Edebiyat Eleştirisi Üzerine

 > -

Edebiyat Eleştirisi Üzerine | Aysu Erden

Edebiyat Eleştirisi Üzerine | Aysu Erden

İnsanın rasyonel kapasitesinin temelinde, düşüncelerini ve düşlerini öykü haline getirmek, yaşam deneyimlerini, bilgilerini ve düşüncelerini öyküler biçiminde düzenlemek ve bunları kimi zaman başkalarına aktarmak yatmaktadır.

Bu olgu, belki de, gündelik yaşamda öykü biçiminde düşler kurmak olarak da adlandırılabilir. İster yazıya dökülmüş yazınsal bir öykü olsun, ister sadece öykü biçiminde düzenlenmiş sıradan ve gündelik bir düş kurma olsun, bir öyküyü ya da romanı okumak, anlamak, dinlemek ya da aktarmak başka öyküleri, romanları anlamayı ve çözümlemeyi kolaylaştırır. Şunu da unutmamak gerekir: Edebi metinlerin temelinde, “anlamlandırma”, “anlam yükleme” diyebileceğimiz psikolojik bir olgu ile bu olgunun sonucunda ortaya çıkan mitler yatmaktadır. Bu durum, varoluşundan beri insanoğlunda bulunan psikolojik bir süreçtir ve insanlığın doğuşundan beri mitlerin doğuşunu etkilemiştir. Dolayısıyla da denilebilir ki yazılı kültür, herhangi bir toplumda, bir davranış biçimi olarak gecikse bile, sözlü öyküleme biçimleri her zaman var olmuştur.

Yazınsal metinlerin dilini incelemek, yazınsal yapıtların gerçeklikteki karşıtlıklarını yine içerisinde bulmaya çalışmaktır. Eleştiri gerçekleri bulmak değil, geçerlikler bulmaktır. Diğer bir deyişle, bir yapıtın kendi türündeki söylemine uygun olup olmadığını araştırmaktır. Edebi metinlerde, ilk bakışta, birbirlerine karşıtmış gibi görünen iki ayrı olgu vardır:

(1) Sanatsal ve estetik olma gerekliliği,

(2) Gerçeklere uygun olma gerekliliği.

Edebiyat Eleştirisi ve İdeoloji

Feridun Andaç’ın “ Türkiye Yazınında Eleştiri: Ataç’tan Günümüze Eleştirinin Ustaları ” başlıklı araştırmasında belirttiği üzere, edebiyat eleştirisinin tanıtmak, açıklamak, yorumlamak, sınıflandırmak gibi bir işlevi vardır. (Andaç, 2002:21)

Nalan Büyükkantarcıoğlu, Eleştiride Metne Yönelik İdeolojik Belirlemeler adlı bilimsel çalışmasında, edebiyat eleştirisinde eleştiri-metin-ideoloji kavramları arasındaki bağlantıyı açıklarken şunları vurgulamaktadır: Edebiyat eleştirisi söz konusu olduğunda “ toplumsal ve kültürel olarak oluşmuş düşünceleri ve değerleri, kısaca ideolojileri, metni oluşturan dilsel ölçütlere, çevresel, toplumsal, kültürel bağlamlara ve bilişsel süreçlere dayanarak nesnel bir yaklaşımla çözümleme yöntemi” anlatılmaktadır. (Büyükkantarcıoğlu, 2002:59)

Geleneksel edebiyat eleştirisine göre, yazınsal metinlerdeki dil kullanımlarının ele alınması esnasında, eleştirmen kararlarını önceden verir ve yapıt ile ilgili olarak kanıtlamak istediği görüş ve bakış açılarını, metinden seçtiği bölümler aracılığıyla kanıtlamaya çalışır.

