Fazla Tweet Atan Kazanıyor: Sosyal Medya ile Adaleti Sağlamak Tehlikeli Bir Hal Almaya mı Başladı?

150PAYLAŞIM

Sosyal medyanın dev bir adliyeye dönüştüğü zamanlarda yaşıyoruz. Elbette bu durumun olumlu ve olumsuz yanları var...

Kaynak: +90

Günümüzde sosyal medyayı her işlevde kullanıyoruz, adalet arayışı da buna dahil.

Artık insanlar gerçek hayatta adalet sağlanamadığında direkt olarak sosyal medyaya başvuruyor. Bunu yapmakta birçok açıdan haklılar çünkü tozlu raflarda kaybolup gidecek onca davanın gidişatı sosyal medya sayesinde değişebiliyor.

Şule Çet, 23 yaşındaydı ve Mayıs 2018'de bir plazanın 20'inci katından düşerek hayatını kaybetti.

Davanın başlangıcında Şule'nin intihar ettiği öne sürüldü. Eğer sosyal medyada Şule için adalet aranmasaydı onun ölümüne sebep olan işverenleri Çağatay Aksu ve Berk Akand bugün elini kolunu sallayarak sokaklarda gezmeye devam edecekti.

Temmuz 2019'da hamile bir kadının arabasına saldıran Hasan ve Hüseyin Sel'i, nam-ı diğer baklavacı kardeşleri hatırlıyor musunuz?

Olay sonrasında ifade vermek için gittikleri polis merkezinin kapısında polis memurlarının Hasan ve Hüseyin Sel'in elini sıkıp sırtını sıvazladığı görüntüleri tüm Türkiye ne yazık ki gördü. Sosyal medyada tepkilerin yükselmesi ile baklavacı kardeşler 4 yıl 2 ay ceza aldı.

Yalnızca 2020'yi ele aldığımızda bile sosyal medya ile adaletin sağlandığı onlarca örnek dava bulabiliriz.

Ve bunun bir sonu yok. Twitter, Instagram ve aklınıza gelebilecek her türlü sosyal medya platformunda bambaşka kişilerin adalet arayışlarına tanık oluyoruz, onlarla birlikte mücadele ediyoruz.

İnternet sayesinde gündemi artık yalnızca gazete ve televizyonlar belirlemiyor, sıradan vatandaşlar da belirleyebiliyor.

İnternet sayesinde hashtaglerin büyüklüğüne göre sosyal, sınıfsal, toplumsal cinsiyet gibi farklılıklar nedeniyle toplumda azınlık olarak görülen veya dışlanan gruplar da seslerini duyurabiliyor. Ayrıca adalete olan inancımızı kaybettikçe sosyal medyayı dev bir adliyeye dönüştürüyoruz.

Dünya Adalet Projesi'nin 2019 verilerine göre, Türkiye hukukun üstünlüğü sıralamasında 109'uncu sırada yer alıyor.

Bir başka üzücü veri de Konda'dan. Türkiye'de insanların %65'i 'Hayal ettiğiniz Türkiye'yi tanımlayın' sorusuna 'adaletli' yanıtını veriyor. İnsanların yargının toplumdaki herkese eşit davranmadığına olan inancı her geçen gün daha da artıyor.

Yargı sisteminde erkek hakim ve savcıların ağırlıkta olması sorunun bir kısmını oluşturuyor. Ancak bundan ibaret değil tabii.

Avukat Hülya Gülbahar'a göre son 30 yılda kadın hareketleriyle temel kanunlarda değişiklik yapılmasına rağmen yargının bir bütün olarak cinsiyetçi ve heteroseksist bir ideolojiyle bu yasal reformları uygulamaması sorunların temelini oluşturuyor.

İstanbul Sözleşmesi'nin kadına yönelik şiddetle mücadeleyi amaçlayan 6284 sayılı kanunu tam uygulanmadığı için ne yazık ki her gün kadınların katledilişini izliyoruz.

