Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Cumhuriyetin Romanı

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Cumhuriyetin Romanı

Cumhuriyetin Romanı

Her anlamda pek çok tartışmaya imkân veren Yarım Adam, geride büyük bir külliyat bırakarak 1974 yılında aramızdan ayrılan Hilmi Ziya Ülken’in dünyasına adım atmak için iyi bir fırsat.

Felsefeci kimliği ile tanıdığımız Hilmi Ziya Ülken’in Posta Yolu ve Yarım Adam romanlarını yıllar önce sahaflarda bulduğumda çok şaşırmıştım. Roman tarihimizde pek bilinmeyen, tartışılmayan ve nedendir bilinmez yayımlandıkları 1940’lardan sonra yeni baskısı yapılmayan bu iki roman sadece roman olarak değil tartıştığı meselelerle de önemliydi. Yarım Adam ’ın yeni edisyonunu okurken değer ve öneminden hiçbir şey kaybetmediğini hatta barındırdığı tartışmaların bugün hala sürüp gittiğini görebiliyoruz.

İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Konferansları dergisinin 1979 tarihli 17. sayısında Rauf Mutluay’ın “Hilmi Ziya Ülken’in Roman Dünyası” başlıklı makalesi, romanları hakkında yazılmış en kapsamlı değerlendirme olmakla kalmayıp, Mutluay gibi önemli bir eleştirmenin Ülken ile ilgili anılarını barındırmasıyla da ilgi çekici. Mutluay, II. Dünya Savaşı yıllarında yaptıkları edebiyat sohbetlerinden söz derke Faruk Nafiz Çamlıbel’in Ülken için “sandığını karıştırsanız en az on, on beş romanı çıkar...” dediğini naklettikten sonra şöyle devam ediyor; “Bu eski -ama hâlâ taze- gençlik anılarının kapısından konuma giriyorum artık. «İnsan Meddücezrh genel başlığını taşıyan -bütününü göremediğimiz- bir dizi romanın elimizdeki iki cildine. Onların özüne, değerine, planına, konularına, amaçlarına... İlk yayımlanan cilt, dizinin üçüncüsü olan “Posta Yolu”dur. Hem dış, hem iç kapakta 1941 yılı gösteriliyor.”

Hilmi Ziya Ülken’in bir yayınevi adını taşımayan, Şirketi Mürettibiye Basımevinde hazırlanmış 272 sayfa 75 kuruşluk kitabının başındaki sunu yazısını da alıntılamış Mutluay; “Bu kitap, İnsan Meddücezri adıyla yazmakta olduğum seri romanın bir parçasıdır. Böyle olmakla beraber, her parça gibi bu da mevzu ve üslûp bakımından müstakildir. Hepsi bir araya geldiği zaman aralarındaki bağ anlaşılacaktır. Romanı 1935-36’da yazmış ve o zamandan beri üzerinde birçok tadilat yapmıştım. Önce gazetelerde neşrini düşündüm; tesadüf ve iyi dostlar buna mani oldu. Sonradan bu şekilde neşrini ben de münasip gördüm. Tab’ma beni teşvik eden, tashih ve neşrile alâkadar olan aziz dostum Avni İnsel’e bu kitabı ithaf ederim.”

Aynı matbbada basılan Yarım Adam ’ın yayım tarihi iç kapağa göre 1941, dış kapağa göre 1943. Kitabın sonundaki notta ise şunlar yazılı; “Bu kitap bin dokuz yüz otuz altı yılında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmiş ve bin dokuz yüz kırk bir yılında basılmaya başlıyarak bin dokuz yüz kırk üç ağustosunda tamamlanmıştır.” Rauf Mutluay savaş yıllarının zorluklarına değinerek şöyle sürdürüyor değerlendirmesini; “256. sayfaya kadar iyi cins bir kâğıt, ondan sonrası kalitece düşük. 382 sayfa, 150 kuruş. En ilginci, iç kapak arkasındaki adlı liste: İnsan Meddücezri- 1- Bağ Bozumu (basılıyor), 2- Yarım Adam, 3- Posta Yolu, 4-Kurtlar ve Kuzular (hazırlanıyor), 5- Halil Pertev (hazırlanıyor), 6-Göç (hazırlanıyor), 7- Deli Dumrul (hazırlanıyor), 8- Yeni Komedya (hazırlanıyor)...

Ne yazık ki “hazırlanıyor” parantezine alınan romanlarını hiçbir zaman yayımlamadı Ülken.

