Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Derya Sönmez’den “Söz Uçar” Adlı Öykü

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Derya Sönmez’den “Söz Uçar” Adlı Öykü

Derya Sönmez’den “Söz Uçar” Adlı Öykü

Günün en tehlikeli zamanları öğleden sonralarıdır. Bir sıkıntı, uyuşukluk sarar insanı. Ne sabahın diriliği ne akşamın tekinsizliği. İnsan hiçbir şey yapmak istemez.

Belki de bu yüzden bazıları, bu kısır saatlerde uyumayı seçerler. Bazıları da sıkıntı biriktirirler. Öğleden sonra sıkıntısı koyu kıvamlıdır. Sol göğüs derisi altında yerleşir, yavaşça artar, yoğunlaşır, katlanılamaz olur. İnsan böyle zamanlarda ya birisine çatmalı ya kendiyle dalaşmalı, ancak o zaman rahatlar. İşte böyle bir öğleden sonra kocakarının biri boşboğazlık etse. Belki bunalmıştır, bu sıkıntı illetini akıtacak bir yara ağızı aramaya çıkmıştır. Çok geçmeden de bulsa. Büyük gelin istediğini verse ona. Sıradan bir ağız dalaşını fırsat bilse kocakarı. Önce kendi içine çekilse, kinini büyütse, sonra zehri akıtmak üzere ahretliğinin evine gitse. Sözü uzatmadan, büyük gelinin evi ona dar ettiğinden, oğlunun çaresizliğinden… hiçbirinden bahsetmeden, lafı doğruca büyük gelinin bir tanecik oğluna getirse. Buruşuk dudakları öfkeyle titrerken bildiklerini bir bir anlatsa. O anda da pişman olsa. Bazı düşünceler sese dönüşünce dirilir, olanca dehşetiyle önce sözün sahibine görünür. Olasıdır ki ağzından çıkanları duyunca bir an irkilecek, ne yapacağını bilemeyecek. Belki az önceki sözlerin sahibi değilmiş gibi basma elbisesinin eteklerini çekiştirir. Başörtüsünden çıkan saçları eliyle düzeltir. Neden sonra bakışları ahretliğin iri iri açılmış gözlerine ilişir de bir şeyler daha söylemek ister, durumu hafife alan sözler mesela. Çünkü sessizlik, sözlerin üzerinden tekrar tekrar geçmektedir. Gençlik işte… Ben de biraz sinirliyim tabii. Ne dese olmaz. Hiçbiri az önce bile isteye oluşturduğu anlamı silemez. Söz bir kere söylendi mi, söyleyen kişinin niyet ve sebeplerinden sıyrılıp başına buyrukluk kazanır. Olan olmuştur. Sıkıca tembihler ahretliğini. Aman ha başkasına söyleme, tutamadım içimde. Eğer ki ahretliğin ağzı sıkıysa, bir gün boyunca kimseye tek söz etmezse. Ertesi gün ablası gelmese belki de unutacaktır. Ama öyle olmasın. Kahveler içilsin, fallara bakılsın. Fincanın içinden ferah haneler, temiz yollardan gelmekte olan deve yüküyle kısmetler çıksın. Laf lafı açıp sözün ucu, sırrın kapısına dayansın. Gökgözlerin oğlan var ya… Ablası yakınıdır. Ona söylenen, başkasına söylenmiş sayılmaz. Yine de uyarsın ablasını, sakın kimseye söyleme, sen yabancı değilsin. Bu hatırlatmaya alınacaktır ablası. Ablalığının verdiği rahatlıkla çıkışacaktır, kız sen beni ne sandın. Böyle şey kimseye denir mi. Hava kararmadan evin yolunu tutsa ablası. Bahçelerden yayılan erguvan kokuları, güzel bir akşamın habercisi. Baharın tazeliğini içine çekse. Güzel bir sofra düşlese, rakı masası, mezeler… Kocasını dışarı kaptırmamayı kafaya koysa. Bir gece de dışarı çıkmasın, ben eşlik ederim ona, diye düşünse. Kadınlığın bunu gerektirdiğini bilen, başka şeyler de biliyor olmalı. Sırlar mesela, insanları birbirine yakınlaştırır. Sır çok şey demektir. İki kişi arasında adı konulmamış ortaklık, başka birine ait bilinmemesi gereken ayrıntıyı bilmenin verdiği hazzı paylaşmak, bir de sırrı paylaşacak kadar güveniyorum sana, bana öyle yakınsın, demektir. Sır kendi anlamı dışında daha pek çok şey söyler. O gece yakınlaştıkları anda söyleyiverse. Sonra günler geçip Gökgözlerin oğlanın ne mal olduğunu bilmeyen kalmadığında. Kulaktan kulağa konuşma zamanı geçip topluca yapılan sohbetlerde adı geçer olduğunda. Üç beş kişi bir araya gelince söz hemen oğlana geldiğinde. Duydun mu? Ben anlamıştım, yürümesi bile başka, kızlarda yok öyle cilve…

