Fantastik Dünyanın Efendisi: J.R.R. Tolkien

 > -

Fantastik Dünyanın Efendisi: J.R.R. Tolkien

Fantastik Dünyanın Efendisi: J.R.R. Tolkien

J.R.R. Tolkien'in yarattığı mitolojinin temelini oluşturan "Hobbit", Peter Jackson uyarlamasıyla geçtiğimiz hafta vizyona girdi. Biz de "Hobbit" filmini bahane ederek Orta Dünya'nın efsanesini kapağımıza taşıdık.

Ronald henüz üç yaşını doldurmamış bir bebekken kocaman bir örümcek tarafından ısırıldı. Zehirli değildi, bir şey olmadı fakat beni kimse tıpkı Örümcek Adam'da olduğu gibi bu olaydan sonra Ronald'ın başka bir yaratık haline gelmediğine ikna edemez. J.R.R. Tolkien fenomenini başka nasıl açıklayabiliriz? Evet, Tolkien'in üç isminden biri Ronald'dı ve hayatı boyunca etrafındakiler ona bu ismiyle seslendi. Örümcek soktuktan sonra ani bir evrimleşme ve olağanüstü güçlere sahip olmak, içinde yaşadığımız dünyanın mantığıyla açıklanamayacak olsa bile Tolkien'in yarattığı dünyada pek ala geçerli olabilir. Ve şunu unutmayalım ki Tolkien'in dünyası kesinlikle bu evrene alternatiftir ve şu anda tanımadığınız milyonlarca kişi kendini onun gerçekliğinde yaşadığına inandırmıştır. Söylediklerim abartılı geliyorsa ufak bir araştırma yapın, etrafınıza bakın. Başka bir lisanın konuşulduğunu, başka başka gelenekler görenekleri olduğunu (ve hatta kutlamalar), onların dertlerinin ya da sevinçlerinin sizinkilerden farklı olduğunu göreceksiniz. Bugün istediğiniz toplantıya, partiye, davete gidin. Baktınız işler yolunda gitmiyor, muhabbet edemiyorsunuz, ortaya "Yüzüklerin Efendisi" ile ilgili bir laf atın. Muhakkak bir kanal bulacaksınız ve sohbet kendiliğinden ilerleyecek. Dünyada en çok sohbet başlatan konunun "Yüzüklerin Efendisi" olduğunu söylersem abartmış olmam. Yahoo'nun Sorularınıza Cevap Bulun forumlarından birinde genç bir kadın şöyle sormuş: "Yeni biriyle tanıştım, çok hoşuma gidiyor ama hiç konuşmuyor. Hep bir köşede yalnız. Ne yapmalıyım?" Cevap: "Ben böyle zamanlarda önce kendi sevdiğim şeylerden bahsederim ve onun ilgisini çekip çekmediğini sorarım. 'Yüzüklerin Efendisi'ni seviyor musun gibi..." Çılgınlık mı? Belki. Ama bu çılgınlık geçici değil; bilakis uzun zamandır burada, 1954-55'ten beri ve azalacağına bir çığ gibi büyüdü, yeni nesilleri önüne kattı, farklı sanat dallarının da etkisiyle en azından yarım asıra damgasını vurdu.

Kendi dilini uydurdu

Tolkien'in ilk kitabı "Hobbit" yayımlandığında yazar 45 yaşındaydı ve yaklaşık 15 yıldır Oxford'da İngilizce profesörü olarak çalışıyordu. Öğrencilerinin gözdelerinden biriydi, zira hemen hemen hiçbir dersi öyle girip mırıl mırıl anlatıp çıkmıyordu. Bazen üzerinde kostümü andıran bir kıyafet oluyordu, paldır küldür sınıfa dalıyor ve yüksek bir sesle "Beowulf"tan mısralarla açılış yapıyordu. Hoş, dediklerini anlamak her zaman kolay değildi, zira çok hızlı konuşuyor ve kelimeleri neredeyse birbirine doluyordu. Bir de üstüne üstlük zaten kendi kafasında yaratmış olduğu bir dünyada yaşıyordu.

