Enver Paşa'dan Naciye Sultan'a: 'İstanbul'daki Tahtı Parçalarım Senin İçin'

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Tarihçi Murat Bardakçı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kurucu ve önderleri arasında bulunan Enver Paşa 'nın hayatını anlatan 'Enver' isimli yeni çıkan kitabına ilişkin olarak, "Osmanlı'nın çöküşünü hızlandıran sadece Enver Paşa değil, bütün şartlar" dedi.

"Bizde bir de bir söylenti çıktı. Enver hain olarak tanıtıldı" diyen Bardakçı, "Hayır, resmi olarak hiç öyle bir şey yoktur. Mesela gözden kaçmıştır bizde. Vahdettin hakkında, ihanetle suçlayan tek bir kanun, resmi şey yoktur. Söylentidir sadece. Enver Paşa için de haindi falan, değil" görüşünü dile getirdi. Bardakçı, Enver Paşa'nın Naciye Sultan'a olan aşkına dair ise şunları söylüyor:

"Bir mektupta; Cengiz’in, Timur’un tacını tahtını, hatta İstanbul’daki tahtı parçalarım senin için diyor."

Zor bir isim üzerine çalıştınız siz. Hayatı 41 seneye sığmış, mağlubiyetle neticelenmiş macera diye tarif ediyorsunuz. 27 yaşında, 1908’de hürriyet kahramanı. 14 yıl sonra bir dağda, kimsenin adını bilmediği bir yerde öldürülmüş bir insan. Bu arada da hem kendini, hem imparatorluğu da sallamış bir adam. Kimilerine göre de imparatorluğu çökerten bir adam. Siz kitapta diyorsunuz ki zaten çöküyordu, hızlandırmış...

Çökmüştü. Hızlandıran da sadece Enver Paşa değil, bütün şartlar. İttihat Terakki’nin de rolü var, padişahların da rolü var, Avrupa’nın da rolü var. Zaten sallanıyor. 19. yüzyılda, 18’in sonlarından itibaren artık Osmanlı İmparatorluğu diye güçlü bir devlet yoktur. O olmasaydı belki başkası olacaktı.

Enver Paşa kimine göre hain, kimine göre kahraman. Siz toptancı yaklaşmayıp belgeleri konuşturmuşsunuz.

Biz şimdi Türkiye’de çok rahat yaftalarız. Vahdettin de hain değildir. Çünkü devletin sahibi. Bir kralın, padişahın, hükümdarın hain olması demek, devlete ihanet etmesi demek, sıradan bir kişinin evini yakmasıyla aynıdır. Bizde bir de bir söylenti çıktı. Enver hain olarak tanıtıldı. Hayır, resmi olarak hiç öyle bir şey yoktur. Mesela gözden kaçmıştır bizde. Vahdettin hakkında, ihanetle suçlayan tek bir kanun, resmi şey yoktur. Söylentidir sadece. Enver Paşa için de haindi falan, değil. Evet, devletin en güçlü adamı yenilmiştir. İhanetle ne ilgisi var bunun? Kazansaydı bugün öyle mi konuşuyorduk biz? Enverci misin, değil misin diyecektik.

Diyorsunuz ki onun büstleri olacaktı her tarafta.

Olacaktı. Öyle ihanet falan, öyle bir şey yok. Bunlar tarihi şahsiyetlerdir. Vazifelerini yapmaya çalışmışlardır. Sadece Enver Paşa değil, birçok şahsiyet iyi yapmıştır, kötü yapmıştır ayrı. Yapabilmiştir, yapamamıştır, kazanmıştır, yenilmiştir. Ama vazifelerini de yapmaya çalışmıştır. Ben şeye de karşıyım. Sultan Hamit için ulu hakan veya Kızıl Sultan. Bu saçma sapan bir şey. Sultan Hamit tam bir Tanzimat hükümdarıdır. Politikası baskın olmuştur, endişelidir, vesveselidir. Ama kızıl sultan veya ulu hakan değildir. Dönemin hükümdarıdır. Biz çok kolay yaftalıyoruz. Çünkü her şey slogan etrafında dönmeye başladı Türkiye’de. O çok yanlış bir şey.

Savaş sırasında okumakta zorlanılan bir alfabeyi yapmaya kalkışması... Bu nasıl bir ruh hali? Baştan sona; alfabesinden, serpuşundan bir şekilleme ve kendi damgasını vurma arzusu değil mi?