Kadını koruyan yasalar tam olarak uygulanmadığı sürece şiddet uygulayan erkekler ortalıkta serbestçe dolaşmaya devam edecek. Serbest kalmayıp yargılananlar ise tahrik ve iyi hal indiriminden yararlanarak az cezalar alarak kurtuluyor.

Bir diğer sorun da pratik sorunları...

Türkiye'de ceza mahkemelerinde günde ortalama 9 bin, hukuk mahkemelerinde 8 bin, idari mahkemelerde ise 3 bin yeni dosya açılıyor. Bu kadar ağır iş yükü olmasına rağmen Türkiye'de her 100 bin kişiye 14 hakim, 6 da savcı düşüyor. Bu nedenle de soruşturmaların süresi uzuyor, adalet gecikiyor. Geciken adalet de adalet olmaktan çıkıyor.

Sosyal medya ile adalet sağlandığında vicdanımız rahatlıyor evet ama bu durumun bir de görünmeyen yüzü var.

Yargı kararlarının bu kadar kolay bir şekilde yönlendirilmesi, özellikle Türkiye gibi kutuplaşmış ülkelerde linç kültürünün, yargısız infazların ve cezai popülizmin de önünü açıyor. 'O tutuklansın', 'Bu serbest kalsın' diye attığımız tweetler her zaman adalete hizmet etmiyor, masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı gibi temel bazı ilkelere de zarar verebiliyor.

Sosyal medyanın dev bir adliyeye dönüşmesini bir teraziye koyarsak...

Bir yanda sosyal medyanın adaletin sağlanması konusundaki somut örneklerini, bir yanda da yasaların en çok sesi çıkanların taleplerine göre uygulandığı, savunma ve iddianın eşit algılanmadığı, suçlu ve mağdur arasındaki çizgilerin kaybolduğu bir düzenin giderek daha da normalleştiğini görüyoruz. Bir başka deyişle, sosyal medya ile adaletin sağlandığı bu düzen, güçlü olanın hayatta kaldığı orman kanunlarından pek de farklı olmamaya başladı.

Türkiye'de sosyal medyada adalet arayışı hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmak isterseniz videoyu izleyebilirsiniz.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

En Büyük Adalet Sarayı Twitter: Son 1 Yılda Sosyal Medyada Tepkilerin Ardından Gündeme Gelen Olaylar - onedio.com
En Büyük Adalet Sarayı Twitter: Son 1 Yılda Sosyal Medyada Tepkilerin Ardından Gündeme Gelen Olaylar - onedio.com
Türkiye'nin Adaleti Sosyal Medyada Aradığının Kanıtı 8 Olay - onedio.com
Türkiye'nin Adaleti Sosyal Medyada Aradığının Kanıtı 8 Olay - onedio.com
Sosyal Medya Saçmalığı Ofansif Şakalar ve Toplum Olarak İflah Olamayacağımızı Gösteren Kan Dondurucu Paylaşımlar - onedio.com
Sosyal Medya Saçmalığı Ofansif Şakalar ve Toplum Olarak İflah Olamayacağımızı Gösteren Kan Dondurucu Paylaşımlar - onedio.com
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
iso-kaya-61

sosyal medyanın nadir ve etkili faydalarından biri denebilir onun dışında da vakit geçirmek var bir başkada bir boka yaramıyor milletin zevksiz hayatı ve aptal mizahlarını görüyoruz.

beyaz-zambaklar-ulkesi-krali

Hukuk aslında kendi tiyatrosunu oynayan devletin bir göz boyamasındır... şöyle düşünün yasaları kimler oluşturuyor milletvekilleri, onları kim seçiyor biz... yani aslında devletler kamu vicdanına göre şekil alıyor zaten ama günümüzdeki kamu vicdanı sosyal medya üzerinden ölçülebildigi için devletler de buna göre şekil alıyor... tabi bu söylediklerim maalesef hukukun güçlü olmadığı ülkelerde çok daha belirgin bir şekilde karşımıza çıkıyor..

Görüş Bildir