Tolkien küçüklüğünden beri dillere meraklıydı. Bunun başlıca sebebi de annesiydi. Durumu hiç de fena olmayan orta sınıf, eğitimli bir ailenin çocuğu olarak babasının görevi icabı Güney Afrika'da dünyaya gelmişti. 1892 yılında. Çok güzel bir bebekti. O kadar ki evlerinde çalışan bir adam onu bir günlüğüne kaçırıp kendi köyüne götürmüştü. Gözleri güzel bebek görsün diye. 3 buçuk yaşına kadar bu kaçırılma olayı ve örümcek tarafından ısırılması dışında yanlış giden bir şey de olmadı. Ancak tam da annesi onu İngiltere'ye büyük anne ve babasını ziyarete götürmüştü ki Güney Afrika'da kalan babası aniden öldü. Zamanın koşullarında (pek çok dönem romanında da anlatıldığı gibi) kocasını kaybeden kadın, anne Mabel Tolkien, Ronald ve onun küçüğü ile birlikte İngiltere'de anne babasının yanına yerleşti. Ve erken yaşta okumaya ve öğrenmeye ilgi gösteren oğluna Latince, Fransızca, Almanca öğretti. Dört yaşında okumaya başlayan Ronald bir yıl sonra da kusursuz yazabiliyordu. Mabel aynı zamanda oğluna botanik dersleri de vermiş ve doğayla, bilhassa da ağaçlarla bağ kurabilmesine sebep olmuştu. BBC'de seyrettiğim bir Tolkien röportajı/belgeselinde en ilgimi çeken sahnelerden biri yazarın ağaçların önünde durup her biri hakkında uzun uzun konuşması olmuştu. Birini diğerinden ayırt edebiliyor, özelliklerini sayabiliyordu. Üstelik konu muhabirin ilgisini çekiyor mu çekmiyor mu pek umursamadan. Ronald büyüdükçe öğrendiği dil sayısını artırdı. Şöyle söylemeli, belki de bilmediği tek dil Türkçeydi. Bunun dışında aklınıza gelen hemen hemen her dile vakıftı. Bununla da yetinmedi, kendi dillerini uydurmaya başladı. Birkaç dilin karışımından oluşan ve çok eski zamanlardan kaldığı hissini veren yeni diller. Zaten romanlarının çıkış noktası da buydu. Tolkien yine bir röportajında şöyle demişti: "Yeni bir dil bulmak temeli oluşturdu. Hikayeleri bu dillerin kullanılabileceği ortamı sağlamaları için yazdım. Hatta bana kalsaydı bütün kitabı Elfçe yazardım." Yani en başından beri kendi uydurduğu bir dilin konuşulduğu kendi dünyasını yaratmak istemişti. Böylelikle edebiyat ve onu takiben film dünyasına 'mythopoeia' kavramını soktu. Yani kurgusal mitoloji. Tolkien var olan mitolojik hikaye, karakter ve öğelerden faydalanmanın yanı sıra kendi mitolojisini de oluşturdu. Sadece yeni bir dünya kurmakla kalmadı, o dünyanın ayakta kalabilmesi için gerekli efsaneleri de uydurdu. Aslında bütün bunların oluşumu daha genç yıllarına denk gelseydi ve daha çok eser üretebilseydi, kim bilir belki de dünya tarihine yeni, milyonlarca insan tarafından kullanılan bir dil kazandırabilirdi. Fakat biraz önce de söylediğim gibi ilk kitabı çıktığında 45 yaşındaydı, "Yüzüklerin Efendisi" serisinin ilki, yani "Yüzük Kardeşliği" çıktığında ise yaşı 62 idi. Dünya çapında ünlendiğinde ve bir fenomene dönüştüğünde 74'tü. Sadece dört eserle dünyayı 50 yıldır etkilemeye devam eden bir yazarın daha çok eser ürettiğini düşünün, ömrü vefa etseydi muhtemelen kendine bir ülke kuracaktı.

