Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Efsane: Aslında Bir Akdeniz Tarihi

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Efsane: Aslında Bir Akdeniz Tarihi

Efsane: Aslında Bir Akdeniz Tarihi

İskender Pala: “Akdeniz’e tuzlu tadını veren şey, sahillerde yüzyıllar boyunca akıtılan gözyaşlarıdır. Herkes bilir ki bu denizin çevresinde hayatlar savrulabilir ve çok çabuk değişebilir.”

Türkiye tarihin hem yeniden keşfedildiği hem de popülerleştiği bir dönemi yaşıyor. Sizin romanlarınızın bu döneme katkısı nedir? Tarihi bir romancı olarak kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Tarih bugün dünyanın her yerinde yeniden keşfedilmiş durumda. Herkesin kültürel kimliğinin ekseninde kendi geçmişi var. Milletler geçmiş zamanların metaforlarıyla birbirlerine yaptırım getiriyor veya zenginlik kazanıyor. Tarihini en az bilen millet ise maalesef biziz. Kendi geçmişimizden güç almadan bir geleceği kuramayacağımızı artık acı biçimde öğrendik. Dünyanın geldiği nokta ve gelişmeler ise bize kaybettiğimiz zamanı bir an evvel telafi etmemiz gerektiğini söylüyor. İşte bunun için bu ülkede herkesin tarihi öncelemesi gerekiyor. Tarihin yalnızca hamasi kısmını değil yüzleşmemiz gereken yanlarını da öğrenmek ve içselleştirmek zorundayız. Türkiye’de bazı tarihi konular travmatik çerçeveye oturtulmuş olup maalesef o konulara dokunduğunuzda ve çözüm önerdiğinizde derin ilişkiler içinde olanlar sizi kötülemeyi vazife beller.

Yine de refleksleri ve anlayışları değiştirmek adına tarihi romanlar önemli bir misyon yüklenmiş durumdadır. Ben bu bakımdan bütün romanlarım tarihin akışını değiştirmeyecek şekilde hadiseleri sıralar, bu hadiseler arasında ikincil karakterler oluşturur, hikayeyi onlar üzerinden kurarım. Benim romanlarımı okuyanlar tarihten yaşamış bütün karakterleri gerçek kimlik ve kişilikleriyle tanır. Hatta tarihte var olmayan roman karakterleri bile tarihe uygun davranırlar. Ben bunu bir sorumluluk kabul ederim ve okuyucuyu tarihi gerçeklerden ayırmam. Bazen tarih farklı farklı kayıtlar altında sizi şaşırtabilir. Birinin beyaz dediğine bir başka tarihçi siyah demişse, bir belge başka bir belge tarafından yalanlanıyorsa, romancı bunlardan birini, doğru olanı tercih eder. Ama tarihi tamamen değiştirmez, değiştiremez, değiştirmemelidir. Romanlarımdaki bu hassasiyettir ki benim okuyucumu ayrıcalıklı kılar, en azından okuyucu, kendisini aldatmayacağımı bilir.

Efsane: Bir Barbaros Romanı, sizin mesleki geçmişinizle de yakından ilgili. Denizci bir askerdiniz. Bir denizci birey olarak Barbaros sizin için ne ifade ediyordu? Okurlarınız romanın hangi tarafına dikkat etsinler?

Barbaros yalnızca Türkiye’nin değil, bütün dünya denizciliğinin önde gelen isimlerinden biridir. Onun hayatı etrafındaki sis perdesi ne kadar aralanırsa Türk tarihiyle alakalı gerçekler o kadar belirginleşecektir. Osmanlılar devrinde Barbaros ölümünden sonra da yaşayan bir amiral idi. Türk donanması ne vakit savaşa çıksa onun Beşiktaş’taki türbesinden hareket eder, hangi gemi Boğaziçi’nden aşağı veya yukarı sefere çıksa Beşiktaş açıklarında birkaç dakika eğleşip Fatihalarla, savaş gemisi ise top atışlarıyla onu selamlar, yoluna öyle devam edermiş. Şimdi Beşiktaş’ta onun adını taşıyan bir anıt mevcuttur ve bu anıtın başında senede yalnızca bir defa Barbaros için tören yapılır. O da Preveze Deniz Zaferi yıldönümü olan 28 Eylül’de. Bugün Beşiktaş’tan geçen insanların acaba yüzde kaçı o türbede kimin yattığını bilir? Bence Efsane’den sonra bu farkındalıklar oluşacak, okuyucu Barbaros’un bilinmeyen yönleri kadar unutulan yönleriyle de ilgilenmiş olacak.

