article/comments
article/share
Haberler
Dijitalde Serenay’a Neden Bu Kadar Kıskanç ve Kötü Yorum Geldi?

etiket Dijitalde Serenay’a Neden Bu Kadar Kıskanç ve Kötü Yorum Geldi?

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Çünkü insanların güzellikten çok neşeye ve auraya tahammülü yok. Hem güzel hem mutlu olması bir yere dokunuyor: kendi içsel tatminsizliğiyle yüzleşemeyen bireyin, başkasının taşan yaşam enerjisini kendi eksikliğine yöneltilmiş örtük bir tehdit veya hakaret gibi algılaması.

Güzellik tek başına affedilebilir bir kusurdur çünkü edilgendir, sessiz bir fotoğrafta donup kalabilir, mesafelidir ve tüketilmesi kolaydır. Hatta toplum, 'güzel ama mutsuz/melankolik' figürleri bağrına basmaya her zaman dünden razıdır. Ancak güzelliğin yanına kontrolsüz bir neşe, yüksek bir özgüven ve odayı dolduran bedensel bir aura eklendiğinde, dijital kitlelerin bilinçdışında çok daha ilkel bir savunma mekanizması tetiklenir: Narsisistik yaralanma ve haset. 

Burada “aura” derken mistik bir özellikten söz etmiyorum. Sosyal psikoloji açısından düşündüğümüzde insanların aura diye tarif ettiği etkinin önemli bir kısmı beden dili, kendilik algısı, sosyal rahatlık, duygusal ifade, ses kullanımı, hareket serbestliği ve kişinin bulunduğu alanda kendisine ne kadar rahat yer açabildiğiyle ilgilidir. Bazı insanlar fiziksel olarak çok güzel oldukları hâlde aynı etkiyi yaratmazken bazıları odaya girdiklerinde dikkati üzerlerine çekebilir çünkü karşımızdakinin yalnızca yüzünü ve bedenini değil, kendisiyle kurduğu ilişkiyi de okuruz.

Serenay Sarıkaya örneğini ilginç hâle getiren de tam olarak bu. Güzel bir kadın görmek dijital kültürde olağanüstü bir durum değil artık. Ekranlarımız güzellik, gençlik, başarı, zenginlik ve kusursuzlaştırılmış beden imgeleriyle dolu. Fakat güzelliğin yanında “Ben burada olmaktan memnunum” duygusu gördüğümüzde karşılaştırma başka bir seviyeye geçiyor.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Kıskançlık Değil, Katıksız Haset

Kıskançlık Değil, Katıksız Haset

Psikanalitik literatürde Melanie Klein’ın net bir ayrımı vardır: Kıskançlık, sahip olunan bir şeyi kaybetme korkusuyken; haset, ötekinin sahip olduğu iyiliği, canlılığı ve doyumu yok etme arzusudur. Serenay Sarıkaya figürünün maruz kaldığı linç kültürü, 'Ben de onun gibi olmak istiyorum' diyen masum bir imrenme değildir. 'Ben bu neşeye, bu hafifliğe ve bu bedensel özgürlüğe sahip değilsem, onda da olmamalı; varsa da yapay, samimiyetsiz veya aşırı ilan edilmeli' hıncıdır. Kişi, Serenay’ın kahkahasında kendi bastırılmışlığını, kendi yaşayamadığı hayatın ağırlığını görür.

Çağdaş sosyal psikoloji de hasedin tek biçimli bir duygu olmadığını gösteriyor. Literatürde sıklıkla benign envy ve malicious envy, yani kabaca yapıcı ve kötü niyetli haset ayrımı yapılıyor. Yukarı yönlü bir karşılaştırma yaşadığımızda önümüzde iki psikolojik yol açılabiliyor. “Onda olanı ben de istiyorum, bunun için ne yapabilirim?” diyerek kendimizi yukarı taşımaya çalışabiliriz. Ya da aradaki mesafeyi kapatmanın daha kolay yolunu seçip karşımızdakini aşağı çekebiliriz.

“O kadar da güzel değil.” “Abartıldığı kadar yetenekli değil.” “Çok yapmacık.”

“Ne buluyorlar bunda?” “Kesin aslında mutsuzdur.”