Hobbitler gibi...

Ancak onun kendi aile sınırları içerisinde böyle bir ülkesi zaten vardı. "Hobbit"i ilk yazmaya başladığında satırlarını geceleri çocuklarına okuyordu. Daha sonra bu pek çok makalede çocuklarına anlattığı hikayeleri kitaplaştırdığı lanse edildiyse de kendisi gerçeğin böyle olmadığını bir röportajında anlatmıştı. "Yeni bir yazar kendisiyle alay edilmemesi için böyle söyler," demiş ve "Hobbit"i en başından beri bir kitap olarak tasarladığını ve yazdığını net bir şekilde söylemişti. Ancak çocukları onun en büyük eleştirmenleri ve yardımcılarıydı. Örneğin, anlatımda okura seslenmemesi gerektiğini ona oğulları söylemişlerdi. Tolkien evinin garajını ofis haline getirmişti, orada yazıyordu. Çalışma odasının ve çevresinin fotoğraflarını gördüğünüzde bir "Hobbit" evinin nasıl ortaya çıktığını da anlayabilirsiniz. Yazar kendi hayatından malzemeleri kitaplarına taşımıştı. O da Hobbitler gibi şömine başında oturmayı, bira içmeyi, yemek yemeği seviyordu ve en az Gandalf kadar piposuna düşkündü. Yemekte tercihleri basitti; peynir, yağ ve börek - çörek. Tıpkı Hobbitler gibi ufak, yuvarlak bir göbeği, küçük elleri vardı. Ve yine Hobbitler gibi her zaman ceketinin içine bir yelek giyerdi. Bu hususta konuşmuşluğu bile var. Yeleği çok sevdiğini, insanların da aslında ceket içinde yeleği çok beğendiklerini ve bir konuşma yaparken seyircinin her zaman onun yüzünden çok yeleğine baktıklarını bildiği için rahat ettiğini anlatmıştı. (Bir de renkli çoraplara düşkünlüğü vardı, fakat bu zevkini kitaplarına hiç yansıtmamış...)

"Yüzüklerin Efendisi"nde de yer alan, kitaplarda efsanelerden biri olarak anlatılan ama Tolkien'in ölümünden sonra basılan "Silmarillion" adlı kitabının çıkış noktası ölümlü Beren ile ölümsüz Elf güzeli Luthien'in aşkı ve maceraları da yine kendi hayatının bir yansımasıdır. Tolkien ile hayatı boyunca âşık olduğu karısı Edith bir ormanlık alanda dolanırlarken Edith bir şarkı söylemeye ve dans etmeye başlar ve bu sahne Tolkien'e ilham kaynağı ve belki de yazın hayatının başlangıcı olur. Laf buraya gelmişken Tolkien'in romantik karakterinden ve başlı başına bir hikaye olan evliliğinden bahsetmemek olmaz. Tabii bunun için de biraz önce yarıda bıraktığımız çocukluk yıllarına geri dönmemiz gerekiyor...

