Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Erdoğan’ın Demokrasiyle İmtihanı ve AB Üyeliği

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Erdoğan’ın Demokrasiyle İmtihanı ve AB Üyeliği

The Economist’te bugün yayınlanan bir yazıda, son dönemde ülkemizde yaşananlara
ilişkin çarpıcı tespitler bulunuyor. Özellikle yazı da geçen üç cümle, belki de
tüm yazının özetini oluşturuyor. “Erdoğan içeride düşmanlarını saf dışı etmek
adına, Türkiye’nin bir kaç yıldır unuttuğu ancak yeni yeni yeşermeye başlayan
AB üyeliği umutlarını da çöpe atıyor. Giderek sultanlaşma davranışları gösteren
Erdoğan Türkiye’sinin, AB tarafından kaybedildiği düşünülüyor. Avrupa, devlet
kurumlarına sızan karanlık, kardeşlik anlayışı temelindeki bir topluluk ve
devleti bünyesinde barındırdığını düşünen, hoşgörüsüzlüğü gittikçe artan bir
başbakan arasındaki it dalaşını yatıştıramaz.” Yazıdan bazı satır başları ise
şu şekilde.

Son 1 Yılda                                                                       

“Başka bir dönemde belki de tanklar Ankara ve İstanbul sokaklarında
olabilirdi. Türkiye sadece 1 yıl içinde protestoculara gezi parkında aşırı
baskı, yolsuzluk skandalları, polis ve yargının tasfiyesi, yabancı devletler
hakkında paranoyak konuşmalar ve İslami toplum anlayışına iyice yakınsama
girişimleri ile dolu bir yıl geçirdi. Bu kargaşa göz önüne alındığında, Türk
Askeri Gücü’nün, bu kargaşaya neden olan başarısız siyasi aktörleri, daha önce
4 kez temizledikleri gibi süpürebilmek için cazip bir ortama sahip olduklarını
iddia etmek yanlış olmazdı. Eğer generaller askeri barakalarında olsaydı. Ancak
demokratik ilerlemenin bir aşaması olarak bu generaller hapiste. Güçlü büyüme
ve politik reformlardan sonra Türkiye; 2002 beri iktidarda olan Ilımlı İslamcı
AKP ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter nefesi ile geriye
kaymakta.

Erdoğan vs Gülen

Başbakan Erdoğan; 17 Aralıkta başlayan ve 3 bakan çocuğunun da içinde
bulunduğu Yolsuzluk Operasyonu dalgasının demokrasi üzerine geçmişteki darbe                              girişimlerinden çok daha acıklı bir saldırı
olduğu görüşünde. Dahası Erdoğan kendi elleriyle demir parmaklıklar ardına
koyduğu generallere şirin gözükmeye veyahutta bir girizgâhta bulunmaya
çalışıyor. Erdoğan’ın şimdiki düşmanı, eski dostu Fettullah Gülen ki o; kimi
adamları polis ve yargıyı sızdığı düşünülen, Pensilvanya’da sürgünde yaşayan,
Türkiye’nin en etkili Din Adamı. Bu nedenle Erdoğan, yargı üzerinde kendi yasal
kontrolünü arttırabilmek için, yüzlerce polis ve savcının yeniden tahsisini
sağlıyor.

Ancak Erdoğan içerideki düşmanları temizlerken, Türkiye’nin Avrupa
Birliğine katılmasını da riske ediyor. Erdoğan’ın 21 Ocak günü Brüksel’e
yapacağı ziyaret, onun 3 seneden beri Brüksel’e ilk ziyareti ki bu ziyaret,
2005 yılının Ekim Ayında başlayan ve sonra duran ancak son aylarda yeniden
canlanmaya başlayan AB üyelik müzakerelerini hızlandırmak anlamına geliyordu.
Ancak Başbakan bunun yerine kısa vadede sadece kavgaları sona erdirmesi bir
başarı olacaktır.

Yargının Bağımsızlığı

Kıdemli AB memurlarına göre; Türkiye ciddi kırılgan bir süreçten geçiyor. Erdoğan’ın
yasal değişikliklerinin, yargının bağımsızlığını etkilemesi durumunda, AB müzakere
süreci askıya alınabilir. Kopenhag Kriterleri normalde, anlaşmayı kabul eden
ülkelerin; istikrarlı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve
azınlık haklarının korunmasının teminat altına alınmasını gerektirir. Belki de
Erdoğan yeni yasayı geri çekecek ya da modifiye edecektir. Belki de Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül bu yasayı red edecektir. Zira AB Genişleme Konsey üyesi Stefan
Füle Türkiye’nin yargının hukuki statüsünü değiştirmeden önce AB’ye danışması
gerektiğine dikkat çekmekte.

Türkiye’nin AB emelleri çok öncelere 1959 yıllarına dayanmakta. Türkiye’nin
müzakere sürecinin bu kadar yavaş ilerlemesi 1974 yılında Türkiye’nin Kuzey
Kıbrıs’ı işgali üzerine çıkan anlaşmazlıklara dayanıyor. AB 35 başlığı Türkiye’nin
liman ve havaalanlarını Kıbrıs’a açmayı red etmesi üzerine bloke ediyor. Kıbrıs’ta
kendi başına 6 başlığı reddetmekte. Nicolas Sarkozy yönetimi altındaki Fransa’da
dört başlığı engellemekteydi. Nato ve AB arasındaki askeri ilişkiler de ayrıca
işleri tıkamakta. (Türkiye Nato üyesi, Kıbrıs değil.)

