutluluk için tasarlanmamıştır ve mutluluk ancak ve ancak bir aldatmacadır.

Gizli Kullanıcı

mutluluk avucunda tuttuğun bir kuş gibidir diye düşünüyorum. onu kaçırmamak için sıkarsın fakat bu sefer de onu öldürürüm diye gevşetirsin ya hani işte öyle. mutluluğu da elde edince hep bir ürküntü içerisinde aman bozulcak mutluluğum diye korkarız hep endişe içerisinde oluruz. ama mutsuzluk öyle mi mutsuz oldum mu insan her şeyden geçmiş, hiç bişeyden de korkmaz durumda olur. bu da benim bakış açım

Görüş Bildir