Kasabada öğleden sonra sıkıntısı sadece ev içlerinde değil, sokaklarda, dükkânlarda en çok da kahvehanelerde hüküm sürer. Diyelim ki okey partisi yeni bitmiş. Bir el daha çevirmek istemez hiçbiri. Bu saatlerde oynanan oyundan keyif almazlar, bir köşede pineklemektense birbirleriyle dalaşır, eğlenirler. Ya artan zamlardan şikâyet edip hükümete veriştirecekler ya da yıllardır kaba inşaatı bile bitmeyen cami için toplanan paranın nereye gittiğini ima ederek muhtara yüklenecekler. O günkü sohbetin konusu, kasabanın tek kahvesini işleten Hacı Emin olsun. Şuncacık çaya ödedikleri paradan girip gençliğindeki karı kız merakına gelmişlerken Hacı Ömer dayanamasa. Sözü pat diye Gökgözlerin oğlana getirse. İnsan bazı sözleri, kendi ayıbını örtmek için can havliyle söyler. Hacı Emin de bir hışımla cümleyi kalabalığın ortasına bıraksa. Gökgözlerin oğlanın yediği haltları duydunuz mu? Duymuşlardır duymasına, yine de irkileceklerdir. Karılarından defalarca dinledikleri bu hikâye, erkekler arasında ilk defa konuşuluyorsa tedirgin olacaklardır. Çünkü söz, sahibi kadar dinleyicisine de yüktür. Böyle bir konuyu kahvede dillendirmek, artık bir şeyler yapılmalı demektir. Mesela Hacı Emin, sözü buraya getirdiğine çoktan pişman, köşede oturan yancılardan genç bir oğlana bakarak sürdürse konuşmasını. Bizim gençlerde de iş yok, biz genç olacaktık, barındırır mıydık bunun gibileri. Onlar da mı meyilli, hoşlarına mı gidiyor, anlamadım. Eğer genç oğlan sessiz biriyse. Bu sözler dokunduysa ona. İçinin derinliklerinde sızlayan bir yara, sözlerdeki kinayeye alındıysa. Rüyaları görülmüş, kendisinin bile tanımlayamadığı, bu yılışık bakışlı adamın ağzından dile gelmiş gibi olduysa. Ve sessiz oğlanın suskunluğu, öğleden sonra sıkıntılarına benziyorsa. Başlamaya sebep arıyor, kolay geçmiyorsa. Tüm bunlar neyse de, ya sessiz oğlanın suskunluğu denize benziyorsa işte o zaman…

Kasaba hikâyeleri, çoğunlukla bir delinin denize attığı taşla başlar. Bir gün biri, rastgele bulduğu taşı fırlatır denize. Belki taşın havada attığı taklaları görmek istiyordur ya da aşağı doğru yavaşça süzülüşünü, belki de suya dokunduğu yerde oluşan o ilk telaştan hoşlanmaktadır, bilinmez. O küçücük halka büyür, büyür… Tabii ki deniz, her devinimi öğütecektir sonunda. Ama bir o kadar da farklılaşacaktır. İçine bir taş atılan deniz, artık yeni bir denizdir. Deniz, içine atılan her taşa aynı şekilde sahip çıkmaz. Bazı taşları kısa sürede benimser, kendine dahil eder. Yemyeşil yosun örtülerle kaplayıp kuytuluklarında türlü canlılar; denizyıldızları, yengeçler, renk renk balıklar büyütür, bazıları da dalgaların ve gelgitlerin sayesinde gerisin geriye ait oldukları yere, tekrar kayalıklara dönerler. Diyelim ki sessiz oğlan da deniz gibidir. Öylesine söylenmiş bu sözleri günlerce düşünmüş, evirip çevirdiği sözcüklerde imalar, suçlayıcı ifadeler bulmuştur. Uzun yürüyüşlere çıkmıştır sonra. İnsan, hayvan ne varsa canlılar arasına karışmak, her şeyi unutmak istemiştir. Hayvan neyse de insana karışmak kolay değil, kaç kere kendine karışmak istemiş de becerememiş olabilir sessiz oğlan. Aklı, ona oyunlar kurmuş olabilir. Diyelim ki, her şeyden habersiz bir akşamüzeri dışarı çıkmış Gökgözlerin oğlan. Yürümeyi seviyor, akşamın ayazını içine çekmeyi, her taşını bildiği bu sokağı seviyor, insanlarını da. O gece köşe başında bir pusu bekliyorsa onu. Ya genç sessiz bir oğlan bekliyorsa.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ
Görüş Bildir