Anlamın “Toplumsal olarak üretilen yapıların ürünü olduğunu” savunan yapısalcılara göre “metnin vermek istediği anlam yalnızca yazarın anlatmaya çalıştığı ya da yazarın geçmiş deneyimleri değil, okurun metinle buluştuğu yerdedir.” (Spiller, 1993:30). Yapısalcı yazın eleştirisinin temsilcilerinden biri olan Bachtin metnin ilk ve son sözü olmayan bir sonsuz bir diyalog olduğunu savunur. (Bachtin, 1993:30) Öte yandan, yine yapısalcı eleştiri kuramının önde gelen temsilcilerinden biri olan Roland Barthes edebi metnin çoğulluğunu vurgular. Ona göre, edebi metnin amacı, okuru yazarın tüketicisi olma konumundan çıkarmak ve onu metnin üreticisi konumuna getirmektir. Barthes, okura metni onaylamak ya da reddetmekten daha ileri düzeyde bir özgürlük vermek gerektiğini savunmaktadır. Yine Barthes’a göre yorum ve çoğulcu metin kavramları çok önemlidir ve yazınsal metnin başlangıcı yoktur. Tersine çevrilebilir. Birden fazla girişi vardır. Bu girişlerden hiçbiri ana giriş değildir. Edebi metnin bütününde okur gözünün ulaşabildiği ölçüde yaygın düzenekler vardır, metnin içindeki anlam dizgelerinin sayısı kullanılan dilin kendisi gibi sonsuzdur. Barthes çok anlamlı metinlerden (polysemous texts) söz eder, herkesçe kabul edilen tek bir “gerçek” anlam içeren teksesli metinlerden (univocal texts) ayırır. (Barthes, 1991:6-7)

Çağdaş edebiyat eleştirisinin temellerinde, okurların zihinlerine üç kategoride sorular yöneltmek, onları bu üç alanda sorgulamaya yönlendirmek yatmaktadır. Bu kategoriler şunlardır:

(1) Kaynak,

(2) Biçim,

(3) Sonuç.

Okurların ya da eleştirmenlerin sorması gereken soru ise şudur: Yazarlık, yaratıcılık, farklı olma, yazma, metinlerarasılık gibi kavramların edebiyat incelemelerindeki yeri nedir?

Öte yandan, yazınsal bir metnin eleştirisiyle ilgili olarak ortaya çıkan eleştirel sorunlardan ikisi şöyledir: Yazınsal metnin kökenlerinin belirlenmesi, temellerinin betimlenmesi, nereden kaynaklanır ve hangi nedenlerle ortaya çıkar? Yazınsal metnin ortaya çıkmasına neden olan deneyimlerin doğası ve niteliği nedir?

Burada, edebi eserlerin incelenebileceği bazı eleştiri yöntemlerini şöyle sıralamak olası:

(1) Davranışbilimsel yaklaşım,

(2) Toplumbilimsel yaklaşım,

(3) Mitolojik yaklaşım,

(4) Yapısalcı-göstergebilimsel yaklaşım,

(5) Feminist eleştiri.

Yukarıda sözü edilen edebiyat incelemesi ve eleştiri yöntemlerinin bazılarını kısaca özetlemek yerinde olacaktır:

1- Davranışbilimsel Eleştiri Yöntemi

Edebiyatın ve yazınsallığın psikolojisi, yazarın, yaratıcılığının bireysel olarak incelenmesi olarak da bilinir. Yazınsallığın psikolojisi yaratıcılık sürecinin de psikolojisi olarak bilinmektedir. Davranışbilimsel eleştiri yöntemini benimseyen eleştirmenler, eserde yaratılmış olan psikolojik tiplemelerin ve metnin içindeki kişilerin psikolojik açıdan da incelemesini yaparlar. Sonuç olarak, bu görüşe göre eserin okur üzerinde yarattığı etkiler, eserin okurun psikolojik yapısını etkileme biçimlerini ele almak önemlidir. Yazınsal metnin bilinçaltı kaynakları araştırılır. İnsan zihninin işleyiş biçimlerinin yazınsal metinleri nasıl etkilediği, yazınsal metinlerde hangi biçimlerde ortaya çıktığı irdelenir. Yaratıcılık sürecinin doğası incelenir. Yazarlık motivasyonlarının bilinçaltında saklı olan ve açıklanamaz olarak bilinen etkileri araştırılır. Bu tür eleştiride 5 kavram alanı önem kazanmaktadır:

(a) Bilinçaltının önemi,

(b) İnsan zihninin İd-Ego-Süper ego olarak bilinen katmanlarının oluşma biçimleri,

(c) Rüyaların bilinçaltının yansımaları oldukları çocukluk dönemine ait cinsellik,

(d) Yazarın sürekli düşler kurduğu ve bu düşlerini hayata geçirmeye çalıştığı ortam.

Bu yöntem, ayrıca şu sorulara yanıt arar

Yazınsallık ve yaratıcı yazma süreci yazarın bilinçaltından mı, yoksa içgüdülerden ya da karşı koyduğu bastırılmış arzularını, cinselliğini yüzeye çıkarma isteğinden mi etkilenmektedir?

