Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Davutoğlu: ‘Zarrab'ın Tutuklanması Konusunda Çekineceğimiz Bir Husus Olmaz’

-
9 dakikada okuyabilirsiniz

Başbakan Davutoğlu, Reza Zarrab'ın ABD'de tutuklanmasıyla ilgili, "Türkiye’yi ilgilendiren bir şey söz konusu olursa düşüncemizi de tavrımızı da açıklarız. İnsanın aklına şu da geliyor: Bu kadar titiz olan bir hukuk sistemi; bir sürü kumpas içinde olan, ABD'deki başka Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı görünen kişiler, yapılarla ilgili niye herhangi bir husus gündeme getirmiyor? Daha önce paralel yapının ABD’deki para kaynakları ile ilgili çok soruşturma başlatıldı. Bu nereye gitti acaba? Bu anlamda tutarlı bir şey görmek isteriz. Burada çekineceğimiz bir husus da olmaz" dedi. Davutoğlu, tutuklu akademisyen Esra Mungan için de "Geçmişte başörtü yasağına da karşı çıkan bir isim. Onunla ilgili olumsuz kanaatim yok" diye konuştu. Ayrıca akademisyenlere ilişkin eleştirilerini tekrar hatırlatan Davutoğlu, "Terör saldırıları yaşandıktan sonra vicdan sahibi bir akademisyenin hiç PKK’ya atıfta bulunmadan bu bildiriyi tekrar okuyorum demesini, akademik ve insani ahlaka sığdıramıyorum" dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Ürdün ziyaretinin dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı. 

Davutoğlu'nun açıklamaları şöyle:

'Pazarlıkçı ya da revizyonist bir anayasayı doğru görmüyorum'

Anayasa’nın tek zorluğu elimizdeki siyasi güç ile tek başına Anayasa yapamayacak olmamız. 316 yetmiyor. Önümüzde iki yol var. Ya ‘CHP komisyonu dağıttı’ deyip bunu zamana yaymak ki benim siyasi ahlakım buna izin vermez. Ya söz vermeyeceksiniz ya gereğini yapacaksınız. Önümüzdeki hafta anayasa hukukçusu akademisyenlerden oluşan bir heyetle, sonra geçmişte Anayasa Komisyonu’nda çalışan arkadaşlarımızla bir toplantı yapacağım. Hafta sonu pratik ve teorik heyeti bir araya getireceğim. Siyasi perspektifi verdikten sonra hedefimiz 1-1.5 ayda ama bu yasama dönemi içinde anayasayı iskeletiyle ortaya çıkarmak. Gündemde tutup adım atmamak bize yakışmaz.  

(Referandum olasılığı nedir, ne kadar süre içinde bir referandum beklemeliyiz?) 

Bir şey söylemem hukuki açıdan doğru olmaz. ‘316 milletvekili ile şu zaman yapılacak’ desem, kalan 14 vekil nereden tamamlanacak diye bir tartışma açılır. Bunu etik bulmam, transfer çalışmasını da ahlaki bulmam. 2012’deki tasarımızı hafta sonu madde madde okudum. Benim de zihnimde sorular var. İçselleştirmediğim hiçbir fikri savunmadım. Aramızda tartışmamız gereken sorular var; ‘Anayasa’nın başlangıcı olsun mu’dan başlayan. Anayasa zinhar konjonktürel olmayacak. Siyasi realite üzerinden anayasa yapmaya başlarsak, ‘14 oyu şuradan alabilirim, dolayısıyla orayı tatmin edeyim’ dediğinizde fikriniz sapmaya başlar. Pazarlıkçı ya da revizyonist bir anayasayı doğru görmüyorum. Yazım, kültür, dil itibariyle, felsefesiyle farklı bir anayasa hedefliyoruz. O felsefeyi bulana kadar çalışacağız. Böyle bir anayasanın da kolaylıkla 330 ve üzeri bir destek bulacağına inanıyorum. Açık, net bir sisteme ihtiyaç var. Bu da bizim için Başkanlık sistemi. Ama bu başkanlık sisteminin de güçler ayrılığı sistemi ve karşılıklı denge-denetlemenin o kadar iyi tanımlanmış olması gerekir ki kimsenin zihninde şüphe kalmamalı.

'Partisiz başkanlık olmaz'

(Partili başkanlık sistemi mi olacak? Türk tipi başkanlık sisteminin özellikleri neler olacak?) 

Başkanlık zaten partili başkanlıktır, partisiz başkanlık olmaz. Bunların hepsi çalışmalar bitince netleşecek. Arkadaşlardan 10’a yakın kritik konuyu bu hafta içinde çalışmalarını istedim. 

(Demokratik başkanlık mı olacak?) 