Ölümsüz aşk

Ronald, annesi ve kardeşiyle beraber İngiltere'ye döner, mutlu bir çocukluk yaşamaya devam eder. Bu arada annesi Roman Katolik meshebine geçmeye karar vermiş, bu yüzden de aileden afaroz edilmiştir. Çocuklarıyla beraber yarı İspanyol yarı İngiliz olan bir Katolik pederinin desteğiyle yaşamaktadır. Bu yılları Tolkien daha sonra asla mutsuz hatırlamaz, bilakis zorluklara rağmen çocukluğunun huzurlu geçtiğini söyler. Ancak o henüz 12 yaşındayken şeker hastası olan annesini, o yıllarda insülin bulunamadığı için kaybeder ve kardeşiyle beraber pederin gözetiminde yaşamaya başlarlar. 16 yaşına geldiğinde, yine kardeşiyle beraber bir yurda taşınırlar ve Ronald burada Edith ile tanışır. İkili kısa zamanda birbirlerine âşık olurlar, her dakikalarını birlikte geçirirler, ancak Ronald'ın hamisi bunu uygun görmez. Çünkü Edith Protestan'dır. Hamisi, Ronald'a 21 yaşına kadar bu kızla görüşmesini, hatta ona mektup yazmasını bile yasaklar. Gençlik aşkının söneceğini düşünmüş olmalı... Oysa Ronald 21 yaşına bastığının gece yarısında, çoktan başka bir şehre taşınan Edith'e mektup yazar ve kendisiyle evlenmek istediğini söyler. Edith sevgilisinden ümidi kestiği için başka bir adamla nişanlanmıştır, fakat Ronald ortaya çıkar çıkmaz yüzüğü atar, Katolik mezhebine geçer ve 1913'ün Ocak ayında nişanlanır, üç yıl sonra da evlenirler. Edith ölene kadar, 49 yıl boyunca evli kalırlar ve birbirlerine olan aşkları hiç bitmez. O kadar ki, Tolkien ünü ve başarıyı yakalamışken Edith istediği için (ve de kendini yorgun hissettiği için) emekli olur. Edith hayata veda ettikten sonra mezar taşına Tolkien'in direktifiyle Elf kızı Luthien'in adı yazılır, kendisi öldüğünde de başına Beren yazılmasını söylemiştir, isteği yerine getirilir. Ama aşkları zaten edebiyat tarihinde de, kitaplarda da ölümsüzleşmiştir.

Bu minik aşk hikayesinde din konusuna vurgu dikkatinizi çekmiş olmalı. Tolkien'in annesinin üzerinde bırakmış olduğu etkinin çok derin olduğu anlaşılıyor. Zira Tolkien'in kimliğinde hayatı boyunca onun attığı tohumların yeşerdiğini görüyoruz. Din de bunlardan biri. Mabel Tolkien neden Katolik olmayı seçti bilinmiyor ama, çok koyu bir Katolik haline geldiği muhakkak. Hem de ölmeden önce pedere çocuklarının da iyi birer Katolik olarak yetiştirilmelerini vasiyet edecek kadar. İşin tuhafı Tolkien inancı yüzünden sevdiği kadından yıllarca ayrı kalmış olmasına rağmen dinden soğumak yerine ona daha da sıkı sıkıya tutunmuş. Yaratıcılıkta kural tanımayan biri olarak böylesine kuralcı bir mezhebe bağlı olması gerçekten şaşırtıcı. Ve yine elbette eserlerine bunun izlerinin yansıdığı da görülüyor.

Hoş, ilk röportajlarına bakıldığında bunu reddediyor. Ünlü bir lafı var: "Kokusunu aldığım yerde alegoriden nefret ederim." Hatta yakın arkadaşı ve "Narnia Günlükleri"nin yazarı C.S. Lewis'e kitabında dini göndermeler yaptığı için kızıyor ve bu yüzden yazarlığını da pek beğenmiyor. Evet ama bu onu alegorik olmaktan maalesef kurtaramıyor. Hatta onun tüm itirazlarına rağmen sadece eleştirmenler değil okurlar da onun dünyasının olaylarını bu dünyanın bir yansıması olarak görmekten kendilerini alamıyorlar. Örneğin yapıtlarının en temel konusu 'iyiyle kötünün savaşı' Katolik inancın da temel taşlarından biridir. Çoğu kişiye göre "Yüzüklerin Efendisi"ndeki yüzük 'elma'yı sembolize ediyor. Sonraki röportajlarında ise Tolkien biraz biraz dini görüşlerinin yazdıklarına sızmış olabileceğini kabul etmeye başlıyor. İsterse etmesin, Amerika'da Glenn Teal adında bir rahibin bütün bir Pazar vaazını "Yüzüklerin Efendisi" üçlemesine adadığını ve bin 400 kişinin katılıp, hep beraber "Amin" dediklerini duysaydı herhalde ikna olurdu. Ya da Baylor Ünversitesi'nde teoloji ve edebiyat profesörü olan Ralph C. Wood'un "Tolkien'e Göre İncil" isimli kitabını yazdığını görse...

