Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Cumhuriyet Ve Öteki

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Cumhuriyet Ve Öteki

Cumhuriyetin temel paradigması, "Cumhuriyet eşittir vatan tehlikede kuramı" üzerinde kurulduğuna göre, "öteki" üniter ve homojen olan devlet yapısı için ciddi anlamda tehlike arz ediyordu.

Fransız Devrimi’nden sonra ulus-devlet projesinin inşası için harekete geçirilen unsurlar, yalnızca kültür ve dil değildi. Ortak bir siyasal projeyi ortaya koymak ve bunu eskinin deneyimlerinden ve anılarından yararlanarak yorumlamak da gerekiyordu. Ulus-devlet projesinin savunucuları dili, dini, ırkı, kültürü vs. birleştirerek ortak olmayan halkları, ortak gelecek vaadiyle sınırları belirlenip çizilen topraklar üzerinde oturtmaya çalıştılar. Yaratılan coğrafi mekana yeni bir kimlik kazandırılarak ona çeşitli anlamlar yüklendi. Geçmişin canlandırılmasına yardımcı olan tarih, iktidarların ve ideolojilerin yaşam alanlarını genişleterek geçmişe felsefi, edebi ve mitolojik bir arka plan sunmaya başladı. Fransız Devrimi’nin kazanımlarıyla monarşiye ve ilahi olan kutsal değerlerin tümüne karşı büyük bir savaş açan burjuva sınıfı, egemenliği kutsal olandan alıp ulusa devretti. Ulusa devredilen yeni yönetim biçimi (cumhuriyet), siyasal zeminde kendine bir yaşam alanı buldu. Özgürlük, eşitlik gibi evrensel ilkelerden hareketle yola çıkan burjuvazi, iktidarın cezbedici gücünden etkilenerek gitgide gericileşip tekçi anlayışı topluma dayatmaya başlayınca, yurttaşlar arasında ciddi sorunlar çıktı. İktidarın dayattığı tekçi ve milliyetçi anlayış, “öteki”ni ya yok saydı ya da görmezden geldi. Bu dayatmacı anlayış toplumda etnik, dinsel ve ideolojik çatışmalara zemin hazırladı. Cumhuriyetin temel paradigması, “Cumhuriyet eşittir vatan tehlikede kuramı” üzerinde kurulduğuna göre, “öteki” üniter ve homojen olan devlet yapısı için ciddi anlamda tehlike arz ediyordu. Her şeyi total zihin dünyasına göre yorumlayan ve evrensel değerleri geriden takip eden negatif düşüncenin efendileri, geçmiş üzerinde temsili sahneler kurarak kendilerinden olmayan ötekileri hakir gördüler, sindirdiler ve ortadan kaldırmaya çalıştılar!

Postmodern darbe

Fransız Devrimi’nin evrensel ilkeleri, dünyayı etkilediği gibi doğal olarak Türkiye’yi de etkiledi. Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında, bunun etnik, mezhepsel ve ideolojik çatışmalarının tarihi (Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-dinci) olarak yansıdığını görebiliriz. İktidarın terbiye edici halinden olsa gerek, inkar ve ezileni sindirme girişimi gibi politik yöntemlere tarih sürekli olarak tanıklık etti. Örneğin 12 Eylül 1980 darbesinin generallerine göre vatan tehlikedeydi. Regis Debray’ın ifade ettiği gibi, “gerçekten hasta bir cumhuriyetin varacağı yer kışladır”. Madem ki hastalanan bir cumhuriyet var ve cumhuriyetin temel paradigması tehlikeye düştü, o zaman tepeden balyoz gibi inip cumhuriyeti müdafaa etmek haliyle kışlaya düşmüştü. 12 Eylül döneminde insanlar, tutuklanıp türlü işkencelerden geçirildiler, öldürüldüler ve idam edildiler. Generallerin tabiriyle toplum silkelenip yeniden dizayn edildi. 12 Eylül darbesinden yaklaşık 17 sene sonra 28 Şubat 1997 tarihinden önce, “Cumhuriyet eşittir vatan tehlikede kuramı” alarm zillerini çalmaya başlayınca, yazılı ve görsel medyanın arıza manşetleri ortalığı velveleye vermeye başladı. Kıyamet koptu kopacak saikalarıyla kendilerini ülkenin yegane sahipleri olarak gören zinde güçler, sahnede yeniden boy gösterdiler. Radikal dinci diye etiketlenen Erbakan ve yandaşları “postmodern bir darbe” sonucu iktidardan kovuldu ve toplumda dinci avına dönüşen bir bunalım çağı yaşanmaya başladı. Zinde güçlere göre, iktidardan uzaklaştırılan dindarlar bir daha bellerini doğrultamayacaklardı.

Ayrımcılık

Toplumun üzerine kabus gibi çöken 28 Şubat sürecinden yaklaşık dört yıl sonra 2001’de kurulan AKP , 2002 seçimlerinde Refah Partisi’nin mirasçısı olarak kendisini ezenlere karşı büyük bir oy çoğunluğuyla iktidara geldi. Ardından hem de çok daha güçlü bir şekilde ikinci ve üçüncü kez iktidarını perçinledi. İktidarı kontrollerine altına aldıklarını düşünen AKP Kahramanmaraş milletvekili Avni Doğan, baklayı ağzından çıkartarak, “Eğer biz birazcık tökezlersek bu Ergenekoncular falan bu defa çok kötü intikam alır halktan. Bu memlekette kimin kızının başı örtülü, hepsini fişlemişler... Eee şimdi biz onları fişliyoruz. 40 sene onlar bu halka yaptı, inşallah sıra bizde...” dedi. İktidarın gücü dindarların eline geçtiğine göre ilk fırsatta bunun rövanşı alınacaktı. AKP’li Ahmet Aydoğmuş farklı bir akorttan giriş yaparak, “ AK Parti iktidarına karşı çıkanların kanını tahlile yollamak gerekir” diyen ötekilerin kanı bozuk söylemi ya da CHP ’li Birgül Ayman Güler’in, “Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit değildir” etnitise vurgusuyla belaltı vuruş yapan milliyetçilik düşüncesi, ne yazık ki siyasetçilerin talihsiz sözcükleriyle ayan beyan ortalıkta dolanmaya başladı. Böylece kin, nefret ve egoyu tatmin etme savaşında üstünlük sarhoşluğuyla avunanlar, ülkeyi kırıp dökmeye başladılar!

Lokman Kurtay - Radikal

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAleviBalyoz DavasıCumhuriyet Halk PartisiDarbeİdamKahramanmaraşSavaşarka plan
Görüş Bildir