Tam öyle düşünmüyorum ben. Evet, kendine son derece güven, kendini beğenmişlik var ama bir de dindar tarafı var. Ciddi dindar, samimi dindar. Samimi bir dindarlık olduğu vakit orada ben hazretleri havasından uzaklaşırsınız otomatikman. Yani o ciddi dindarlık megalomaniye mânidir. Ama bir şeyler yapma isteğine mâni olmuyor. O başka bir şey. O dönemde sadece Enver Paşa’nın değil İttihat Terakki’nin çıkarttığı enteresan kanunlar vardır. Hatta 2. Meşrutiyet’ten sonra, mesela bugün hâlâ bizim memurin muhakematı kanunu Mahmut Şevket Paşa’nın kanunudur. Ama Hukuk-i Aile Nizamnamesi çok önemlidir. Düşünebiliyor musunuz? Altı asır boyunca şeriatın, aile hukukunda, mirasta şunda bunda şeriat, daha doğrusu fıkhın hâkim olduğu hukuka karşı. Gerçi hususi hukuk çıkmış örfi hukuka karşı. Ama o hukukun karşısında apayrı bir şey çıkartıyorlar ki kıyamet kopmuş o zaman. Bu medeni kanunun öncüsüdür. Mecelle olmasına rağmen Hukuk-i Aile Kararnamesi çıkıyor. Böyle şeyler yapmışlar. Arazi kanunnameleri çıkıyor. Bir şeyler yapmak istiyorlar. İttihat Terakki olsun, Enver olsun başkaldırılarının iki sebebi var. İki de değil tek. Devleti toparlamak. Çöküyoruz diyorlar. Toparlamanın ilk aşaması da Abdülhamit’i indirmektir. Bunu o şekilde değerlendiriyorum. Benim yazım olsun, şu olsun diye değil. Elimden binlerce sayfa Enver Paşa evrakı geçti. O yazıyla yazdığı 2-3 sayfa. Askeriyede kullandırıyor. Ama savaş ortasında onu düşünmemişler. Okuyamıyor adam yazı gelince.

"Aşk küçültmez"

Enver Paşa’nın dindarlığından bahsettiniz. Siz aslında köşe yazılarınızda da, kitabınızda da söylüyorsunuz. Turancı biridir ama esas İslam devleti kurmak en büyük hayali.

Hiçbir mektubunda ve hiçbir demecinde Turan yok. Çünkü Enver Paşa çok demeç vermiş birisidir. İçeride de olsun, dışarıda da olsun. Turan hayali yoktur. Turan bölge ismi. Bizde uydurma şeyler çıkarttılar. Sen emret biz ölelim. Niye ölelim o emretti diye. Turan şeyi yok, İslamdır.

Enver Paşa’nın deli gibi âşık olduğu kadın; Naciye Sultan. O mektuplar... Kuvvetli, savaşçı bir adam ama âşık olduğu kadın karşısında diz çökmüş.

Onu küçültmez aşk...

Küçülttüğünü düşünmüyorum ben de... Onunla yaşıyor. Hem tarihe not düşüyor Naciye Sultan’a yazdıklarıyla. Hem aşkı yaşıyor.

O çok ciddi bir aşk, sevmiş. Yeni mektuplar da çıkacak. Neler neler. Ama o aşkı işte psikiyatrlarla onu konuştum. Hayale yazıyor gibi, saplantı olmuş. Ama sevmiş, çok sevmiş. O mektupları yazdığı yıllarda 22 - 23 yaşlarında Naciye Sultan.

O da 37 yaşında. 14 yaş fark var.

Çok genç kız.

"Çözemediğim şey; o çok özel şeyleri nasıl yazarsın?"

Zaten mektupların çoğunluğunu, yüzde 80 - 90 Enver Paşa yazmış. Naciye Sultan’a az cevap vermiş, öyle gözüküyor.

Yazdı mı, yazmadı mı, kayıp mı oldu bilemiyoruz ama. Belki de yazmıştır ama bazı ifadelerinde, o çıkacak kısımda var. Niye yazmıyorsun diyor ve kardeşine de niye yazdırmıyorsun? Az yazmış. Ama bir de şey var. Mektupları görseniz. 71 sayfa mektup olur mu? Deftere yazmış, tek mektup. Anlatıyor, şöyle özledim, canım, işte şöylesin böylesin. Sonra hareket planlarını çizmiş. 22 - 23 yaşındaki kız bunları ne yapsın? Sahneleri de çizmiş mektupta.

Bu şekilde de aslında tarihe not düşüyor ve saklamasını da rica ediyor eşinden.

Onu söylüyor. Çözemediğim şey; “Bunları sakla, kendi tarihimi yazıyorum” diyor. “Biyografi gibi” diyor. O çok özel şeyleri nasıl yazarsın?

Şevket Süreyya’nın bir cümlesi var. “İttihat Terakki liderlerine bizim nesil hem borçlu hem kırgın.”

Çok güzel sözdür o.

Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AşkİstanbulSavaşaşk
Görüş Bildir