Teknoloji karşıtı

Tolkien'in eserlerindeki bu iyiyle kötünün bitmek bilmeyen savaşı ve tam her şey yoluna girdi derken birden dünyanın yeniden yıkılması bir okur olarak bana göre çok yıpratıcı. Ben bu dünyada olduğu kadar Tolkien'inkinde de yorulduğumu söylemeliyim. Fakat benim gibi düşünen çok fazla okur olduğunu zannetmiyorum. Pek çok Tolkiensever, bilakis onun dünyasında kalmanın insana iyi geldiğini iddia ediyor. En azından her yerin halen yeşil olduğunu, güzelliklerin bulunabildiğini ve halen umut olduğunu söylüyorlar. (Alevler püskürten Mordor'u unutuyor olmalılar...) Onun yazdıklarının arkasına sığınmak bir nevi politik ve sosyal olaylardan kaçış manasına gelmiyor mu? Zaten yine Tolkien tarafından uydurulan ama sözlüklere girebilecek kadar sık kullanılan 'eucatastrophe' kelimesi de -ki biz bunu 'mutlu son' diye çevirebiliriz, onun yaratmak istediği etkiyi gayet güzel anlatıyor. Katastrofi, yani felaket kelimesinin başına Yunanca 'eu', yani 'iyi' ekini getirerek oluşturduğu bu kelime aslında yan yana getirilmiş harflerden daha fazlası; bir durum. Her şerden bir hayır doğar durumu. En azından kurguda bir kurtuluşun olduğunu düşünmek istedi herhalde. Bir yerde Tolkien'in "Yüzüklerin Efendisi"ni yazarken konunun çocuk masallarından çıkıp atmosferin gitgide karardığını söylediğini okumuştum. Buna da yine Tolkien'in yaşadıkları sebep olmuş olmalı. Zira sonradan da olsa Birinci Dünya Savaşı'na katılan yazar, biri hariç tüm çocukluk arkadaşlarını cephede kaybediyor, savaşın yıkıcı gücünü çok yakından tanıyor. Ardından İkinci Dünya Savaşı geliyor ve Avrupa'yı harap ediyor. Sanayileşmenin yan etkileri zaten en başından beri en büyük dertlerinden biri. Ulaşımını hayatı boyunca sadece bisikletle sağladığını söylersem herhalde ne demek istediğimi anlatmış olurum. Tolkien bir kez araba sahibi olmayı denemiş, ilk bindiğinde önüne çıkan ilk duvara bindirmiş ve hemen satmış. Tepkisi sadece arabalara değil. Teknolojiyle birlikte gelen bütün bir yaşam şekline. Örneğin buzdolabına girmiş bir yemeği asla yemezmiş, televizyon seyretmezmiş, trenlerden hoşlanmazmış. "Yüzüklerin Efendisi"ni okuyanlar ya da izleyenler, Saruman'ı hatırlarlar. Kötülüğün etkisi altına girmiş, güçlerini kötüye kullanan bir büyücü. Saruman Isengard'da yaşar; daha önce yemyeşil olan bu vadiyi endüstriyel bir bölge haline getirmiştir ve burada kendisine bir ordu kurar. Bir filolojist olan Tolkien'in bu kelimeyi seçmesi şaşırtıcı değil. Hem Almanca'da hem eski İngilizce'de İsen (farklı şekillerde yazılsa da) demir demek. Bu durumda İsengard da demir vadisi anlamına gelebilir.

İster sanayileşme ile doğaya gelmiş olsun, isterse savaşlarla insanlara, 'ölüm' Tolkien'in ana temalarından biri. Yaşarken daima cüzdanında taşıdığı bir kağıtta şunlar yazıyor: "Doğal ölüm diye bir şey yoktur: İnsanın varlığı dünya düzenini konuşma, tartışma konusu haline getirdiğine göre, onun başına gelenlerin de hiçbiri hiçbir zaman doğal sayılamaz. Bütün insanlar ölümlüdür: Ama her insan için, ölümü bir kazadır; ölümün geleceğini bilse bile, ona boyun eğse bile, insan için bu ölüm mazeretsiz bir ihlaldir." Simone de Beauvoir'ın "Sessiz Bir Ölüm" kitabından bir alıntı.

