Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ercan Altuğ Yılmaz Yazio: Oyunlarla Farklı Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Anasayfa > Yazio

Farklıyım, farklısın, farklıyız.. 

Hiçbir insan birbiri ile aynı değil, herkes birbirinden farklı!

Bu kelimeyi defalarca yazabiliriz, zaten yazmakta sorun yok; herkesten farklı olduğunu düşününce insanoğluna biraz ürkütücü gelir genelde.

Bu kelimeyi defalarca yazabiliriz, zaten yazmakta sorun yok; herkesten farklı olduğunu düşününce insanoğluna biraz ürkütücü gelir genelde.

Halbuki herkesin birbirine benzeme, belli bir grubun içine girip “onlar” gibi düşünme ve olma çabası; her insanın birbirinden farklı bir yaratılışla dünyaya geldiği gerçeğini idrak edince ne kadar anlamsızlaşıyor. Evet, anlamsızlaşıyor. Çünkü hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir şeyler için çaba içerisinde olduğunu fark ediyor insan. Yaptığımız her iş, göz atılan her görsel, duyulan her ses, hissedilen her duygu; ortak dilde aynıymış gibi anlamlandırılsa da herkeste bambaşka bir etki bırakır. “Kırmızı” deyince aklımızda tek bir renk belirir ama nasıl bir kırmızı olduğunu kim bir başkasına kanıtlayabilir? 

Hal böyle karmaşık olunca, iş; farklı ve tek olma durumunu anlayıp, kabul etmeye kalıyor. Hem kendinin farklı olduğunu hem de herkesin farklı olduğunun “normal” olduğunu anlamaya ve kabul etmeye…

Mesela oyun oynamak kendi farklılığının farkındalığı açısından güzel bir araçtır. Çünkü oyun, kişinin içinden geldiği gibi tabiri caizse doğal davrandığı, kısacası kendi olabildiği bir alandır. Çevre gözlerin umursanmadığı, herhangi “uçuk” bir hareket yapılmış olsa bile “amaan ne var canım oyun işte, gerçek değil ki” cümlelerinin kolaylıkla kurulduğu, anlık gelişen ve eğlencenin bol olduğu büyülü bir dünyada “herkes gibi olma” kaygıları ne kadar akla gelebilir ki?

Gelin, yaşamın her yönünü içine alan oyun kavramına çok kısa değinelim:

Gelin, yaşamın her yönünü içine alan oyun kavramına çok kısa değinelim:

Oyunun geçmişi, insanlık tarihi kadar eskidir. Oyun için kısaca; her insanın içinden gelen, soyut düşünme becerisini geliştiren, eğlendiren, sosyalleştiren, eğiten, kişiyi özgürleştiren eylemler bütünü diyebiliriz. Kimileri oyunu, belli bir yaşa kadar oynanan çocuksu bir eylem olarak görür halbuki oyun; her yaştan insanı kapsayan, yalnızca bir eğlenceden ibaret olmayan, oynayan kişinin duygularını, düşüncelerini, eğilimlerini, kendi istek ve çevre etkilerini de barındıran etkinliklerdir. Genellikle oyunlarda; özgürlük, -mış gibi yapma/öyleymiş gibi davranma, gerilim (kazanma/kaybetme), kendine özgülük, spontanlık (o ana odaklanma), hareket, eğlence/haz, süreçsellik ve kurallar olur. 

Bu özelliklerin her biri ise aslında “gerçek hayat” diye tabir ettiğimiz gündelik yaşantımızı oluşturan özelliklerdir ve tıpkı orada olduğu gibi herkese bambaşka deneyim yaşatır. Hepimiz evcilik, istop, saklambaç, satranç, taş-kağıt-makas, sessiz sinema, dijital oyunlar ve buna benzer birçok oyunu oynamışızdır. Ancak bu oyunları oynama biçimi, oyunun içindeki hal ve hareketler, oyunu sevip sevmeme, oynarken alınan haz ve heyecan, hisler ve düşünceler herkes için aynı değildir; her ne kadar yıllardır oynanan oyunlar olsalar da…  

Ancak herkes için genel kabul gören ortak bir durum vardır; kişinin akışa girerek kendi olması…

Kişi oyun içindeki rolüne büründüğünde, “gerçek hayatta” kendini bilerek veya bilmeyerek baskı altına aldığı belli davranış kalıplarının veya söylenmesi zorunlu ifadelerin dışına rahatlıkla çıkabilir.

Kişi oyun içindeki rolüne büründüğünde, “gerçek hayatta” kendini bilerek veya bilmeyerek baskı altına aldığı belli davranış kalıplarının veya söylenmesi zorunlu ifadelerin dışına rahatlıkla çıkabilir.

Çünkü orası bir oyun ortamıdır, ciddiyetten uzaktır ve her ne kadar içinde büyüdüğü çevrenin izlerini taşısa da “gerçek hayat”tan uzak bir ortamda kendisine dayatılan şeyleri yapmak zorunda değildir; tamamen kendini ve toplumda “normal” olarak tanımlananlar dışında kalan her türlü “farklı” davranışı, düşünceyi, duyguyu yansıtabileceği başka bir dünyadadır. Bu sebeple oyunlar, yapısı gereği rahat bir ortam sağladığı için kişilerde kendilerine ve çevrelerine dair birçok özelliği değişik açılardan deneyimletme, keşfettirme ve hatta kendini gözlemleme imkanı sağlar. Farklılıkları anlamak ve kabul etmek de zaten sorgulama ve keşiflerle başlar. Özgürleşmek ve belki de kalıpların dışına çıkmak oyunların hayatımıza kattığı deneyimlerle büyük ölçüde tetiklenir ve bu özgürlüğün verdiği hafiflik hissi, toplumda, ailede, sosyal çevrede, özel hayatta dayatılan zorlamalardan, baskılardan doğan dayanılmazlık hissinin yerini alır.  

Konuya bu şekilde eğilirsek oyun; sadece bir eğlence unsuru değil, insanın içindeki özden doğan, kişinin bütün evrende tek, farklı ve eşsiz olduğunu gösteren bir araçtır diyebiliriz. Farklı olmaktan çekinmek veya bir başkasının herkesten farklı davranışlarını yadırgamak yerine; benimsemek, hayatın akışı ile bütünlük sağlar ve oyun yoluyla “farklı” olmanın dayanılmaz hafifliği böyle başlar… 

Bu yazı Gamfed Türkiye gönüllülerinden Ceyda Ilgaz’ın katkılarıyla yazılmıştır. 

Twitter

Instagram

Linkedln

Samsung Data Code
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
3
0
0
0
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?