Yazınsallık ya da yaratıcı yazma süreci yazarın aile yapısı, kişisel geçmişinin etkileriyle mi biçimlendirilmektedir?

Yazınsallık ve yaratıcılık süreci yazarın kişiliğinin gelişmesinde etken olan toplumsal yapı tarafından mı oluşturulmaktadır?

Aynı sorular yazarın yarattığı kurmaca kişilerin psikolojik yapılarının ve diğer kurmaca kişilerle kurdukları ilişkileri çözümlemek amacıyla da sorulabilmektedir.

2- Toplumbilimsel Eleştiri Yöntemi

Yazarın psikolojik iç dünyasına karşın bir de gerçek dış dünya bulunmaktadır. Bu tür inceleme yöntemini benimseyen eleştirmenler yazarların toplumu eserlerinde nasıl yansıttıklarını araştırırlar. Böylece, edebiyat eleştirisinde, milliyet, etnik köken, toplumsal sınıflar gibi kavram ve olguların incelenmesi öncelenmiş olur. Ancak, böyle bir yaklaşımda, edebiyatın ve yazınsallığın belli bir ideolojinin temsilcisi olma tehlikesi ortaya çıkabilir. Marksist eleştirmenler, edebiyatın toplumsal bir fenomen olduğunu, yazınsal eserlerin yaratılmasının da toplumsal bir olgu olduğunu vurgularlar. Bu tür eleştirmenlere göre, toplumsal güçler ve etkenler edebiyata yön vermektedir. Tarih ve sosyoloji birbirlerini gerçekten tamamlayan bilim dalları ve alanlardır. Bu alanlar, yazarın biyografisi üzerine olan çalışmaları, felsefi, sosyolojik, politik, tarihsel konuları birlikte ve birbirlerini tamamlayarak açıklamaya olanak sağlarlar. Bu aşamada akla gelen bazı soruları şöyle sıralamak olasıdır: Böyle bir edebiyat ve edebiyat anlayışı okuru nasıl etkilemektedir, etkileyecektir? Sosyolojik değerlerle edebi değerler birbirlerinden farklı olgular mıdır? Estetik kaygılar ve değerler bu yaklaşımın neresinde yer almaktadırlar?

3- Mitolojik Eleştiri Yöntemi

Eleştirinin bir bilim dalı olarak görülmesi gerektiğini vurgular. Yazınsal eserlerin sistemli birer bilgi kaynağı olduklarını öne süren bu inceleme yöntemini benimseyen eleştirmenler, edebiyat eleştirmeninin bir edebiyat antropoloğu olduğunu varsayar. Edebiyatın, edebiyat öncesi kategorilerden (mitolojik öyküler, efsaneler, ritüeller) nasıl etkilendiğini araştırır. Örneğin Meltem Arıkan’ın Umut Lanettir (2006) adlı romanından alınan ve içlerinde mitolojik öğeler barındıran aşağıdaki kısa bölümler edebi bir metinde mitolojik eleştiri yönteminin uygulanarak incelenebileceği örnekler olarak değerlendirilebilir:

“Çağlarla birlikte, çeşitli dönemlerde bilinç sıçramaları yaşamalarına rağmen, ilkel çağlardan kalan korkuların yarattığı sonuçları kadınla erkek isterse dönüştürebiliyordu. İnanna gözyaşlarıyla yıkanıyor, gözyaşları arındırıyordu. İzleyen gözlerden de akan yaşlarına engel olamıyordu Gözler… Göz’ler…” (93)

Günün döngüsü durmuştu. Coşkunluktan, yorgunluktan, acıdan kavrulan bedeni vadiye dönüşmüştü; hatta ovaya, dağa, buluta hatta doğanın kendisine. Günün doğası durmuştu… Ufkun sonunda ay gibi parlak duran Tanrıça İnanna. Arp, lir, flüt ve teften çıkan büyüleyici ezgiler hafif hafif dağılmakta. Badem ağaçları çiçeklenmiş, yasemin kokuları avuç avuçtu. İnanna kendisine yakışacak mücevherleri seçti. Giyinip süslendi. Her tarafına güzel kokular sürdü. Gözlerini kömürle boyadı. İnanna aşk için hazırdı… Bilinmezlere yolculuğa başlamak adına, gün ışığından vazgeçmeyi seçiyordu Toprak ve İnanna. Benliklerini gündüzün hissiz ışığından kurtaracaklardı.” (94)

