Çocuk Dünyasından… | Hülya Soyşekerci

-

Çocuk Dünyasından… | Hülya Soyşekerci

Çocuk Dünyasından… | Hülya Soyşekerci

“Çocuk olsam yeniden…

Bir tek düştüğüm zaman acısa içim,

Ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece.”

Cemal Süreya

Gezgin Kitaplar

Gezginli ği konu alan üç çocuk kitabına yer vermek istiyorum bu yazıda. Betül Avunç’un İkiz Gezginler’i; Aydo ğan Yavaşlı’nın Ben Evliya Çelebi adl ı biyografik öyküsü ve Attila Şenkon’un Geveze Kitap Tatilde adl ı çocuk romanı. Hepsi de harika okuma gezilerine ve zaman yolculuklarına çağırıyor küçük kitap kurtlarını…

İkiz Gezginler’le muhteşem bir İstanbul turu

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü mezunu olan Betül Avunç , ağırlıklı olarak arkeoloji ve mitoloji alanlarında yazılar yazıyor, bu alanlardaki bilgi birikimi ve deneyimlerini, yazdığı çocuk kitaplarındaki yaratıcı kurguların dokusunda da değerlendiriyor.

Betül Avunç’un İkiz Gezginler adlı dizi kitaplarındaki serüvenler; arkeoloji, mitoloji ve tarihle harmanlanmış düşler ve masal unsurlarıyla dikkati çekiyor. Bu kitaplar hem büyükler hem de küçükler tarafından ilgiyle okunuyor. Her ikisi de dokuz yaşında olan Peri adlı kız ve Ege adlı erkek çocuk, bu kitapların kahramanları olan ikizlerdir. Ayrı yumurta ikizleri oldukları için birbirlerine hiç benzemezler; ancak her ikisi de sanki aynı ruha, aynı ortak bilince sahiptirler. Bu nedenle, çok iyi anlaşırlar; birçok konuda ilgi ve beğenileri aynıdır, her zaman birlikte gezer ve birlikte hareket ederler. Neşeli, hayat dolu, şakacı ve hareketlidirler. İkiz Gezginler daha önceki kitaplarında bizleri Troya’ya, Batı Anadolu’ya götürmüşler, buralardaki tarih, kültür ve mitolojik mirasın izlerini sürmüşlerdi.

Bu kez İkiz Gezginler İstanbul’da kitabının sayfaları arasında muhteşem zenginlikte bir İstanbul gezisine çıkıyoruz kahramanlarımızla birlikte. Yazarın akıcı, duru, sakin bir nehre benzeyen anlatımı, bu kitaba da damgasını vuruyor; ilgiyle, keyifle, merakla okuyoruz küçük gezginlerin İstanbul serüvenlerini. Zaman zaman düşlerle gerçeklerin sınırları eriyor; düşler gerçeklere, gerçekler düşlere dönüşüyor bu romanda. Betül Avunç, Peri ve Ege’nin çocuklara özgü şirinlikleri, şakaları ve oyunlarını da anlatarak kitaba yer yer mizahi tatlar katmayı da ihmal etmemiş. Kurguda yer yer bugünden yüzyıllar öncesine, geçmişin derinliklerine açılan zaman pencerelerinin yer alması, kitabın dokusuna ayrı bir anlamsal zenginlik kazandırmış. Kahramanlarımız, yüzyıllar öncesinin yaşantılarına, efsanelerinin içine giriyorlar; olaylara müdahale etmek istiyorlar ama efsane kahramanlarının yazgılarını değiştiremiyorlar ne yazık ki… Mesela, Kız Kulesi’nde yaşayan, Kral Kızı’nın başına gelecekleri; yani bir yılanın ortaya çıkıp onu zehirlemesini engellemek istiyorlar ama çabaları boşa gidiyor. Yazar, bu kitabında modernist bir kurgu tarzını deneyimleyerek, gerçek yaşam ile kitabı birbiri içinde örgülüyor; ayrıca Peri ile Ege’nin yanı sıra Murat gibi karakterlerin de kitabın içine girdiğini belirterek, metinde katmanlı bir yapı ve üst kurmaca oluşturarak yazıyor. Bu da kurgunun, ne denli “genç bir kurgu” olduğunu kanıtlıyor bizlere. Çocuk ve gençlerin büyük ilgi duydukları bu tarz kurgu yapısı, esere duyulan ilgiyi de artırıyor. Böylece, hem günümüze hem de antik zamanlara aynı anda açılma olanağı buluyoruz okurken. Boğaz’daki bir vapurda kahramanlarımızla birlikte modern zamanları yaşarken, aynı anda denizkızı sirenlerin insanı büyüleyen sesini duyabiliyor, deniz Tanrısı Poseidon’un üç çatallı yabasıyla dalgalar arasında öfkeyle gelişini ilgiyle izliyoruz.

İstanbul’un kültür mirasının ve efsanelerinin ardına düşen İkiz Gezginler İstanbul’u adım adım dolaştırıyorlar. Sayfalar ilerliyor. Adım adım mitoloji, adım adım tarih… saraylar, camiler, müzeler, çarşılar, anıtlar, geçmişten bize miras kalan yüzlerce eser… saraylardaki binlerce sanatsal ve tarihsel obje… İkiz Gezginler’le birlikte bizi bekliyor bu serüvende. Ne çok bilgiyle donanıyoruz farkında olmadan. Tavus kuşlarının kuyruklarındaki beneklerin Argos’un gözleri olduğunu; Bosphorus adının nereden geldiğini ve tanrılarla ilgisini; dilek taşı olan sütunu ve kanatlı bir meleği; Ayasofya’nın kubbesinin özelliklerini; Yerebatan Sarayı’nı; Sultanahmet’in neden Mavi Cami olduğu… onlarca bilgi kaynaşıyor kitabın sayfalarında. Bu bilgiler kurgu içinde, olayların akışı ya da konuşmalar esnasında aktarıldığı için küçük okurların ilgisini çekiyor; her an yaşamla bağını kurabiliyorlar.

Antik Çağ’dan Bizans’a; Bizans’tan Osmanlı’ya… iki okul çocuğunun gözünden bakacaksınız İstanbul’a. Tarihin yaşamla ilgisinin çocuklar aracılığıyla kurulduğu bu güzel kitabı ilgiyle, sevgiyle, beğenerek okuyacaksınız.

Evliya Çelebi ne hoş anlatıyor!

Aydo ğan Yavaşlı , çocukların dünyasını yakından tanıyan öğretmen kökenli deneyimli bir yazar. Kitaplarında çoğu zaman öğretmenlik elbisesini çıkaran ve didaktik kalmadan çocuklara pek çok bilgiyi keşfetme süreçleri sunan Aydoğan Yavaşlı’nın, çocuklar için kaleme aldığı 50’ye yakın çocuk kitabından biri de Ben Evliya Çelebi adını taşıyor.

Bu kitapta Evliya Çelebi kendi bakış açısına göre, yaşadığı dönemi, çocukluğunu, sarayda geçirdiği günleri, gezginliğe başlamasını ve gezdiği ülkeleri, o ülkelerdeki insanları anlatıyor çocuklara. Bu kez Evliya Çelebi, Aydoğan Yavaşlı’nın çağdaş, akıcı, duru ve ilgiyi her an canlı tutan dil işçiliği ve titiz anlatımı üzerinden konuşuyor küçük okurlarla. Aydoğan Yavaşlı, Evliya Çelebi’yi konuştururken, onun nükteli ve yer yer abartılı anlatım tarzını da duyumsatıyor.

Biyografik roman ve öyküler, eğitimde; çocuklara okuma, araştırma sevgisi kazandırmada, insanlığa ve ülkesine yararlı olmuş kişileri örnek almaları konusunda büyük önem taşırlar. Bu tarz roman ve öyküler, bilgileri tatsızlıktan kurtararak onları edebiyatın büyüsüyle sarar, düşlerle zenginleştirirler. Ben Evliya Çelebi adlı biyografik roman çalışmasının da anlatımı, dili, sunduğu düşleri ve çarpıcı kurgusuyla okurda gerçek bir edebiyat tadı oluşturduğunu belirtmeliyiz.

Ben Evliya Çelebi, romanında Evliya Çelebi, büyüdüğü ortamı, ailesini, sarayda çalışan babasının yanına gidip gelirken saraylı oluşunu, burada ders görmesini, Enderun’a kabul edilmesini, padişahla ilgisini tatlı bir dille anlatırken, dönemin özelliklerini de aktarıyor. Bir gece rüyasında Hazreti Muhammed’i görüp “şefaat yâ Resulallah” yerine “seyahat yâ Resulallah” dediği için sürekli gezdiğini anlatıyor. Gezilerine başlayınca, halkla saray arasında uçurumu, adaletsizlikleri, halkın yoksul ve perişan durumunu görüyor Evliya Çelebi. Bunları da yazmaktan çekinmiyor.

Okudukça onun, insanları, toplumları, dönemi çok iyi gören keskin bir zekâsı ve etkili bir kalemi olduğunu fark ediyor; Evliya Çelebi’yi bir de çocuklara tanıtıldığı şekliyle değerlendiriyoruz. Düşünür bir gezginimiz olan Evliya Çelebi’yi özlü bir kitabın sayfalarında tanımak için Ben Evliya Çelebi çok uygun bir seçim. Kitabın en başındaki dizeler de yazılan ve anlatılanlara ayrı bir iç derinlik kazandırmış: “ Neylersin yazı ezâ, menzil muammadır!/Kapanınca daire, yol da yolcuya katılır.” Ben Evliya Çelebi’yi okurken, gezginliğin aynı zamanda bir düşünürlük yaşantısı olduğunu keşfetmek, çocuklara yepyeni ufuklar açacak.

(“Ben Evliya Çelebi”, öykü, yazan: Aydoğan Yavaşlı, kapak resmi: Hilmi Şimşek, 8-10 yaş, Bulut Yayınları, 56 s., 5,50 lira)

Geveze Kitap tatile ç ıkınca…

Attila Şenkon , devamı olan yepyeni bir kitapla selamlıyor küçük okurlarını. Geveze Kitap Tatilde adlı bu eserle, önceden severek okuyup tanıdığımız Geveze Kitap’ı tatile çıkarıyor. Attila Şenkon, bir dönem Ankara Çocuk Tiyatrosu’nda çalışarak Samed Behrengi’nin yazdığı Küçük Kara Balık ve Bir Şeftali Bin Şeftali adlı oyunlarda rol almıştı. O nedenle, Attila Şenkon çocuk dünyasına çok yakın duran, çocuklardan gelen sımsıcak sevgiyi yüreğinde duyumsayan bir yazar. Çocukların naif, içtenlikli ve duru bir bakışla dile getirdiği her şey, Attila Şenkon’un çocuk kitaplarının asıl yapısını oluşturuyor.

Geveze Kitap dizisini Attila Şenkon, çocukların tat alacağı tarzda; incelik ve içtenlikle işliyor. Bir nesnenin gözünden, o nesnenin bakış açısına göre kurgulanan öyküler, yetişkin edebiyatında olduğu kadar, çocuk edebiyatında da ilgi uyandırıyor. “Nesne öyküsü” denen bu metinsel yaklaşımda, nesnenin özneleşerek insan bilinçlerini farklı yaşantı ve var olma biçimlerine açtığı görülüyor. Bilindiği üzere, nesnenin özneye dönüşümü, masalların da altyapısını oluşturan süreçler içinde yer alır. Geveze Kitap dizisinde, bir çocuk kitabına kişilik kazandırılması, ona can verilmesi ve konuşturulması yoluyla, bir masal dünyasının kapıları aralanıyor; bu kapının, çocukların o esnek bilinçlerinin daha kolaylıkla geçebildiği boyutlarda olduğu dikkatimizi çekiyor. Geveze Kitap’a görsellik de kazandırılmış. Eli, kolu, kaşı, gözü de var. Kitabın resimlerinden hareket eden çocuklar, Geveze Kitap’ı kendi düş dünyalarına katıyorlar kolayca.

Evet, Geveze Kitap bu kez tatile çıkıyor. Nasıl mı? “Gezgin kitap” oluyor önce. Gezgin kitaplardan biri olarak, yurdun birçok yerindeki insanın eline ulaşıyor; okunduktan sonra herkesin ulaşabileceği bir yere bırakılıyor; elden ele dolaşan bir “öykü karanfili” gibi… Çocuk kitabı olduğu için, onu bulan büyükler en yakınlarındaki çocuklara veriyor okumaları için.

Geveze Kitap’ın çocuk okura hitaben konuşması, çocukların ilgisini biraz daha artırıyor. Önce bir çocuk parkına, salıncağın üzerine bırakılıyor Geveze Kitap. Onu gören çocuklardan biri, şaşkınlıkla kardeşlerine şöyle bağırıyor: “Salıncak’ta kendi kendine sallanan bir kitap vaaaar!” Bu ifade yazarın çocukları ne kadar iyi tanıdığını gösteren küçük kanıtlardan sadece biri… Öykü boyunca böyle naif ve çocuklara özgü pek çok söyleyişin yer alması, kitabın küçük okurlarını da olumlu yönde etkiliyor; kitaptaki çocuk kahramanlara çok yakın hissediyorlar kendilerini.

Ve Geveze Kitap’ın gezginlik serüveni başlıyor. Çandarlı plajlarının kumlarından, denizde bulunan bir şişenin içindeki nota, şişme bir botun içinde dalgalarla savaşırken korsan elbiseli bir adamın görünmesine… birçok olaya tanık oluyor Geveze Kitap. Okuduktan sonra çocuklar onu yol kenarındaki bir kafeye bırakıyorlar. Kitabımız, oradan da başka bir çocuğun elinde Anadolu’daki Ballıhisar köyüne gidiyor; köy yaşantısına yakından tanık olduğu gibi, arkeoloji, tarih ve mitolojiye de yolculuklar yapıyor. Kral Yolu’nun geçtiği bu köyde pek çok arkeolojik kalıntı da yer almaktadır. Geveze Kitap’ın burada da başı dertten kurtulmaz, bir yılan tarafından kapatılan mağarada mahsur kalır. Bu köyden sonra başka yerlere bırakılan Geveze Kitap sonunda kendini İstanbul Büyük Ada’da bulur. Adadaki faytoncunun kitap okumayı sevmeyen, kitabın değerini bilmeyen oğlu, onun sayfalarını koparıp kâğıttan gemiler yapmayı düşünür ama bakalım sonuç nasıl olacaktır? Geveze Kitap, bu haşarı çocukla iletişim kurabilmeyi başaracak mıdır?

Sonrasında, çocukların da olduğu bir fotoğraf gezisine katılarak Trabzon’a, oradan da Diyarbakır’a uzanan Geveze Kitap’ımız, kentleri, insanları, çocukları daha yakından tanır, pek çok serüven yaşar. Bu serüvenler onun sayfalarını yıpratmıştır; ama duyarlı ve onarıcı eller sayesinde yeniden gülümser çocuklara.

Zaman geçer, Geveze Kitap’ın ünü öyle artar ki belgesel filmler içinde bile yer alır; pek çok kişi onu tanır. Peki, bu durum karşısında bizim Geveze Kitap neler düşünür? Mutlu mudur yoksa mutsuz mu? Geveze Kitap’ın ilginç ve heyecan dolu serüvenleri, sayfalarda keşfedilmeyi beklerken, onun dilinden birkaç cümleyle bitirelim sözlerimizi: “Biz kitaplar da sayfalarımızı kuşların kanatları gibi çırparak uçabilseydik keşke. Gökyüzünün kitaplarla dolu olduğunu düşledim bir an. Okumak isteyenin omzuna konup sonra tekrar havalanan renk renk, çeşit çeşit kitaplar geçti gözümün önünden.” Daha fazla ilgi ve merak duyanlar için, web adresini de verelim bu sevimli kitabın: www.gevezekitap.com

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AnkaraAyasofyaDiyarbakırİstanbulKitapKız KulesiÖğretmendizigezgintatlıwebyumurta
Görüş Bildir