Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Dersim Artık Karanlık Bir Sır Değil!

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Dersim Artık Karanlık Bir Sır Değil!

Dersim Artık Karanlık Bir Sır Değil!

Dersim’in ismi bile bu ülkede yaşayan her nesil için büyük bir acı, sağaltılamaz bir keder. Yetmiş küsur yıldır yeni nesillerden saklanmaya çalışılmış bir sırdır Dersim. Oysa orada anne kucağındaki bebekten ölmeye yüz tutmuş yaşlısına kadar ya süngülenip öldürüldü ya bilmediği memleketlere sürüldü ya da asker ailelerine ve zenginlere besleme olarak verildi. Yaşlı Seyit Rıza arkadaşlarıyla birlikte asıldı. Son dileği oğlunun ondan sonra idam edilmesiydi. Mahkeme bunu bile dikkate almadı, yaşı büyütülmüş oğlunu Seyit Rıza’nın gözlerinin önünde astı ve ona son büyük acıyı yaşattı.

Dersim büyük acıların coğrafyasıdır. Belgesel çekimi için bir süre önce Dersim’deydim. Dönemin birçok tanığıyla konuşma fırsatım oldu. İnsan bedeninin alamayacağı kadar acı yaşamışlardı. Çok yaşlıydılar, çok öfkeliydiler. Ama hala hafızaları diriydi. Hala o çocukluk günlerini, ailelerinin öldürülmesini, sürgüne götürülmesini, yaşadıkları ne varsa bütün ayrıntılarıyla hatırlıyorlardı. Kimi katliamda ölü bedenlerin altında kalarak kurtulmuştu, kimi keman çaldığı, kimi ormana saklandığı, kimi sürgüne gittiği için kurtulabilmişti. Ama soru şu, gerçekten kurtulmuşlar mıydı?

Dersim’in üzerinde koyu bir sis perdesini özellikle son yıllarda yayımlanan kitaplar, çekilen belgeseller, siyasilerin kendi meşreplerince katliamı gündeme getirmesi araladı. Resmi belgeler ardı ardına kamuoyuna açıldı. Ve insan olanın kendinden utanacağı ölümler, sürgünler, katliamlar bir bir gün yüzüne çıktı. İşte daha çok köşe yazılarıyla tanıdığımız Yalçın Doğan da Savrulanlar: Dersim 1937-1938 Hatta 1939 kitabında bir yandan belgeler bir yandan insan hikâyeleriyle dönemi, yaşananları işledi.

Tarihi bırakalım tarihçiler anlatsın, burada bence mühim olan istatistiklerin dışına çıkan insan hikâyeleridir. Katliamı Mustafa Kemal mi yaptı, İsmet İnönü mü, Celal Bayar mı? Ne önemi var. Sonuçta bir katliam var ortada ve sözü edilen kişilerin tamamı devletin bizatihi kendisiydi. Kişiler üzerinde durmak siyasi hesaplar getirir. İnsan hikâyeleri ise sadece insanı anlatır. “Kırımları, kıyımları, katliamları halklar yapmaz, zihniyetler yapar. Barbar olan iktidarlar ve onun kurumlarıdır…” diyordu Murathan Mungan. Yalçın Doğan da bu alıntıyı kitabının girişine koymuş.

‘Olmayan’ Kürtler

Bir anlamda elimizdeki kitap bir yüzleşme eseridir. Yüzleşme kin tutmamalı, daha çok hafızaya yardımcı olmalı. Bir daha olmasın diye o her zaman hafızada diri kalmalı… Yalçın Doğan da bir anlamda hafıza tazelemeye çalışır. Belgeler ve insan hikâyeleriyle birlikte dönemin siyasal duruşunu da anlatır. Kitapta evlatlık verilen kızların hikâyeleri (Bu kitapta dikkati çeken iki evlatlık var. Birini Celal Bayar diğerini ise Kazım Orbay besleme olarak almıştı), devletin ‘olmayan Kürtlere karşı uygulamaya koyduğu asimilasyon politikaları, Şark Islahat Planı, Seyit Rıza, Umumi müfettişlikler, büyüyen Kürt nüfusuna dair alınması gereken tedbirler ve ıslah etme planları…

Dersim, Osmanlı idaresine geçtiği tarihten Cumhuriyet ilan edilinceye kadar yüzlerce harekâta şahit oldu. Ancak düzenlenen hiçbir seferden istenilen sonuç elde edilemedi. Çünkü Dersim 1514 yılındaki Çaldıran Savaşı’ndan itibaren bir sorundu iktidar için. O yüzdendir ki İttihatçıların Dersim konusundaki uzmanlarından biri olan Naşit Hakkı’nın deyişiyle, “devlet Dersim’e sefer eylemiş ama zafer eyleyememişti”. Peki, Cumhuriyet bu büyük günahında Dersim’e eylediği seferde başarılı oldu mu? Tarih gösterdi ki bu kadar kıyıma rağmen olamadı.

Gerek Osmanlı devletinin son döneminde, gerek Cumhuriyet devrinde Dersim’in ıslahı için birçok rapor düzenlendi. Bütün bu raporlarda şunlar vurgulandı, ki Yalçın Doğan kitabında bu belgelere yer vermektedir. Raporlarda, feodal yapının insanları kul haline getirdiği, bölgede korku ve tahakkümün egemen olduğu, bölgenin normalleşmesinin, her yere korku salan ağa ve beylerin bölgeden uzaklaştırılmasıyla mümkün olduğu anlatılır. Raporlarda bölgeye ulaşımın sağlanması önemle vurgulandı. Eğitimin önemi ve silahların toplanması önerildi. Özellikle 1924 sonrasında hazırlanan raporlarda, bölge halkının dağıtılması ve Türk nüfusun buraya yerleştirilmesi gibi önerilere de rastlandı.

Raporlarda zaman zaman fikir ayrılıkları da ortaya çıktı. İsmet İnönü ve Abidin Özmen’in raporlarında Türkleştirme ve asimilasyon birinci çözüm olarak takdim edilirken, Kazım Karabekir’in raporunda sorun, askeri yöntemlerle çözülecek bir güvenlik hadisesi olarak görüldü.

Nitekim plan devreye konuldu. Çatışmalar ve katliamlar başladı. Seyit Rıza idam edildikten sonra da devletin gözünde sorun çözülmemişti. Kış mevsimi dolayısıyla Ekim 1937’de harekâta ara verildi. Dersimliler, “Seyit Rıza idam edildiğine göre artık her şey bitti” diye düşünüyorlardı. Ama hükümet kararlıydı, “Dersim sonuna kadar susturulacaktı.” Bütün bir kış boyunca yeni bir harekât için hazırlık yapıldı, hatta bu amaçla bir kitapçık bile yazıldı. Harekât sırasında askerlerin nasıl davranacaklarını anlatan “talimatname”de yıkım, yakma ve yok etme belirli kurallara bağlanıyordu.

Geriye kalan insan hikâyelerinden bazıları bu kitapta mevcut. Dinmeyen, sağalmayan bir acı büyük bir günah olarak boynumuza asılı kaldı.

‘Biz ne biliriz pembe nedir’

Kazım Orbay’ın besleme olarak aldığı Dersimli Besime Selli’nin ağzından…

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

İdamKitap
Görüş Bildir