Sadece Barbaros değil o devrin Akdeniz dünyası, İstanbul, Gırnata, Roma, Madrid gibi şehirleri yanında romanı besleyen yan karakterlerle de karşılaşıyoruz. Sizin gözünüzden nasıl gözüküyor Kanuni çağının dünyası?

On altıncı yüzyıl Akdeniz’i ve çevresindeki savrulmuş hayatları anlatmak bakımından Efsane, aslında bir Akdeniz tarihi olarak da okunabilir. Çünkü dünya o yüzyılda Akdeniz çevresinde harmanlanmakta, Haç ile Hilal, Müslüman ile Hıristiyan, Şarlken ile Kanuni hep bir hesaplaşmanın içinde yaşayıp gitmektedir. Bu hesaplaşmaların merkezinde ise Barbaros ile Andrea Doria vardır. Bu ikisi, bir zamanlar Akdeniz’in üstü ile altı arasında süren Roma-Kartaca rekabetini artık doğusuyla batısı arasına taşımış, Akdeniz çevresindeki milletlerin hayatını Roma çağından daha fazla etkiler olmuştur. Bunun için pek çok milletin on altıncı yüzyıl tarihine ilişkin kitaplar okumak zorunda kaldım. Bilhassa Endülüs’ün yıkılış serüvenini ve Müslümanlara yapılan zulümleri, Yahudilerin durumlarını, ticaret ile savaşın yönlendirdiği dünya düzenini çok araştırdım, doktora tezleri, bilimsel araştırmalar vb. okudum. Bilhassa Prof. İdris Bostan’ın makalelerinden çok istifade ettim. Ve aynı konuda araştırmaları olan Bradford’un dediğine inanarak romanımı yazdım. Çünkü Akdeniz tarihi söz konusu olduğunda, “İngilizler tarafsız olmaya çalışırlar ama pek beceremezler. İspanyolların hatırı sayılır bir dürüstlüğü vardır ama güçlü bir dinsel önyargıları da vardır. İtalyanlar gerçekleri bir sis perdesi gibi kullanırlar. Fransızlar düpedüz yalan söylerler. Amerikalılar ve Ruslar kendi tarihlerinden önceki dönemlerle pek ilgilenmezler. Ama Akdeniz’in tarihi önemlidir; çünkü tüm Batı kültürü bu denizden ve onu çevreleyen topraklardan çıkmıştır. Akdeniz havzasının kültürünü ve teknik gelişmelerini tamamen Avrupai görmek, elektriğin yalnızca pozitif olduğunu, negatif olmadığını savunmak kadar aptalcadır. Dünyanın bu bölümünde yükselen bütün kültürlerin hikâyesi, Doğu ile Batı arasındaki ilişkinin en şiddetli burada hissedilmesi gerçeğine dayanır.”

Efsane bir yönüyle de denizcilik kültürünün pek bilinmeyen envanter dökümü gibi. Siz bir romanı yazarken konudan mı hareket edersiniz tarihsel ve kültürel envanterden mi konuya yönelirsiniz?

Romanlarımın arka planında tarihsel dokuyu daima zengin ve bilgilendirici mahiyette anlatmaya çalışırım. Böylece okuyucu kendisini o dünyanın içinde bulur. Bunu başarmak için de gerek terminoloji, gerekse gelenek ve anlayış tarzlarını detaylı biçimde dillendirir, tasvirlerimi ona göre yaparım. Tarihi bir romanın lezzeti okuyucuya böyle tattırılabilir çünkü. Hatta bunu desteklemek için ben görsellikten de yararlanır, aralara konuyla ilgili gravürler serpiştiririm.

Dünya denizcilik tarihi ve bakımından Barbaros’u ‘efsane’ makamına yükselten hangi özelliktir sizce? Gerçekten, romanda okuduğumuz şekliyle Andria Doria ile aralarında askerliği aşan psikolojik bir çekişme var mı?

Hem Barbaros, hem da Andrea Doria birbirine denk şahsiyetler. İkisi de kahraman, ikisi de cesur, ikisi de maharetli ve bilgili, ikisinin de gözü kara. Hatta ikisi de duygusal. Yani çekişme için pek çok sebepleri var. Biri Haçlı anlayışın zağlı kılıcı, diğeri Hilal’in keskin hançeri. Biri Müslümanlara neyi reva görüyorsa diğeri Hıristiyanlara onu yapıyor. Biri Hıristiyanlardan neyi almışsa, diğeri Müslümanları onsuz bırakıyor. Çelik ile cevher gibi. Birbirine çarpınca gökkubbeyi gür bir titreme sarıyor.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Beşiktaş Jimnastik KulübüİstanbulSavaşTercih
Görüş Bildir