Eğitime Bakışta Eski Alışkanlıklar

-

Eğitime Bakışta Eski Alışkanlıklar

Eğitime Bakışta Eski Alışkanlıklar

Asım Öz/ Kültür Servisi

Eğitim meselesi hâlâ gizemini muhafaza eden sözcükler arasında yer alıyor. Hal böyle olunca bu konuda deneyimleri olduğu düşünülen eğitimcilerin sadra şifa söz söyleyebilecekleri düşünülüyor. Eğitim alanında neler oluyor? Yarı büyülenmiş yarı harap olmuş hâlde neye tanık oluyoruz? Yorgun düşmüş bir kavramın ne olursa olsun kendini yenilemesine mi? Kemalizm'in sonuna mı? Tersinden Kemalizm'e mi, türünden sorulara muhatap olan eğitimciler genelde "eksik" ve "eskimiş" deneyimleri üzerinden bu sorulara cevap vermeye çalışırlar.

Varlık dergisi öteden beri sanat ve edebiyat konusundaki düşüncelerinin ötesinde gündeme ilişkin olarak yayımladığı yazı ve soruşturmalarıyla da öne çıkan bir dergidir. Hatta AKP'li yıllarda siyaset ve edebiyat ilişkisi bağlamında Varlık dergisinde yayınlanan yazıların ele alınıp değerlendirilmesi başlı başına uzun bir inceleme konusu olacak niteliktedir. Varlık dergisi son sayısında (Ekim,2012/1261) Milli Eğitim sistemindeki değişiklikler hakkındaki yorumları, en "keskin" eleştirileri derine inmeksizin ele almaya çalışıyor.

YENİ KAPİTALİZM KÜLTÜRÜ

Kapağına Gülce Başer'in "Yeni Eğitim Yasası: Reform mu, Küreselleşme mi, Siyaset mi?" başlıklı yazısını taşıyan derginin soruşturma için seçtiği isimlerin söyledikleri okunduğunda sol Kemalistlerin Türkiye gerçekliğini anlama ve yorumlama konusunda bir türlü kurtulamadıkları zihinsel taşlaşmayı göstermesi bakımından ilgi çekici. Başer'in yazısında "yeni kapitalizm kültürü" bağlamında atıf yaptığı Arif Dirlik'in yaklaşımları eğitim meselesini tartışmak açısından önemli. Dirlik hem Postkolanyal Aura kitabında hem de Küreselleşmenin Sonu mu?, Kriz, Kimlik ve Siyaset kitaplarında küresel kapitalizmde yönetenlerin yereli kürelese uydurmak için yerel öznellikleri ulusal sınırlar içinde yeniden inşa etmeyi hedeflediklerini göz önünde bulundurmak gerektiğini ifade eder. Çünkü yeniden üretilen bu yerel kültür kapitalizmin taleplerine uygun, onun işleyişini kolaylaştırıcı türden olacaktır. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in eğitimin kapsam ve standartlarını küresel beklentileri karşılayıp onun bir parçası olmaya yaptığı vurgu bu çerçevede düşünülebilir. Fakat bu konuların sadece bu bakan döneminde değil daha kapsamlı değişikliklerin yapıldığı Hüseyin Çelik döneminde de gündeme geldiğini hatırlarsak eğitim tartışmalarının da diğer entelektüel tartışmalar gibi geçmişten kopuk olarak yapılmakta olduğunu görürüz.

Hacmi küçük hükmü büyük olan soruşturma içinde farklı seslerin dile getirdikleri hat ve karşı hat eğitime ilişkin karşıtlıkları düşünmek açısından önemli.Soruşturmaya Hüseyin Yurttaş, Metin Cengiz, Adil İzci,Yavuz Özdem, İskender Pala, Fatma N., Mustafa Köz, Cem Uzungüneş, Betül Tarıman, Hüseyin Akın, Şeref Bilsel, Betül Dünder ve Ercan Yılmaz katılmış. Doğrusu bu konularda ne düşündüğünü merak ettiğim eğitimci şair ve yazarlardan Yücel Kayıran'la Ali Emre'nin yanında Ahmet Örs, Rüstem Budak ve Beytullah Emrah Önce'nin soruşturmaya dahil edilmeyişinin büyük bir eksiklik olduğunu belirtmeliyim. Özellikle neoliberalizm konusunda Örs, Budak ve Önce'nin söyleyecekleri fazlasıyla 'kültürel' kalan eğitim tartışmasının zeminsizliğini görmeyi mümkün kılabilirdi. Eğer akademi dünyasında bulunanları da eğitimci yazarlar olarak düşüneceksek İskender Pala dışında herhangi bir ismin bu soruşturmada yer almayışının tek boyutlu bir seçim olduğunu belirtmeliyim. O yüzden bu tercih pek isabetli olmamış. Sözgelimi Pala'nın olduğu bir soruşturmada Kemal İnal'da yer alabilirdi.