Demokratik olmayan hiçbir sistem, başkanlık ya da parlamenter sistem önerisini kabul etmem. Yetki kimdeyse sorumluluk onda olmalıdır. Ve sonunda hesabı kim verecekse yetki onda olmalı. Ama bizim çarpık parlamenter sistemde böyle bir şey yok. 12 Eylül anayasası hep bir generalin cumhurbaşkanı olacağı varsayımıyla yapıyı kurduğu için Özal’dan başlayarak milletin adamı olan kişilerin cumhurbaşkanı olmasını engellemeye çalıştılar. En büyük devrim de buna izin veren anayasayı yazmak olacaktır.

'Kimsenin milletvekilliğini bitirmek benim elimde değildir'

(Anayasa 14 ve 83. maddeler-dokunulmazlık) 

Ahlaki açıdan AK Parti sanki dokunulmazlıkların kaldırılmasından çekiniyor gibi öne sürdüler. Bana daha önce meydan okuyan milletvekilleri şimdi ‘dosyamda ne var’ diye sormaya başladılar. İkincisi hukuki bir duruştur. Anayasaya geçici bir madde koymamış olsak ve sadece terörle irtibatlı dosyaları bile getirsek reformları, anayasayı unutmamız lazım. Savunma yapacak şahsın süre sınırı yok. Kürsüdeki suyla ne kadar idare edebilecekse, -bizim gibi oruca alışmış adamlar iki günde sürdürebilir- iki gün konuşsa kimse durduramaz. Dosyaları tartışmaya kalksak, en az üç yüz gün sürüyor. 

Çirkin bir oyun oynanmaya çalışıldı. HDP ‘dokunulmazlıktan korkuyorsunuz’ derken, HDP’li vekiller her gün milleti tahrik ederek 90’lı yıllarda olduğu gibi birkaç milletvekiline yüklenilmesini beklediler. Bir anda bütün o çukurlar, el yapımı bombalar, zulümler unutulsun bir mağduriyet edebiyatı doğursun. Yurtdışında öyle bir algı oluşturuldu ki; ‘HDP, Kürt partisi, onlar siyaset dışı kaldığında Kürtler külliyen siyaset dışında kalır.’ CHP ‘AK Parti korkar ben de bunun istismarını yaparım’ hesabında. Demirtaş, Kılıçdaroğlu’nu Cizre’ye davet ediyor. Nasıl bir işbirliğidir bu? Bizim önerimiz bütün bu siyasi oyunları boşa çıkardı. (Terörle ilgili fezlekeler öncelenebilir mi?) Yok. ‘Şu tarihte meclise intikal etmiş bütün dosyalar’ deyip bağlayacağız. CHP’nin teklif ettiklerinden bir tanesi müzakere edilebilir. Diğer ikisi makul değil. Değerlendireceğiz. CHP ile birlikte yaparsak bu şeref herkese ait olur. Ama gelmezlerse de fezlekeler gelir herkesin yüzü, ahlakı, siyaseti görünür.

‘Genel olarak dokunulmazlıkları kaldıralım’ diyenler var. Siyaseti bütünüyle müdahaleye açık hale getirdiğinizde parlamento aritmetiğiyle oynamak isteyen herkes dolaylı yoldan hükümet devirmeye kalkar. 280 milletvekili çıkarsaydık 4 milletvekili üzerinden hükümet değişebilirdi. Ayarlanmış bir savcı bütün ülkenin kaderiyle oynayabilirdi.

Dokunulmazlık dediğiniz şey sadece yargı süreciyle ilgili iznin verilmesidir. Milletvekilini cezalandırmak değildir. Yargılama izni verilse bile milletvekilliği bitmiyor. Mahkemeye gidiyor, geliyor ve milletvekilliğine devam edebiliyor. Kimsenin milletvekilliğini bitirmek benim elimde değildir. Biz demokratik bir toplum devletiyiz."

'AYM ve yargı yeniden tanımlanacak'

(Anayasa Mahkemesi’nin yetki ve sorumlulukları da tartışılacak mı?) 

Tabii, yani bunların hepsi yeniden tanımlanacak. Yargı tümüyle yeniden tanımlanacak, yasamanın şimdiki anlayış içerisinde olması söz konusu değil. Bir kere AYM'nin yaptığı millet egemenliğini kullanmak değildir, olmamalıdır. Mahkemelerin yaptığı işlevsel olarak adaletin ihdas etmektir. Egemenliği ise millet kendi seçtiği temsilciler üzerinden kullanır. Başka da kimse de milli iradeden bağımsız bir egemenlik tasavvur edemez.

