Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Düşünürün Mutfağı

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Düşünürün Mutfağı

Düşünürün Mutfağı

Bir düşünürün ders kayıtları neye benzer? Yayımlanacak eserlere girecek kadar ilginç olmayan konuların işlendiği, fazla akademik ya da pedagojik bir tür “ders kitabı”na mı? Kitaplarda son halini alacak, henüz tam işlenmemiş bir tür hammaddeye mi? Michel Foucault’nun 1970’ten 1984’e dek Collège de France’da verdiği derslerin kayıtlarına dayanarak yayımlanan kitaplar, bu tahminlerin hepsini boşa çıkartıyor. Bugün binlerce sayfaya ulaşan Foucault külliyatı içerisinde dersler, kitap ve söyleşilerden daha az önemli olmayan, kendi bütünlüğüne sahip farklı bir düzey oluşturuyor. Bu farklı düzey öncelikle başka metinlerde ele alınmayan konu ve dönemlerin incelenmesiyle belirgin hale geliyor (1977-1979 arasında ele alınan liberalizm meselesi ya da 1983’te incelenen Hıristiyanlığın ilk yüzyılları gibi). Ancak içeriğin ötesinde Foucault’nun araştırdığı nesneler değişirken, kullandığı yöntemin de dönüştüğünü, bir anlamda nesnesine uymaya çalıştığını görüyoruz.

Bütün bu yeniliklere rağmen, son kertede “söz” niteliği taşıyan bu derslerin, incelikle yazılmış kitaplara ve makalelere göre bir anlamda eksik olduğu düşünülemez mi? Foucault, derslerini en ince ayrıntısına kadar yazılı olarak hazırlasa da, başka kitaplar arasında görece ebedi bir yer alması için yazılan bir metinle, insanların belli bir tarihte dinlemesi için yazılan bir hazırlık metni, kuşkusuz yapısal olarak farklı olacaktır. Foucault’nun herhangi bir konuda bir kitap yazarken, üç ayrı nüsha kaleme aldığı anlatılır: birinci kitap, o konuda araştırma yapmadan önce aklına gelen kanılardan (doxa) oluşur; ikincisi, mevcut literatürü okuduktan sonra, o konuda söylenebileceklerin sentezini kapsar; üçüncü kitap ise, bir konuda ancak kanının ve literatürün ötesinde düşünülebileceklerden meydana gelir –yayınevine yalnızca bu üçüncü nüsha gönderilir.

Derslerde ise kısmen farklı bir manzarayla karşılaşırız. Foucault burada, kitaplardaki özgün konum arayışının tersine, elindeki tarihsel malzemeye bir tür naiflikle yaklaşır. Sanki psikiyatri, liberalizm ya da cinsellik hakkında hiçbir şey bilmiyormuşuz gibi, insanların bu alanlardaki eylemlerinin ve pratiklerinin izlerini sürmeye, bu eylemlerini doğru veya yanlış olarak ayırırken yarattıkları hakikat rejimlerini ortaya koymaya, davrandıkları şekilde davranırken nasıl bir akla başvurduklarını göstermeye çabalar. Bir dersten diğerine, bir alandan bir başka alana geçerken şekillenen bu tarih, pratiklerin ve akılsallıkların tarihi olduğu kadar, hakikatin de farklı bilgi bölgelerinde kurulmasının bir tarihidir.

İktidar her yerdedir

Bu açıdan Collège de France dersleri, daha keskin konumlar aldığı kitaplara nazaran Foucault’nun araştırmalarının “mutfağı” olarak görülebilir –ama pis bir lokantanın müşterisinden saklamak istediği mutfak değil, saklayacak bir şeyi olmayan aşçının gözler önüne serdiği mutfak. Bir haftadan diğerine ele alınan metin, alan ve dönemler değişirken düşünürü yönlendiren şey, tarihin bir noktasında ortaya çıkan kimi sorun, düşünce ve pratiklerin nasıl olup da o anda ortaya çıkabildiklerine, yoğunlaşabildiklerine dair bir araştırmadır. Gerçekten de dersler, bu ortaya çıkışların ve yoğunlaşmaların peşinde, tarih içinde sürekli ileri-geri oynar.

Tarihteki bu kopuşları ve süreklilikleri hakkıyla saptayabilmek için, Foucault ele aldığı düşünme biçiminin adeta içine yerleşir: örneğin 1977-78 derslerinde, liberal yönetimin özgünlüğünü anlamak için liberal aklın dilini konuşur ve konuşturur. Aslında Foucault yöntem olarak olumlulukların analizini savunmaktadır; zira yeni bir düşüncenin ya da pratiğin doğuşunu kavramak, ancak onun “olumlu” tarafı anlaşılırsa, yani diğer düşünce ve pratiklerde bulunmayıp onda bulunan fazlalıkların farkına varılırsa mümkün olur. Kimi okurlar, bu yöntemin araştırma nesnesine teslim olmak anlamına geldiğini, “liberalizmle ilgilendiği için Foucault’nun da liberal olduğunu” düşündüler (aynı mantıkla, delilikle ilgilendiği için deli olduğunu da söyleyebilirlerdi). Oysa Foucault, 1977 tarihli yayımlanmamış bir söyleşisinde şöyle diyordu: “Marx çözümlemelerine başladığı sırada, etrafında fakirlik sorununu ortaya koyan sosyalist düşünürler vardı; ancak bu sorunu olumsuz bir biçimde ele alıyorlardı: fakirsiniz çünkü sizden çaldılar. Marx bunu tersine çevirdi ve şöyle dedi: bu fakirleşme, kapitalizmin ve sanayii ekonomisinin olumlu mekanizmalarına bağlıdır. Yani fakirleşme olgusunu yok saymadan, olumsuz bir analizden olumlu bir analize geçti. Ben de böyle yapıyorum.”

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

CinsellikKitap
Görüş Bildir