" Aydın" eleştirisi

Yarım Adam , yalnız başına büyük bir roman sayılmaz. Ancak, Mutluay’ın hayalindeki akış gerçekleşseydi eğer, Hilmi Ziya Ülken’in yakından tanıklık ettiği, yer yer otobiyografik özellikler taşıyan nehir romanı –“İnsan Meddücezri”- yazarının özlediği “büyük” sıfatını kazanabilirdi.

Yarım Adam , bir aydının hikâyesidir: Üç bölümlük romanın ilk bölümünde, 1919 yılında, mütareke döneminde. Almanya’da iktisat tahsil ederek yurduna dönen Mehmet Demir mahşer görüntüsü veren bambaşka bir ülke bulur karşısında. “Beş asırlık yatağına çekilmiş, Romadan, Çinden, İrandan büyük bir meddin cezri”dir gördükleri.

Mehmet Demir aiesinden kalan miras davasını takip etmek için Bursa’ya gittiğinde oradaki atmosferi daha yaşanır bulur. Üstelik yolculuk sırasında tanıştığı Nur isimli genç bir kız da gönlünü çelmiştir. Daha da önemlisi hezeyanlarından kurtulan Mehmet Demir, halk için artık bir şeyler yapması geraktiğine inanmaktadır. Bu fırsat Nur’un mahalli bir gazete sahibi olan babası sayesinde çıkar karşısına. Arkadaşı Cemal ile birlikte gazateyi yönetmeye başlayan Mehmet Demir işçinin sömürülmesi ve haksızlıklar üzerine yazdıklarıyla kısa zamanda heyecan yaratır. Ancak kentin egemenleri olaya müdahale edecek, gazete kundaklanacak, Mehmet Demir’se sevgilisinden ayrılıp İstanbul’a dönmek zorunda kalacaktır.

Romanın son bölümünde Mehmet Demir’i yeni arayışlar içinde buluruz. Sosyalist düşünceleri savunan bir gurup arkadaşıyla birlikte yeniden gazetecilik yapmaktadır. Ayrıca İstanbul sosyetesinden genç bir kadınla ilişkisini de ilerletmiştir. Bu bölümde aydınlara, özellikle solculara yönelik eleştiri keskinleşir. Mesela Sosyalist Sosyal-Demokrat Fırkası reisi Rıza Bey; “öyle görünüyor ki, cemiyetin reisi, kâtibi umumisi ve bütün azası yalnız kendisiydi. Rıza Bey, münzevi bir hayat yaşadığı için, memleketi değil hatta bu şehri bile tamamıyla tanımıyordu. Söz arasında, İstanbul halkının ne gibi işlerle uğraştığından bahsettikleri zaman o, bunların çoğundan habersiz görünüyordu. Kautsky’nin eserleri vasıtasıyla mücerret bir işçi meselesinin inceliklerini pek iyi bilen Rıza Bey, şaşılacak şey, Türkiye’de bir iş meselesinin nasıl ortaya konacağını tayinden âcizdi(…)Onların konuştukça daha bulanık, daha müphem, daha karanlık bir hal alan mücerret mefhumları içerisine girmek, kırık bir fenerle çapraşık bir labirentin içinde dolaşmaktan başka neydi? Kelimeler, onların tariflere göre değişen ince ve tutulmaz nüansları, dönüp dolaşarak gene kendi kendini tekzibe giden bin bir fikir cambazlıkları saatlerce süren bu münakaşalardan sonra konuşanlara ne kadar yol kazandırıyor, hangisini gitmesi mukadder yoldan başka tarafa çeviriyordu?”

Aradığını bulamayan Mehmet Demir artık radikal bir kararın arifesindedir…

Hilmi Ziya Ülken’in yarım adamı elbette Türk aydını. Halkını ve ülkesini tanımayan aydınların çaresizliğini Mehmet Demir üzerinden hikâye etmiş. Felsefi ve sosyolojik tahliller önemli ancak romanın asıl başarısı Mehmet Demir’in psikolojik tahlilleri ve dönemin tasvirlerinde. Goethe’nin Faust ’una göndermeler var ama Mehmet Demir’in hezeyanlarla dolu ruh hali daha çok Genç Werther ’i andırıyor. Bu niteliğiyle Yarım Adam Türk romanında Alman Coşumculuğu’nun belki de tek örneği.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAydınBursaİstanbulKitapSavaşdizi
Görüş Bildir