'Emniyet ve güvenlik birimlerine sızmış, algı operasyonları yapan bir terör örgütüyle de mücadele ediyoruz'

(Cumhurbaşkanı’nın paralel yapıya mensup asker ve polisler nedeniyle şehit sayısının yüksek olduğu yolundaki değerlendirmesi konusunda)

Bu dönem terörle mücadelede üç önemli fark var. Birincisi ilk defa Suriye ve Iraksınırları beraber otoritesiz durumda. İkincisi daha önce PKK ile mücadele ediliyordu, DEAŞ yoktu, DHKP-C o kadar mobilize değildi. Şimdi Kandil’de 10 terör örgütü toplanıyor ve Türkiye’ye savaş açıyor. Üçüncüsü, içeride Emniyet’e, güvenlik birimlerine sızmış, medya üzerinden algı operasyonları yapan başka bir terör örgütüyle de mücadele ediyoruz. Ve hepsi birbirlerine lojistik destek sağlıyor. PKK’nın algı operasyonunu paralel örgüt yapıyor. Uluslararası camiada ‘Türkiye DAEŞ’e destek veriyor’ algısını yayan kim? Paralel yapı. Bunu Kobani olayında kullanan kim? HDP. Peki bunu siyasi kampanyaya dönüştüren kim? CHP. Burada paralelin orkestrasyonu var. Ama hesap edemedikleri bir şey oldu. PKK’yı, diğerlerini ve dışarıdaki ağababaların şaşırtan şey devletin kararlı operasyonu sürdürmesi oldu. PKK’nın hesaplarını boşa çıkaran iki konu vardır: 1) Devletin kararlılığı, 2) Türkiye’nin yaptığı harekatın uluslararası alanda meşru görülmesi. Terörün Avrupa’yı vurmasından sonra artan  duyarlılık var. O teröristin Türkiye’de yakalanıp iade edilmesinden dolayı kendi içlerinde müthiş özeleştiri var. Cumhurbaşkanımızın açıklamaları sonrası bir iç tartışma doğdu, bu da sağlıklıdır.

Ankara dışındaki ilk Bakanlar Kurulu Şanlıurfa'da

(Doğu, Güneydoğu ziyaretleriniz devam edecek mi?) 

Evet. Ben gitmeye başlayınca daha popüler hale geldi. Demirtaş Kılıçdaroğlu’nu çağırdı. Genelde bir doğu, bir batı olacak. 11 Nisan’da Şanlıurfa’ya gideceğiz. Şanlıurfa İl Başkanımıza “Sizin istiklal madalyanız var mı?” diye sordum. “Hayır” dedi. İnşallah 11 Nisan’da Şanlıurfa’nın kurtuluş gününde madalyayı alıp gideceğim. Ankara dışında ilk Bakanlar Kurulu’nu da Şanlıurfa’da yapmayı planlıyoruz.

Reza Zarrab'ın yakalanması: 'ABD'den aynı tutarlılığı görmek isteriz; çekineceğimiz bir husus olamaz'

(Reza Zarrab’ın yakalanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?) 

Dosyanın muhteviyatı veya tartışmalar itibariyle eğer Türkiye’yi ilgilendiren bir şey söz konusu olursa düşüncemizi de tavrımızı da açıklarız. Ama şu ana kadar böyle bir yansıma yok. Tabii insanın aklına şu da geliyor: Bu kadar titiz olan bir hukuk sistemi bir sürü kumpas içinde olan Amerika’daki başka Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı görünen kişiler, yapılarla ilgili niye herhangi bir husus gündeme getirmiyor? Daha önce paralel yapının ABD’deki para kaynakları ile ilgili çok soruşturma başlatıldı. Bu nereye gitti acaba? Bu anlamda tutarlı bir şey görmek isteriz. Bütün kara para aklama çabalarına karşı aynı tutarlılığı görmek isteriz. Burada çekineceğimiz bir husus da olmaz. Nedir, önce konunun bir ortaya konulması lazım. Ondan sonra düşüncemizi açıklarız.

Tutuklu akademisyen Mungan: 'Onunla ilgili olumsuz kanaatim yok'

Bildiri imzalayan ve tutuklanan üç akademisyenden Esra Mungan

(Geçen hafta Boğaziçi Üniversitesi Rektörü sizi ziyaret etti. Akademisyenler bildirisi gündeme geldi mi?) 

