Çocuk Dünyayla Tek Başına Boy Ölçüşebiliyorsa…
Ebeveynlik, çocuğun önündeki bütün taşları toplamak değildir. Asıl mesele, ayağı taşa takıldığında yeniden kalkabilecek gücü ona verebilmektir. Bu yüzden kendimize şu soruyu sormalıyız:
Çocuğumuzu hayata mı hazırlıyoruz, yoksa hayattan mı koruyoruz?
Onun adına sürekli konuşursak kendini ifade etmeyi, her sorununu çözersek çözüm üretmeyi, bütün kararlarını verirsek seçimlerinin sorumluluğunu taşımayı öğrenemez. Oysa ebeveynliğin sessiz başarısı, çocuğun zamanla bize daha az ihtiyaç duymasıdır. Elimizi bırakıp yürümesi, okul kapısından arkasına bakmadan girmesi, haksızlığa uğradığında kendini savunması, başarısız olduğunda yeniden denemesi… Bunlar bizden uzaklaştığını değil, verdiğimiz emeğin karşılığını almaya başladığımızı gösterir.
Güçlü çocuk, hiç düşmeyen çocuk değildir. Düşüp canı yandığında gözyaşını silerek yeniden ayağa kalkabilen çocuktur. Bu nedenle bir sorunla karşımıza geldiğinde hemen çözümü söylemek yerine bazen yalnızca şunları sormalıyız:
“Sence ne yapabilirsin?”
“Hangi seçeneklerin var?”
“Benden nasıl bir destek istiyorsun?”
Bir çocuğun dünyayla tek başına boy ölçüşebilmesi için hem güçlü köklere hem de güçlü kanatlara ihtiyacı vardır.
Kökler ona ait olduğu yeri, kanatlar ise kendi yolunda ilerlemeyi öğretir. Bu dengeyi belki de en etkileyici biçimde Çağan Irmak’ın 2005 yapımı Babam ve Oğlum filmindeki unutulmaz “Ona bir oda ver, baba.” sahnesi anlatıyor. Daha önce defalarca izlediğim filmi geçtiğimiz günlerde Ankara’daki Açık Hava Sineması etkinliğinde yeniden izlerken, bu sahne bana ebeveynliğin özünü bir kez daha düşündürdü. Filmde o oda yalnızca fiziksel bir mekân değildi; ait olmayı, kabul görmeyi ve koşulsuz sevgiyi temsil ediyordu. Ama ebeveynliğin amacı çocuğu o odada tutmak değildir. Asıl amaç, o odadan aldığı güvenle bir gün kapıyı açıp kendi yoluna cesaretle yürüyebilmesini sağlamaktır. Çocuğa bırakabileceğimiz en büyük miras, yalnızca başını sokabileceği bir oda değil; kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak özgüven, karakter ve yaşam becerileridir.
Belki de ebeveynlikteki en büyük başarı, çocuğumuzun bir gün bize ihtiyaç duymaması değil; ihtiyaç duyduğunda yanında olacağımızı bilmesine rağmen kendi ayakları üzerinde durabilmesidir.
Dünyayı onlar için kusursuz hâle getiremeyiz. Ama dünyanın karşısında cesaretle durabilecek bireyler yetiştirebiliriz. Ve bir gün biz yanlarında değilken de doğru bildiklerini savunabiliyor, başarısızlıktan sonra yeniden deneyebiliyor ve hayatlarının sorumluluğunu üstlenebiliyorlarsa, işte o zaman ebeveynlik görevimizi gerçekten yerine getirmişiz demektir.
Şimdi lütfen başlığa bir daha bakın: Üç noktadan sonraki yere siz ne koyardınız?
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