Bunların önemli bir bölümü kişinin yaptığı somut bir işe yöneltilmiş eleştiri değildir. Psikolojik olarak bir değer düşürme işlevi görebilir. Karşımdaki insanı biraz küçültebilirsem onunla aramdaki rahatsız edici mesafe de küçülür.

Sosyal medyanın bu duyguyu büyütmesinin bir başka nedeni ise Leon Festinger’ın sosyal karşılaştırma kuramından beri bildiğimiz çok temel bir insan davranışı. Kendimizi başkaları üzerinden değerlendiriyoruz. Fakat Festinger’ın döneminde insanın karşılaştırma havuzu ailesi, arkadaşları, meslektaşları ve yakın sosyal çevresiydi. Bugün sabah yatağımızdan kalkmadan oyuncuların, modellerin, milyonerlerin, dünyanın en başarılı insanlarının hayatlarının seçilmiş anlarıyla aynı ekranın içindeyiz.

Bu nedenle sosyal medya insanları birbirine gösterirken insanları sürekli birbirleriyle ölçüyor.

Serenay’ın bedeni benden farklı olabilir ve bunu genetik, meslek, yaşam koşulları gibi değişkenlerle zihnimde uzaklaştırabilirim. Servetini “başka bir dünya” olarak kodlayabilirim. Şöhreti zaten erişilmezdir. Fakat neşesi bu kadar kolay uzaklaştırılamaz. Çünkü karşımdaki insanın hayattan zevk aldığını gördüğümde soru bir anda ona değil bana döner: Ben kendi hayatımda neden böyle hissetmiyorum?

Kadın Bedenine Dayatılan "Haddini Bilme" Sözleşmesi

Kadın Bedenine Dayatılan "Haddini Bilme" Sözleşmesi

Sosyolojik açıdan bakıldığındaysa ataerkil ve kolektif kodların dijital alandaki en büyük refleksi 'aşırı görünen kadını budama' arzusudur. Toplum kadına belirli bir zarafet ve çekicilik hakkı tanır; fakat bu çekicilik ölçülü, mütevazı ve onay bekleyen bir tonda olmalıdır. Serenay’ın kahkahasını sakınmaması, yürüyüşündeki pervasızlık ve aurasını küçültmeyi reddetmesi, yazılı olmayan 'haddini bil' sözleşmesini tek taraflı fesheder. Kadınlar dahil pek çok dijital kullanıcının öfkesi tam da buradadır: Kendilerinin ömür boyu itaat ettiği sosyal kısıtlamaları, bir başkasının tek bir kahkahayla geçersiz kılmasına katlanamazlar.

Burada mesele yalnızca Serenay da değil. Kadınların kamusal alanda nasıl görünmeleri gerektiğine ilişkin çok eski bir kültürel denetimin dijital versiyonuyla karşı karşıyayız.

Kadın güzel olabilir yeter ki güzelliğinin farkında görünmesin.

Başarılı olabilir yeter ki başarısından fazla emin konuşmasın.

Zengin olabilir yeter ki bundan fazla keyif alıyor görünmesin.

Sessizse “soğuk”, konuşuyorsa “fazla”, kahkaha atıyorsa “itici”, kendinden eminse “şımarık”, bedeninden memnunsa “kendini beğenmiş” olabilir.

Bu çelişkili talepler tesadüf değil. Kadınlardan beklenen, başarılarını ve çekiciliklerini çevrelerindeki insanları tehdit etmeyecek ölçüde küçülterek taşımalarıdır. Bu nedenle “güzel ama mutsuz kadın” kültürel olarak çok daha kolay hazmedilen bir figürdür. Çünkü görünmez bir adalet terazisini dengeler: Tamam, çok güzel ama yalnız. Çok başarılı ama özel hayatı kötü. Çok zengin ama huzursuz. Çok beğeniliyor ama aslında özgüvensiz.

Bir yerden eksik olması gerekir çünkü o eksiklik bize rahatlama sağlar. Ama karşımıza “Evet, güzelim, başarılıyım ve bir de gayet keyfim yerinde” görüntüsü çıktığında denklem bozulur.