Tolkien bu sözlerin "Yüzüklerin Efendisi" üçlemesinin anahtar kelimeleri olduğunu söylemiş, yani yarattığı koca bir evrenin anahtar kelimeleri. Bütün dünyayı, her dilden, her kültürden insanı kasıp kavuran bir çılgınlığın yaratıcısı Tolkien'in 1973 yılındaki ölümü de şüphesiz doğaldı, ama okurları için zamansız bir kayıp...

Tolkien hakkında kısa kısa

  • Oxford İngilizce Sözlüğü'nde 'Tolkien dili' ve 'Tolkienvari' anlamlarına gelen 'Tolkienian' ve 'Tolkienesque' kelimeleri yer alıyor.

  • İkinci Dünya Savaşı öncesi Tolkien'den şifre çözücü olarak çalışması istendi. Bunun için uzunca bir süre eğitim alan Tolkien'e savaş sırasında görev düşmedi.

  • Tolkien, "Yüzüklerin Efendisi" üçlemesini yaklaşık 16 yılda yazdı. Bitirdiğinde ise ağladı.

  • İngilizce profesörü ve filolojist olan yazar bir röportajında romanlarında bazı gramer hataları olduğunu söyledi.

  • Danimarka Kraliçesi olan Margrethe II, 1970'li yılların başlarında "Yüzüklerin Efendisi" kitaplarına illüstrasyonlar yaparak J.R.R Tolkien'e gönderdi. Tolkien kendi çizimleriyle kraliçeninkilerin benzerliğine şaşırdı. Bu çizimler 1977 yılında kitapların Danca çevirilerinde kullanıldı.

*Tolkien'in adı bir asteroide verildi: Asteroid 2675 Tolkien.

*Tolkien "Hobbit"i yazarken bir taraftan da kitaba 110 adet desen çizdi. 2012 tarihi "Hobbit"in yayımlanmasının 75. yılı idi. Tolkien'in yayıncısı da yazarın kaleminden çıkan bu desenleri, 75. yıl şerefine yeni baskıda tekrar yayımladı.

*Tolkien, soyadının Toll-kühn'den türediği söyleniyor. Toll-kühn aptalca cesur ya da aptalca akıllı manasına geliyor.

*Tolkien, kitaplarında olayların geçtiği ve haritalarını çizdiği Orta Dünya anlamına gelen Middle Earth kavramını eski İngilizce'de okuduğu bir şiirden bulup çıkardı. Şiirde 'middangeard' kelimesi geçiyordu. Yeni İngilizce tercümesi 'Middle Earth'tü. Middangeard 'yukarıdaki cennet'le 'aşağıdaki cehennem' arasında kalan günlük dünya anlamına geliyor.

*Tolkien her yıl Noel'de üç oğlu ve bir kızına içinde masallar yazılı olan mektuplar gönderirdi ve onlara, bu mektupları Noel Baba'nın gönderdiğini söylerdi. Bu masallar Tolkien öldükten sonra oğlu tarafından derlenerek "Noel Baba'dan Mektuplar" adıyla yayımlandı.

*Amerika'da 1970'lerde üzerinde "Gandalf Başkan Adayı" yazan yaka iğneleri satıldı. Halen bulmak mümkün.

*22 Eylül Hobbit günü olarak kutlanıyor. Dünya etrafında pek çok kütüphane, kitapçı ve okul Hobbit gününü kabul ediyor. Aynı zamanda Frodo ve Bilbo Baggins'in de doğum günü.

*"Narnia Günlükleri"nin yazarı C.S. Lewis ve J.R.R. Tolkien yakın arkadaşlardı. Tanrı inancını kaybederek ateist olan Lewis'i dine Tolkien döndürdü.