“Zaman zamanın önünde geçmişle birlikte geleceği şekillendiriyordu. Zaman zamanın arkasına geçmişte kalanları değiştiriyordu. Zaman zamandan kaçıyordu. İnanna, zamanların içinde dolanıyordu. Zaman zaman, zamanlı zamansız… Yaşam anlarla şekilleniyordu.” (95)

“Ne yani kahin şair mi?” (26)

“Gözler ne yapabilirdi?.. İnanna’yı izleyen gözlerin kalbi durdu duracaktı .” (121)

Masanın karşısındaki büfenin ikinci rafından onlara bakan bir çift göz şüphe içinde, olanları izliyordu. Gerçek saklanabilir miydi?.. Yeşil gözler buruldu. Olmuş olan yine olacaktı. Yaşanmış olan yine yaşanacaktı.” (21)

“Gözlerden saklı gözler .” (32)

İnanna’nın iç sesini kendisinden başka, bir de servis barının köşesindeki gözler duyuyordu. Gözler, İnanna’nın kendini yinelemesinin direncine bağlı olduğunu biliyordu. Gözler İnanna’ya güç vermek için ‘Direnmelisin, direnmelisin,’ diye tekrarlıyordu.” (33) “ Gözler de tavanın sol köşesinde soğuktan ürpermeye başladı. Gri odanın tavanından aşağıya bakan gözler, ‘Yanlış olan, tekrar etmektir,’ dercesine kırpışıyordu. Sigara dumanına hâlâ alışamayan yeşil gözler sulanmıştı. Alışkanlıkların esareti, esaretin alışkanlıını doğuruyordu. Yeşil gözler, gri odanın tavanında koyu bir leke gibiydi .” (25)

“Gözleri sulandı. Bakan gözler, sulanan gözler, bunları izleyen gizli gözler… Yeşil gözler İnanna’nın yaşlarını silmek istese de, yaprağın üzerinde sallanarak izlemekten başka hiçbir şey yapamayacaklarını biliyorlardı. İzlerken bile ağlayabilen gözler…” (46)

“Vazo o kadar çiçekliydi ki üzerinde duran gözlerin seçilmesi mümkün değildi… Vazodaki gözler İnanna’nın içinden geçen son sözlere kahkahalarla gülerken az daha düşeceklerdi. ‘Demek ki insan en zor kendini anlıyor, demek ki insan en çok kendinden bihaber yaşıyor’, dediler. Gözler kendi kendine konuşuyordu.” (46-49)

“Gitmesini engellemek isteyen gözler İnanna’nın peşinde çaresizdi. (33)

“Dalga denizden kopmuş, Demir’in ağırlığına ve soğukluğuna teslim olmuştu. Artık rüzgârla birlikte salınmıyor, köpükleri etrafı neşelendirmiyor, esnekliğini gitgide kaybediyordu. Değişim, ayrışmaya, yabancılaşmaya, bazen de sahtekârlığa neden oluyordu. Dalga denizden kopmuştu. Artık İnanna ilişkisini samimiyet değil kahve-kırmızı metalin soğukluğu belirliyordu. Dalga, İnannna’dan uzaklaştıkça, Toprak’a yanaşıyordu. Dostlukları kızışa kızışa kırmızıya dönüşüyordu… Dalga denizden kopmuş dönüşüyordu.” ( 55)

“Kuzey’in sakinliği bulaşıyordu Nehir’e, sanki Dalga’dan da uzaklaşıyordu.” (99)

“…Sesler patladı. Ayna paramparça elinde kaldı. Saçılan kırık ayna avuçlarını aldı avucuna, baktı her parçada çoğalan yalnızlığına. Görmek istemedi, çıkardı gözlerini koydu yalnızlıklarının yanına, Aşk Tanrıçası İnanna!..” ( 91)