Erdoğan ve Yeni
Osmanlıcılık

Yakın zamana kadar Erdoğan, Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacının; Türkiye’nin
dinamik ekonomisi ve stratejik konumu nedeniyle, Türkiye’nin Avrupa’ya olan
ihtiyacından daha fazla olduğuyla böbürleniyordu. Erdoğan, Ortadoğu da komşularıyla
sıfır sorun politikasını benimsedi. Arap Baharı 2010 yılında patlak verdiğinde
Türkiye, ılımlı ve demokratik bir İslam modeli olarak gösterildi. Ancak gerçek,
İstanbul’da Gezi Parkı’nın inşa planlarına karşı çıkan kitle protestolarının,
Başbakan’ın eliyle ağır şekilde bastırılmasıyla açığa çıktı. Erdoğan’ın Yeni
Osmanlıcılık politikaları, Suriye’nin iç savaşı ve Mısır Ordusu’nun, onun seçilmiş
İslami müttefiki Muhammed Morsi’nin koltuğunu ele geçirmesiyle parçalara
ayrıldı. Türkiye’nin bu süreçte Amerika ile olan ilişkileri de Çin’den hava
savunma füzeleri alınması ve İsrail ile sorunlar nedeniyle gerildi.

Erdoğan’ın sorunları arttıkça, Avrupa için yaptığı küçümseme de zayıfladı.
Bu Türkiye’ye yardım edebilir zira artık Fransa’da daha az Türk Fobisi olan bir
Başbakan, Françoiş Hollande var. Geçen Mayıs ayında Türkiye ile Fransa arasında
Fransa’nın Areva’sının da içinde bulunduğu nükleer güç istasyonu için bir sözleşme
imzalandı ve Hollande’nin bu ay sonu Türkiye’yi ziyaret etmesi bekleniyor. Böyle
olmasına rağmen Başbakan Erdoğan’ın eğilimlerinin sultanlaşma yolunda
netleşmesi, Türkiye’nin üyelik çabalarının geçtiğimiz sonbaharda sallanmasına
neden oldu.

AB için yeni bir sayfa

Ekim ayında AB; bölgesel politikalar ile Türkiye ile ilgili yeni bir sayfa
açtı. Aralık ayında Türkiye; AB’ye kaçak geçiş yapan göçmenleri geri almak taahhüttü
karşılığında, Türk ziyaretçiler için vize serbestleştirme anlaşması
müzakerelerini başlattı. Alman Marshall Fonları ve Transatlantik Düşünce
Kuruluşu’nun üst düzey yöneticisi olan Lan Lasser; Türkiye’nin artık Batı ile
sıfır sorun politikasına ihtiyaç duyduğunu ancak son yaşananların bunu
zorlaştığını söyledi. Lasser; Türkiye’nin dostlarının Başbakan Erdoğan’ı
savunmak için mücadele ettiğini ve İngiltere’de ki Troy liderliğindeki
hükumetin özellikle AB genişlemesi ve işçilerin dolaşımında şüpheli hale gelen
Türkiye’nin en büyük destekçisi olduğu savundu.

Yutmak İçin Çok Büyük

Türkiye’nin bu büyük gruba katılımı cevapsız bir soruyu içerisinde
barındırıyor. Avrupa’nın sınırları nerede? Batıdaki küçük Balkan Ülkeleri’nin
bir gün bu gruba katılacağını söylemek zor değil ancak Türkiye ve Ukrayna gibi
ülkeler belki de yutmak için çok büyüktür.

Brüksel’in içinde açık bir üyelik yolunun olmaması AB’nin Türkiye’yi bu
yolda etkileme yeteneğini zayıflattı. Ancak bazılarının iddia ettiği gibi AB’nin
Türkiye’yi kayıp ettiğini söylemek güç. Avrupa, devlet kurumlarına sızan
karanlık, kardeşlik anlayışı temelindeki bir topluluk ve devleti bünyesinde
barındırdığını düşünen, hoşgörüsüzlüğü gittikçe artan bir başbakan arasındaki
it dalaşını yatıştıramaz.

Yine de AB “yargı ve temel hakları” içeren 23. başlık ve “adalet, özgürlük
ve güvenlik” ile ilgili 24. Başlığı açarak Erdoğan üzerindeki baskıyı
arttırmayı sağlayabilir. Yine de bu, inatçı Kıbrıslı Rumların akıllarını
başlarına almalarını gerektirir. Eğer onlar bile kendi çıkarları için en uygun
olanının daha demokrat ve daha Avrupalı bir Türkiye olduğunu göremiyorlarsa,
Erdoğan neden görsün?”

Kaynak: The Economist

Caner Otrakçı

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Abdullah GülAdalet ve Kalkınma PartisiAnkaraAvrupa BirliğiBaşbakanÇinDarbeFransaGezi ParkıİngiltereİsrailİstanbulMısırNATOPolisRecep Tayyip ErdoğanSuriyeUkrayna
Görüş Bildir