*Amerika'daki Tolkien Birliği'nin üyeleri bir araya geldiklerinde mantar yiyor, elma suyu içiyor, ağaçlardan konuşuyorlar.

*Yazar, kitaplarındaki şarkıları söylemek isteyen müzisyenlere de yardımcı oluş ve 'r' harflerini bastırarak ve dillerinde döndürerek söylemelerini tavsiye etmişti.

*Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki ilk resmi işi, Oxford İngilizce Sözlük'te çalışmak olmuştu. Görevi 'w' harfiyle başlayan Germen orijinli kelimelerin tarihsel ve etimolojik özellikleri üzerinde çalışmaktı.

"Hobbit"

Tolkien'in ilk kitabı "Hobbit", çocuklara yazılmış bir masaldı. Üniversitede İngilizce profesörüyken öğrencilerin sınav kağıtlarını incelediği bir gün içlerinden birinin bomboş olduğunu gördü. Kağıdı aldı ve üzerine şöyle yazdı: "Topraktaki bir delikte bir Hobbit yaşardı."

Hobbit'in ne olduğunu bilmiyordu ama yazarak keşfetmeye kararlıydı. Böylelikle kitap ortaya çıktı. Daha önce yazdıkları yayınevleri tarafından reddedilmişti, ancak yakın arkadalarından biri Hobbit'i okuduktan sonra beğenerek yayınevi sahibi bir arkadaşına verdi ve okumasını istedi. Yayınevi sahibi kitabı 10 yaşındaki oğluna verip kendisine ne düşündüğünü söylemesini istedi. Yıllar sonra yayınevinin başına geçecek olan bu çocuk, kitabı beğendiğini söyledi ve verdiği rapor karşılığı babasından bir pound aldı.

Kitabın 1937 yılından bu yana 35 ila 100 milyon arasında sattığı söyleniyor. Filmi yarın Türkiye'de gösterime girecek. Dünyada geçtiğimiz hafta vizyona giren filmle ilgili internet sitelerinde geri sayım yapan araçlar vardı...

Yayınevi Tolkien'den "Hobbit"in devamını yazmasını istedi. Böylelikle "Yüzüklerin Efendisi" ortaya çıktı. "Hobbit"ten önce reddedilen kitabı "Silmarillion", o öldükten sonra oğlu tarafından düzenlenerek basıldı.

"Yüzüklerin Efendisi"

J. R. R. Tolkien'ın fantastik edebiyat üçlemesi "Yüzüklerin Efendisi", sırasıyla "Yüzük Kardeşliği", "İki Kule", "Kralın Dönüşü" kitaplarından oluşur. Tolkien bu eseri yazarken, Eski Alman destanı "Nibelungenlied" ve onun İskandinav versiyonu "Volsung Sigurd" destanından esinlenir.

Bu üçleme, yazarın 1937'de yayımlanan "Hobbit"inin devamı niteliğindedir ancak, hem kurduğu mitoloji açısından daha karmaşık olmasının yanı sıra çok daha karanlık bir hikaye anlatır. Güç kavramı üzerine yazılmış en önemli eserler arasında gösterilir. "Yüzüklerin Efendisi" serisi 1960'ların karşı kültürünün de başucu eserlerinden biridir. "Yüzüklerin Efendisi" ilk olarak 1978'de animasyon olarak uyarlansa da, onu geniş kitlelere tanıtan Peter Jackson oldu.

2000 yılından itibaren birer yıl arayla vizyona çıkan sinema uyarlamalarında, o dönemde pek de tanınmayan yönetmen Jackson, üçlemenin koyu hayranlarını bile hayal kırıklığına uğratmadı. Uzun bir yapım süreci ve yönetmen değişikliklerinin ardından "Hobbit" üçlemesini de yapımcılığını ve yönetmenliğini Jackson üstlendi.

ASLI E. PERKER

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AşkHobbitİngiltereKitapSavaşSinemaaşkşeker hastası
Görüş Bildir