4- Yapısalcı Eleştiri Yöntemi

Dili dizgesel olarak inceleme yöntemleri geliştirmiş olan yapısalcı dilbilimden yola çıkan yapısalcı eleştirmenler edebi metinde yapı kavramının varlığına, hiyerarşik düzenin varlığının ortaya çıkarılmasına ve incelenmesine önem verirler. Onlara göre, içerik ve biçim sözkonusu dizgesel yapının temelidir. Metinlerarasılık yapısalcı eleştiride önemlidir. Bu tür eleştirmenler, dil kullanımının edebi metinlerde, sanatsal, metaforik ve simgesel olduklarını kabul ederler. Yapısalcılıkta düzen, sıralama, yapı ve kurallı ilişkiler önemlidir. Edebi metinlerin içinde var olan hiyerarşik düzen ve yapının irdelenmesi ve betimlenmesi gerekmektedir. Bütün bunlar, bir edebi metnin ne olduğunu ve nasıl işlediğini ortaya koyan ipuçlarıdır. Yapısalcı eleştirmenler için edebi metnin dizgesel olan iç yapısının, mantık kuralları çerçevesinde nasıl çalıştığı ve metnin içindeki hangi mekanizmaların anlamları oluşturduğunu betimlemek, metnin planının mantığını göz önüne çıkarmak önemlidir.

5- Feminist Eleştiri Kuramı ve Yöntemi

Bilindiği üzere, birçok kadın içinde yaşadığı toplumun yerleşik ve tutucu değer yargılarının baskısı nedeniyle, toplum içinde bir etkisi ve devinimi olmayan, olayların gidişini etkilemek ve denetlemek gibi hiçbir çaba ve tepki göstermeyen, başkalarının baskılarına katlanan, eylemsiz, edilgin bir kesimi oluşturmaktadır. Feminizm, kadınların hangi nedenlerden dolayı toplum içinde erkeklerin karşısında ikincil bir rol oynadıklarını sorgulamakta, kadınların yaşamlarının tarih boyunca nasıl değiştiğini, değiştirildiğini incelemektedir. Kadınların toplumsal yaşamdaki deneyimlerinin erkeklerinkinden niçin farklı olduğunu araştırmaktadır. Feminist eleştiri kuramının başlangıcı olarak, Simone de Beauvoir’in 1949’da yayımlanan The Second Sex (İkinci Cins) ve Mary Ellmann’ın 1968’de yayımlanan Thinking About Women (Kadınlar Hakkında Düşünmek) adlı eserleri gösterilebilir. Bu kuramın temelinde, edebi metinlerin içinde ortaya çıkan kadın imgelerini incelemek yatmaktadır. Hem kadın yazarlara hem de kadın okurlara ve eleştirmenlere yönelik olan feminist edebiyat kuramı ve eleştirisi, en genel anlamda, kadın yazarlar tarafından yazılmış olan yazınsal eserlerin kadın kişileri, kadınların toplum içindeki yaşamlarını ve deneyimlerini eserlerinde nasıl yansıttığını incelemektedir. Bu tür eleştiri, aynı zamanda, erkek egemen edebiyat eserlerini de, erkeğin kültürü kullanmak suretiyle, kadını nasıl baskı altında tuttuğunu irdelemek amacıyla incelemektedir. Erkekler tarafından yazılmış olan yazınsal eserlerde klişeleşmiş ya da klişeleştirilmiş kadın tiplemelerine rastlanmaktaydı. Batı edebiyatında, erkek yazarlar tarafından yaratılan kadın kişiler ya pasif, ideal, bakire, verici, anaç, bağımlı ve çok güzel kadınlardı, pervasız, toplum kurallarını umursamaz ya da fahişevari davranan, bağımsız, tehlikeli ve baskın kişilikli kadın kişilerdi. Öncelikle, erkek yazarların eserlerinde yarattıkları kadın tiplemelerine yaklaşımlarının gerçekçi olmadıkları görülüyordu. Ayrıca, erkek yazarlar bu kadın kişileri sürekli olarak birbirlerine benzeyen klişe tipler olarak ve tekrar tekrar ve art arda yaratmaktaydılar. Böyle bir yaklaşım da yazılan eserlerin basitleşmesine yol açıyordu. Yazarın kendi cinsiyeti ile yarattığı kişinin cinsiyeti arasında bir bağ kuruluyordu. Yaratılan imge ile gerçeklik arasında aşırı saydam bir bağıntı görülüyordu. Diğer eleştiri yöntemlerinden de yararlanan feminist eleştiri kuramı, kadın yazarların erkek egemen edebiyat dünyasından nasıl dışlandıklarını ve ikincil duruma düşürüldüklerini de araştırmaktadır. Araştırma yönteminin temelinde toplumda kadına yönelik davranış biçimlerinin temelinde yatmakta olan tarihsel, cinsel, psikolojik, aileye yönelik inceleme yöntemlerinin sentezi bulunmaktadır. Örneğin feminist eleştirmenlerden Claire Kahane (1980) tarafından önerilen yöntem, yazınsal metnin içinde tarihsel bağlamın etkilerinin araştırılmasını, psikoanalitik kuramın önerdiği inceleme yöntemlerini ve metnin dikkatli bir şekilde okunarak dil kullanımlarının incelenmesini, aynı anda içeriyordu. 80’li yılardan itibaren metinsellik giderek önem kazandı çünkü edebi eserlerde yer alan bir dizi metinsel işaretler ve özellikler erkek egemen toplumun yarattığı baskıya neden olan bir hastalığın semptomları olarak görülmeye başlandı. Metnin içindeki bu semptomlardan yola çıkılarak hastalığın kökenine inilmesi, hastalığın incelenmesi öngörüldü. Bu görüşe göre, edebi metinler hiçbir zaman içinde üretildikleri toplumdan ve bağlamdan ayrı olarak görülememekte, bu metinler toplumun bakış açılarını yansıtan ayna görevini üstlenmekteydiler. Kadın konusuna değinen eserlere bu açıdan bakıldığında, erkek yazarların hemen hemen büyük bir çoğunluğunun yapıtlarında toplumun cinsel politikasını genellikle kendi bakış açılarından yorumladıkları gözlenmektedir. Onların kadın imgelerini, klişe kadın tiplerini, kendilerine özgü cinsel ideolojileri, cinsel tutum ve inançları, kadınlara karşı aldıkları tavırları anlatırken kullandıkları dil seçeneklerinin, kadın yazarların benzer konuları ele alıp anlatırken kullandıkları dil yapılarından ve kalıplarından çok daha farklı olduklarını gözlemlemek olasıdır. Erkek yazarların yazdıkları ve kadın konusunu ele alan öyküler, içlerinde belirli çerçevelere oturtulmuş cinsel ideoloji ve politikaları bulunduran yazınsal metinlerdir. Bu konuyla ilgili olarak, akla ilk anda şu sorular gelmektedir:

Kadınlar, erkek yazarlar tarafından yazınsal metinlere nasıl yansıtılmaktadırlar? Acaba, erkek yazarlar, eserlerinde yarattıkları kadın kişilere klişe roller mi vermektedirler?

Kadın okurun bu konuya olan yaklaşımı önyargılı mıdır?

Kadın okur neden tedirgindir?

Ve en önemlisi, kadın eleştirmen, zaman zaman, neden kadın okurla aynı duyguları paylaşmaktadır?

Batı toplumlarında geliştirilen feminist eleştirinin temsilcileri olan kadın eleştirmenler ve akademisyenler, erkek yazarların yarattıkları kadın kişilerin, erkek başkişilere bağımlı, onlarla ilişki içinde bulunan ve varlıkları erkek başkişilerin varlıklarına bağımlı olan ikincil hatta üçüncül kişiler olarak ortaya çıktıklarını; hiçbir zaman bilinçli, bağımsız, öne çıkan kişiler olamadıklarını öne sürmektedirler. Söz konusu feminist eleştirmen ve akademisyenlerin yaptıkları tespitlere göre, Batı kültüründe, erkek yazarların yarattığı klişe kadın tiplerini ikili karşıtlıklar halinde şöyle sıralamak olasıdır: iyi yürekli, iyi huylu kadın/kötü kadın, ideal bakire/erkek bakişiye cinsel nesne olarak hizmet veren kadın, erkek başkişiye ilham kaynağı olan kadın/erkeği baştan çıkaran vamp kadın, erkek başkişinin zor bir durumdan kurtulmasını sağlayan fedakâr ve vefakâr kadın/erkeğin mahvolmasına araç olan kötü kadın. Aslında, erkek okurlar da, tıpkı kadın okurlar ve eleştirmenler gibi, erkekler tarafından yazılmış olan eserlerdeki kadın kişileri bu açıdan görmeye ve yorumlamaya koşullandırılmışlardır. Çünkü onlara göre, erkek yazarların yarattıkları kadın kişilerin olaylara, süreçlere, koşullara, ilişkilere karşı olan kişisel tepkileri yoktur. Olamaz. Aslına bakılırsa, erkek yazarın eserinde yarattığı kadın imgesi, o metnin ürünü olduğu toplumun tarihiyle yakından ilgilidir. O toplumda zaten var olan kadın imgesini pekiştirir. Bu nedenle de, edebi eserlerde, kadın konusunu yansıtan dil özelliklerinin incelenmesi, eserin dilinin, erkek yazarlar tarafından kadını aşağılama ve ezme aracı haline dönüştürülüp dönüştürülmediğinin, dönemlere ve farklı toplumlara göre araştırılması, bilişsel toplumbilim, halkbilim, ruhbilim, politik toplumbilim ya da düşünsel felsefe gibi disiplinlerle yakından ilgilidir. Kapsamlı taramaların yapılmasını gerektirir. Öte yandan kadın yazarların toplumdaki ve kendi zihinlerindeki kadın-erkek imgelerine ve kadın-erkek ilişkilerine nasıl baktıkları ayrı bir merak konusu olmaktadır. Ayrıca, kadın yazarın kadın ve erkek okurunun esere verdikleri tepkiler de ayrı bir inceleme konusu olarak ortaya çıkmaktadır.