Eğitimci şair ve yazarlara sorulan sorular şunlar: " Yeni Eğitim Yasası çerçevesinde uygulanacak olan 4+4+4 sistemini çocukların bilgi ve becerilerini geliştirebilmeleri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca seçmeli din dersinin de getirilmesini, müfredat göz önüne alındığında, nasıl yorumluyorsunuz? Osmanlı modernizasyonundan bugüne kadar en sık değiştirilen yapılardan biri de eğitim sistemi. Bu değişimler, kuşaklararası kültürel sürekliliği etkiler mi? Bunlar eğitim sistemini geliştirme arayışı olarak mı, yoksa siyasal strateji olarak mı yorumlanmalı? Yeni uygulamaların eğitimde gelişme sağlayacağına inanıyor musunuz?"

KEMALİST PARANOYA

Şunu hemen söylemeliyim ki Başer'in yazısı başta olmak üzere "genç" eğitimci edebiyatçılarla "yaşlı" eğitimci edebiyatçıların bakış açısı arasında kapatılamayacak kadar büyük bir uçurum var. Bu uçurumu göz ardı ederek eğitimi felsefi düzlemde tartışmaya yönelmek mümkün görünmedi bana. Tasarısı, bakışı büyük ölçüde pozitivist ölçeğin İslamî şiarları küçümseyişine dayanan kişilerle eğitimi ele almanın mümkün olmadığının sebeplerini anlamak için liselerin öğretmen odalarında yükselen "belli ölçülerde Kemalist duyarlılığı barındıran" homurtulara kulak kabartmak yeter de artar bile.

Soruşturmayı değerli bulduğum için dikkat ederek birkaç defa okudum. Bu okumalar sırasında özellikle Kuranı Kerim ve Siyer derslerine bakış konusunda alttan alta süren farklı konumlanışların dile getirilişinde, üslubunda farklılıklar olsa da temelde olumlu bulanlarla olumsuz bulanlar şeklindeki ikili fark hemen göze çarpıyor. Siyasi olanı dışlayan yorum sahiplerinden siyasi olanı göz ardı etmeyenlere değin uzanan bu iki hat Metin Cengiz'le Betül Tarıman'ı Betül Dündar ile Adil İzci'yi bir safa İskender Pala ve Ercan Yılmaz'la Hüseyin Akın'ı diğer safa yerleştirmeyi mümkün kılıyor.

Hüseyin Yurttaş her eylemi karşı devrimcilik çuvalına dahil eden bir bakışa sahip. Onun demek istediği şeyler CHP'nin muhalefet olarak ifade ettiği lakırdıların ötesine geçemiyor. Şöyle diyor: " "4+4+4 sistemi", aslında Cumhuriyet'in getirdiği yıllar içinde delik deşik edilmiş Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) ve uygulamasını bu kez tümüyle ortadan kaldıran, Cumhuriyet kazanımlarını birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da yok ederek ilerleyen karşı devrimci yeni bir ataktır.(...)

Bu sistem, Türk milletini külliyen cahil bırakarak derdini anlatmaktan aciz, başkalarının yönlendirmesine ve yardımına muhtaç kölelere dönüştürecektir." Ardından AKP'nin bütün uygulamaları ile eğitim alanındaki değişiklikleri aynı kefeye koyan cümleler geliyor. Kuran okumanın seçmeli hale getirilmesini eleştirirken karikatürize edilmiş "zikir törenlerinin" de öğrencilere ders içinde uygulattırılacağını zannediyor Yurttaş. Ümmet ve yurttaşlık karşıtlığını işleterek kul olma durumunu tümden olumsuzluyor. Ardından da Allah'ın kulu olmakla Avrupa'nın veya Amerika'nın kulu olmak arasında ayırım yapıyor Kemalizm'in kulu olduğunu unutarak! Ezberle ilgili klişeleri tekrar ederek sözü El-Ezher'e kadar uzatıyor. Bu arada Cahiliye kavramını da unutmamış Yurttaş.