Bu konu da açıldı. İlkesel tutumumu her yerde söylemişimdir. Prensip olarak hukuki zorunluluk yoksa hüküm verilene kadar tutuklu yargılamaya karşıyım. Suç hükme bağlanmadıkça özgürlüklerin kısıtlanmasının doğuracağı kul hakkından korkarım. Sonunda beraat olursa özgürlüklerin kısıtlanması geri ödenemeyecek bir haktır. Bana en büyük cezayı versinler ama konuşma, yürüme özgürlüğümü elimden almasınlar. Ama hüküm verildikten sonra bana da uygulansın. Delil saklıyordur, kaçacaktır v.s. Böyle bir durum varsa, o hukukçuların bileceği iş. Adalet Bakanıma da söyledim, tutuklu yargılama istisnai bir durumdur. Akademisyenlerle ilgili konuda da aynısı. 28 Şubat’ta baskılar yaşamış bir akademisyen olarak söylüyorum: Düşüncenin hiçbir türüne sınır getirilmesini kabul edemem. Ama Türkiye’de öylesine bir dönemden geçiyoruz ki, hukuka müdahale etmememizi isteyenler, en ufak bir şey olduğunda ‘niçin hukuka müdahale etmiyorsunuz’ diye soruyorlar. ‘Akademisyenlerin tutuklanmasına niye müsaade ettiniz’ diyorlar? Madem ki müdahale etmememizi istiyorsunuz, niye o zaman bize soruyorsunuz? Tutup hakime ‘bunu çıkar’ diye talimat mı vereyim? Verdiğim anda, tutuklama talimatı verme durumumdan ne farkı olur? Hakim kararını verecek. Şunu da ifade edeyim: Boğaziçi Üniversitesi’ndeki o akademisyen (Esra Mungan) geçmişte başörtü yasağına da karşı çıkan bir isim. Onunla ilgili olumsuz kanaatim yok. Özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.

'Terör saldırıları yaşandıktan sonra vicdan sahibi bir akademisyenin hiç PKK’ya atıfta bulunmadan bu bildiriyi tekrar okuyorum demesini, akademik ve insani ahlaka sığdıramıyorum'

Akademisyenlere ilişkin eleştirilerimi hatırlarsınız. PKK’ya dönük hiçbir eleştiri yok. Üstelik düşünün daha o zaman Kızılay saldırısı olmamıştı. Terör saldırıları yaşandıktan sonra vicdan sahibi bir akademisyenin hiç PKK’ya atıfta bulunmadan ‘Ben bu bildiriyi tekrar okuyorum’ demesini, akademik ve insani ahlaka sığdıramıyorum. O parçalanmış bedenleri gördükten sonra hala bir akademisyen o bildiriyi PKK’yı eleştirmeden okuyorsa ben onunla ayrı bir düzlemde tartışır, mücadelemi veririm. Hukuki konu ayrıdır.

'Başika'yı Musul için kurduk'

(Musul operasyonunun DAEŞ üyelerinin Rakka’ya kaçması ile sonuçlanacağı, bunun Suriye’nin bölünmesine ilişkin tezleri güçlendireceği söyleniyor) 

Neresi DAEŞ’ten kurtulursa kurtulsun biz onu destekleriz. Şu anda Ortadoğu’nun kaderi iki şehrin elinde: Musul ve Halep. Halep’i rejim veya DAEŞ kontrol altına alırsa bir daha Suriye için umut kalmaz. Musul’da da DAEŞ devam ederse Irak kolay kolay istikrara kavuşmaz. 

Musul’a DAEŞ yerine aşırı Şii unsurlar girerse bir daha iç savaş bitmez. Mesele iki şehrin ne zaman kurtulacağı değil de kimler tarafından kurtarılacağı. Musul’u Musullular kurtarılmalı. Başika Üssü’nü de bunun için kurduk. Başika’nın kurulmasının üç sebebi var: 1) Irak Hükümeti ve halkına yardımcı olarak Musul’un kurtarılması. 2) Lazkiye, Halep, Musul, Süleymaniye’nin kuzeyi Türkiye için bir güvenlik alanıdır. Buradaki her şey bizi ilgilendirir. 3) PKK’nın Musul’un kuzeyinde Sincar bölgesine yerleşmesi, Kandil’den Sincar’a oradan Haseke hattından Suriye’ye geçmesi. O bölgeye PKK’nın yerleşmesini istemeyiz. Musul’un kurtarılması, PKK’ya Irak’ın kuzeyinde açılmak istenen alanı kapatır. Bölgesel Kürt yönetimini istikrara kavuşturur.

Milliyet (Serpil Çevikcan), Yeni Şafak (Abdülkadir Selvi)

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAhmet DavutoğluAmerika Birleşik DevletleriAnkaraBakanlar KuruluBaşbakanBaşkanlık SistemiCumhuriyet Halk PartisiDiyetHDPHalkların Demokratik PartisiIŞİDIrakKemal KılıçdaroğluReza ZarrabŞanlıurfaSavaşŞehitSuriyeTerörTürk Kızılayıoyuntransfer
Görüş Bildir