Kaynakça

ANDAÇ, Feridun (2002) “ Türkiye Yazınında Eleştiri: Ataç’tan Günümüze Eleştirinin Ustaları” Türkiye’de Eleştiri ve Deneme, Ankara TÖMER Yayınları (Ankara Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi), ss:21-31, ISBN: 975-482-562-9

ARIKAN, Meltem (2006) Umut Lanettir, İstanbul: Everest Yayınları, ISBN 975-289-364-3

BACHTIN, Michail M. (1993) “ Edebiyat Bilimi Yöntemi Üzerine”, Çev. :Zekeriya Tigrek, Edebiyat ve Eleştiri, Kale Ofset, Mayıs-Haziran, Yıl:2, Sayı:8, ss: 59-64

BARTHES, Roland (1972) “Criticism as Language- 1963” , Modern Literary Criticism 1900-1970, Edt. : Lawrence J. Lipking, A.Walton Litz, New York: The Noonday Press.

BARTHES, Roland (1991) S/Z (An Essay), Translated by Richard Miller, New York: The Noonday Press.

ERDEN, Aysu (2002) “Biçembilim ve Yazınsal Eleştiri”, Türkiye de Eleştiri ve Deneme, Ankara TÖMER Yayınları (Ankara Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi), ss:47-56, ISBN: 975-482-562-9

BOLAT, Salih (2002) “Kısa Öykü ve Dilbilimsel Eleştiri”nin Yazarı Aysu Erden’le Öykü Sanatı ve Günümüzde Öykü Üzerine”, E Dergisi, Kasım 2002, Sayı: 44, ss: 98-101, ISSN 1302 1834

BÜYÜKKANTARCIOĞLU, Nalan (2002) “Eleştiride Metne Yönelik İdeolojik Belirlemeler”, Türkiye’de Eleştiri ve Deneme, Ankara TÖMER Yayınları (Ankara Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi), ss: 57-66, ISBN: 975-482-562-9

Literary Criticism-Ten Approaches – An Introductory Reader (1990), Edt. :E.A.Watson and E.W.Ducharme, Canada: Canadian Scholars’ Press Inc. ISBN 0 921627 25 4

Literary Theories (1999), Edt. : Julian Wolfreys, Edinburgh: Edinburgh University Press, ISBN 0 7486 1214 9

NOLEN-HOEKSEMA, Susan (2000). The role of Rumination in Depressive Disorders and Mixed Anxiety/Depressive Symptoms. Journal of Abnormal Psychology, 109 , 504 – 511.

NOLEN-HOEKSEMA, Susan (2004). Women Who Think Too Much, (First published in London, UK. by Piatkus Books LTD. (First published in the U.S.A. in 2003 by Henry Holt and Company, LLC), Kent, UK.:MacKays of Chatham LTD. ISBN: 0 7499 2481 0

RYAN, Michael (2002) Literary Theory: A Practical Introduction, USA: Blackwell Publishing, ISBN 0 631 17275 0

SPILLER, Michale R.G. (1993) “Edebi Teori Var mı?”, Çev. : Işın Yücel, Edebiyat ve Eleştiri, Ankara: Kale Ofset, Mayıs-Haziran, yıl: 2, sayı: 8, ss: 28-33

http://www.yale.edu/psychology/FacInfo/Nolen-Hoeksema

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriAnkaraAşkBilimCinsellikİstanbulaşkdizikadınlar
Görüş Bildir