Metin Cengiz ise eğitim felsefesine dair epey düşünceyi özetleyerek aktardıktan sonra Tanrı merkezli eğitim düşüncesini bütünüyle olumsuzluyor. Hiçbir demirleme yeri bulunmayan bir idealist gibi konuşmakta oldukça bonkör davranan satırların ardından çağdaş eğitim için demokrasiyi olmazsa olmaz bir konuma yerleştiriyor. Eskiden Atatürkçülük adına yapılanların şimdi din ve ahlak adına yapıldığını söylüyor ki bu eğitim sitemindeki değişikliklerin anlaşılmadığının en önemli göstergesi. Sanki eğitim sisteminde Kemalizm ve Atatürkçülük bütünüyle tasfiye edilmiş temelini İslami ilkelerin oluşturduğu bir eğitim sistemine geçilmiş gibi bir hava oluşturuyor. Oysa din dersleri de dahil olmak üzere müfredatın ana çerçevesini hâlâ Kemalizm çizmektedir. Bu açıdan bakıldığında değişen hiçbir şey yoktur.

Müfredatın tümü hakkında bilgi sahibi olmadığını belirten Adil İzci ise Hüseyin Yurttaş'la muhabbet ediyor sanki. Keşke aynı sayfada karşılıklı olarak verilseydi görüşleri! Varsa yoksa Kemalist safları sıklaştırmaya yarayan karşı devrimcilik kâbusu. İzci'nin şu cümleleri Yaşar Nuri Öztürk'ü çağrıştırmayı bakımından oldukça dikkat çekici: " bağnazlıktan, hurafelerden, safsatalardan uzak bir din eğitimi söz konusu olmalı. Bireyi iyiliğe, doğruluğa, güzelliğe götürecek, nitelikli insan olmaya özendirecek din eğitimi.." Bu ifadelerde geçen değerlerin her zaman bir şeye göre iyi, bir şeye göre güzel olduğundan habersiz olan İzci'nin pozitivist ve Kemalist hurafeler konusunda ne düşündüğünü merak ettim doğrusu. Kendi adıma toplumun yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğunu söyleyip durmanın büyük bir yalan olduğunu belirten İzci'ye kızmadığımı ifade etmeliyim ayrıca.

SAĞCILIK VE KEMALİZM'İN ÖTESİNDE FARKLI BAKIŞLAR

Mümkün mertebe sağlam temellere dayanan değerlendirmeler yapan Yavuz Özdem eğitim alanındaki her düzenlemenin kendi siyasalını ortaya koyduğunu belirterek çok temel bir konuya değinmiş ve şöyle devam etmiş: "Bu bağlamda siyasallık işin doğasında var. Burada önemli olan siyasal Saiklerin daha geriden gelmesi ve pedagojik kaygıların öncelik kazanmasıdır. Ne var ki, son değişiklik siyasal yanı ağır basan bir değişikliktir.Bu minval üzere Tevhid-i Tedrisat dahil tüm değişiklikler, yarattıkları yeni dil ve içerikle kültürel sürekliliği önemli ölçüde etkilemiştir, etkiler." Siyasala ve ideolojiye ilişkin derinliklere inen yanılgıların görüldüğü soruşturmada oldukça anlamlı bu ifadeler.

İskender Pala eğitim sisteminde yapılan değişiklikleri genel olarak var olandan ileri bir sistem yaklaşımı çerçevesinde ele alıyor. Haftalık ders saatlerinin ve seçmeli derslerin arttırılmasının önemsenmesi gerektiğini belirtiyor. Fakat derslik sayısı, alt yapı sorunları, okul ortamının olumsuzlukları gibi bir dizi unsurun bu olumlulukları mümkün kılmayacağının pek farkında değil. Uygulamanın arkasında duracak bir "devlet iradesine" vurgu yapması Pala ve sağcılık konusunu tartışacaklar açısından önemli bir ipucu. Millilik kavramını devlet ruhu çerçevesinde yorumlayarak sahiplenmesi de dikkat çekici. Pala, ayrıca Cumhuriyet kurulurken savunma, eğitim ve kültür bakanlıklarının başına milli kelimesinin konulmasını Hüseyin Akın'ın aksine sahipleniyor.

Mustafa Köz ise şu tehlikelere(!) dikkat çekmiş: " Yasa, erkin Anadolu'yu bütün bütüne dinselleştirme tasarısının önemli bir parçası. Ancak büyük kentlerde, yasanın öngördüğü, istediği siyasallaştırma olmayacak. Göçle gelenlerin çocukları bu değişimden etkilenecek ancak kentsoylu ya da kent kültürünü içselleştirmiş ailelerin çocukları bu dinsel baskıya direnecek. Bu durum iktidarı yeni yasalar, daha doğrusu yeni baskılar üretmeye itebilir." Ne diyelim eğri bilinçten doğru sözler beklenemez zaten.

Eğitim sistemindeki değişimin hakikatinin ne olduğuna ilişkin önemli tespitler de yok değil. Belli gramere göre konuşan cevapların ağırlıkta olduğu soruşturmada Hüseyin Akın'ın yanında Ercan Yılmaz da önemli sözler sarf etmiş. Fakat Yılmaz'ın eğitimi ele alırken bile üstadı Hilmi Yavuz'a müracaat etmek durumunda kalması ve ondan uzun bir alıntı yapması kendi sözünü söyleme konusundaki cesaretsizliğinin göstergesi olarak okunabilir gibi geldi bana.

Hüseyin Akın bu değişikliği 28 Şubat sonrasında uygulanmaya başlanan kesintisiz sekiz yıllık eğitim dayatmasının tashihi olarak görüyor. Yasayla açık lise ağının genişletilmesinin ve meslek liselerinin önündeki katsayı engelinin kaldırılmasını önemsiyor. Din eğitiminin devlet tasallutundan ve cemaat tekelinden kurtarılmasının gerekli olduğuna vurgu yaparak inansın inanmasın herkesin içinde yaşadığı coğrafyanın inanç manzumesini, dini referanslarını doğru bilmesi sürecinde yapılan yeni düzenlemelerin olumlu bir amaca hizmet edeceğini dile getiriyor. Ben Hüseyin Akın'ın dergide yer alan görüşlerinin değişimin mantığını büyük ölçüde yansıttığını düşünüyorum. Sene sonunda uygulamalarda görülen aksaklılar başta olmak üzere pek çok konuyu tartışmak isteyenler mutlaka Akın'a da başvurmalıdır.

Ercan Yılmaz, yeni sistemin aceleye getirildiğini altyapı ve nitelikli öğretmen meselesi çözülmeden sistemde yapılacak düzenlemelerden beklenen sonuçların elde edilemeyeceğini söylüyor. Sadece ders saatlerine odaklanmanın yeterli olmadığı düşünüldüğünde önemli bu tespitler. İmam Hatiplere ilişkin olarak yapılan itirazların abartılı, bu okulların açılmasını bir intikam nesnesi olarak değerlendirmenin yanlışlıklarına değinmesi soruşturmaya cevap veren isimlerin geneli düşünüldüğünde oldukça cesaretli.

Cem Uzungüneş ve Betül Tarıman başta olmak üzere çapaklı bakışlarını kavramsal düzlemde sürdürmeye çalışanlar da dikkat çekiyor. Zorunlu seçmeli sözünü sadece İslam odaklı dersler üzerinden ele alarak paradoksa dikkat çekmek Kemalist duyarlılıktan kaynaklanıyor. Çünkü bütün okullar seçmeli derslerde paket yapmak durumunda kaldığından bu paradoksla çoğu uygulamada karşılaşmak mümkün. Eğitimin çeşitli branşlarda gelişmeyi sağlayacak seçmeli derslere yer verildiği düşüncesi ise çok gerçekçi bir değerlendirme değil. Sadece Sanat Tarihi ders programının içeriğine bakmak yeterli olur bu konuda. Yıllar öncesinin sanat tarihi programını aynı içerikle okutmak ne kadar anlamlı. Ayrıca, sanat tarihini sadece mimari üzerinden okutmanın doğru olup olmadığı da düşünülmeli.

Esasa taalluk etmeyen eğitim sisteminde yapılan düzenlemelerin neler getireceği henüz kestirilemez. Fakat soruşturmaya cevap verenlerin yaklaşımlarına genel olarak bakıldığında daha iyi bir dünya inşa etmek- sadece anlamak değil, değiştirmek- isteyenler için çok cılız bir içerikle karşı karşıya olduğumuzu söylemek yanlış olmaz herhalde.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

4+4+4Adalet ve Kalkınma PartisiCumhuriyet Halk PartisiHüseyin ÇelikÖğretmenTercihdizi
Görüş Bildir