Ekran Arkasının "Kastrasyon" İhtiyacı

Ekran Arkasının "Kastrasyon" İhtiyacı

Dijital çağın getirdiği anonimlik, bireylerin kendi yetersizliklerini kolektif bir linçle telafi etmelerine olanak tanır. Kendini gerçekleştirememiş, gündelik hayatın monotonluğunda sıkışmış zihinler için Serenay gibi 'hayatı dolu dolu yaşayan' bir profil, tahrik edici bir aynadır. O aynaya bakıp kendi renksizliğini görmek yerine, aynayı taşlamak çok daha konforludur. Yapılan her 'çok itici', 'abartılı', 'aşırı yapmacık' yorumu, aslında konuşanın kendi içindeki neşe kısırlığının, canlılık yoksunluğunun ve bastırılmışlığının dışa vurumudur.

Üstelik dijital ortam bu davranışa fiziksel dünyanın sunmadığı bir konfor sağlar. Bir insanın yüzüne bakarken söylemeyeceğimiz bir cümleyi onun fotoğrafının altında birkaç saniyede yazabiliriz. Karşımızda incinebilecek gerçek bir beden değil, kullanıcı adı ve profil fotoğrafından oluşan bir hesap vardır. Böylece empatik fren mekanizmalarının bir bölümü zayıflar.

Buna bir de parasosyal yakınlık ekleniyor. Serenay’ı kişisel olarak tanımıyoruz ama yıllardır tanıyormuşuz gibi hissediyoruz. Dizilerde gördük, röportajlarını izledik, ilişkilerini okuduk, kıyafetlerini gördük, sosyal medya görüntülerine maruz kaldık. Kamusal figürlerle kurulan bu tek taraflı aşinalık bazen sınırları bulanıklaştırıyor. İnsan “Onu yıllardır görüyorum” duygusundan farkında olmadan “Onun hakkında istediğimi söyleme hakkım var” noktasına geçebiliyor.

Sonra algoritma devreye giriyor. Sosyal medya platformlarında güçlü duygusal tepki yaratan içeriklerin etkileşim üretme kapasitesi yüksek. Bir kişi aşağılayıcı bir yorum yazıyor, bir başkası cevap veriyor, üçüncü kişi savunuyor, dördüncü kişi tartışmaya katılıyor. Böylece bireysel bir haset ya da öfke, dijital ortamda kolektif bir dışa vuruma dönüşüyor. Artık Serenay üzerinden birbirimize kim olduğumuzu gösteriyoruz. Bu yüzden bir kadının kahkahası bile günlerce tartışılabiliyor.

Eleştiri Başka Değersizleştirme Başka

Eleştiri Başka Değersizleştirme Başka

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Serenay Sarıkaya’nın oyunculuğunu beğenmemek mümkündür. Röportajını itici bulabilirsiniz. Bir reklamını, kıyafetini, kamusal davranışını veya yaptığı herhangi bir işi eleştirebilirsiniz. Her olumsuz yorumu “kıskançlık” diye açıklamak da psikolojik açıdan kolaycı olur. Fakat eleştiri somut davranıştan çıkıp bir kadının ne kadar güldüğüne, nasıl yürüdüğüne, bedeninin hangi bölümünün “aslında o kadar da güzel olmadığına”, neden bu kadar rahat davrandığına ve mutluluğunun gerçekten var olup olmadığına doğru ilerlediğinde başka bir şey başlamıştır.

Çünkü orada artık eleştirdiğimiz kişinin yaptığı şey değil, varoluş biçimidir.

Serenay Sarıkaya’ya yönelen toksik dalga onun ne giydiğiyle, nasıl güldüğüyle ya da ne söylediğiyle ilgili değildir. Bu tepki, varoluşunu özür dilemeden yaşayan, neşesini saklama gereği duymayan bir kadının, dijital ekranların ardına gizlenmiş kolektif mutsuzluğa tuttuğu kaçınılmaz bir projeksiyondur. İnsanlar güzelliği bağışlayabilir; ama bir kadının hem güzel hem başarılı hem de her şeye rağmen sahiden mutlu oluşunu affetmezler.

Çünkü güzellik uzaktan seyredilebilir. Başarı “şansı vardı” denilerek açıklanabilir. Para küçümsenebilir. Şöhret değersizleştirilebilir.

Ama bir insanın kendi hayatının içinde rahatça yaşadığını, kendisini küçültmediğini ve bütün bunlardan utanmadan keyif aldığını görmek, insanı ister istemez kendi hayatıyla baş başa bırakır.

Instagram

X

LinkedIn

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
49
41
8
6
3
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam