Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ceyhun Yılmaz'dan Çok Konuşulacak Röportaj

 > -

Ceyhun Yılmaz İle Röportaj

Ceyhun Yılmaz İle Röportaj

Kısaca biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Tabi, 1976 gününün ekim ayının beşinci günü 21 yaşında bir genç kızın ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. İki kardeşiz, kamyon şoförü bir baba ev evhanımı bir annenin oğlu olarak İstanbul’da dünyaya geldim. Bahçelievler Kazım Karabekir İlköğretim okulu ve Yeşilköy 50. Yıl Lisesi’nin ardından İktisat Fakültesi’nde okumaya çalıştım. Bitiremediğim için daha sonra Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi’nde eğitim gördüm. Yarım bırakıp askere gittim. Özel hayatımdaki kronoloji bu şekilde seyrederken iş hayatımda, 1995 yılında TGRT Spor Servisi’nde Galatasaray muhabiri olarak göreve başladım. Daha sonra müdür yardımcılığı görevine yükseldim, müdür yardımcılığı görevimi ifa ederken, hedeflerim doğrultusunda radyo ve televizyon programcılığını sırası ile yapıp sahneye çıkmak istedim. 1999 yılının Ocak ayının 16. günü radyo programına başladım. Radyo programcılığına başladım, ama hiçbir zaman sadece bir radyo programcısı olarak anılmak istemedim. Bunun beraberinde, bir şeyler yapmam gerekiyordu. Hemen 2000 yılında sahne gösterileri başladı, 2001 yılında televizyon programı başladı, 2002 yılında kitap çıktı. Bu anlattığım her şey, birbirleriyle beraber devam ettiler. Radyoyu, televizyonu ve kitap yazmayı hiç bırakmadım, sahneyi bırakmadım.

Güzel, kolektif bir çalışma olmuş.

Evet. 2002 yılının mayıs ayının 24. günü, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çağrısı üzerine vatani görevimi yerine getirmek için askere gittim. Döndüğümde, bahsettiğim şeyleri tekrar etmeye başladım. Yine kitap çıktı, yine sahne gösterileri oldu, televizyon programı bu sefer TRT’de devam etti. Ardından Cine-5’te 165 program yaptık, daha sonra yine TRT’de cumartesi geceleri iki buçuk yıl boyunca Sayısal Gece’yi sundum. Son iki yıldır da Lig TV’deki programımız devam ediyor. Radyo Best FM’de o da devam ediyor, sahne gösterimlerimiz 1000’in üzerinde oldu. Kitap için konuşmak gerekirse, 5. Kitabımız çıkıyor. 2013 yılının ocak ya da şubat ayında Parantez Yayınevleri’nden, ‘Seni Sevmeyi Özledim, Seni Özlemeyi Sevmedim’ isimli kitap çıkacak. Bunun yanı sıra, eğitim hayatımda öğretim görevlisi olarak devam etmeye başladım. Başkent İletişim ile başlayan bu ‘Medya ve İletişim’ konulu derslerim Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Aydın Üniversitesi Medya ve İletişim öğrencileri ile devam etti. Halihazırda Akademi 35 Buçuk’ta ve bu saydığım saygım öğretim kurumlarında akademik hayatıma devam ediyorum. Kitap yazmak da, hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim bir şey oldu ve medya iletişiminin internet kısmı başladı 2009 yılının ekim ayında, ve insanlara yeni bir iletişim şekli sunacağım. Önümüzdeki günlerde, haftalarda veya aylarda mutlaka radyonun, televizyonun, gazetenin, derginin içinde bulunduğu, tek bir hat şeklinde olan Full Online adını verdiğimiz bir projemizi başlatacağız. Kısaca böyle işlerle uğraşan, 36 yaşında bir erkek çocuğuyum.

Gayet güzel. Üniversiteyi bırakarak mı spor muhabirliğine geçiş yaptınız, yoksa?

Yok, onların hepsi beraberdi. Üniversiteyi bırakarak askere gittim. Spor muhabirliği 98 yılına kadardı, ondan sonra radyo yayıncılığına başladım. Çünkü müdür yardımcılığı ya da haber muhabirliği, benim yapabileceğim bir iş değil. Bir kuyumcunun yanında çırak olarak vakit geçiriyor olarak gördüm oralarda. Ama o günlerdeki tecrübelerim ve ilişkilerim, bugünlerde bana çok büyük bir imkan sağlıyor. Günün futbol sohbetinin yapıldığı bir talk show sunuyorum şu anda, ve bütün hatıralarım birdenbire bana altın hazine olarak geri döndü. O yüzden, bizi izleyen, bunu takip eden genç kardeşlerime, yaşadıkları gündeki isyanlarında bunu da akıllarında tutmalarını tavsiye ederim. Bugün size gereksiz olarak gelen bir şey, yarın çok büyük bir hazine olarak geri dönebilir.

Güzel hatırlatma, radyo programınız var, şiir kitaplarınız var, televizyon programınız var, bunun yanında dizi ve filmlerde rol almışlığınız var..

Evet, o hobi olarak yaptığımız bir şey.

Yani bunların hepsi ile uğraşan bir isimsizin, kendinizi tam anlamıyla nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben bir komedyenim aslında. Bütün hareketlerim bir komedyen refleksi gösterir. Beni radyoda dinleyen, televizyondaki sohbetime şahit olan herkes komedyen ruhlu olduğumu anlayabilir herhalde. Komedyenin ilkesi kahkahadır. Ben televizyonda da radyoda da komedyen gibi davranıyorum. Mesleğim sorulduğunda da komedyenim diyorum. Televizyoncu, sahneci, radyocu gibi anılmaktan da hoşlanmıyorum.

Komedyensiniz ama, şiir kitaplarınız bir çelişki oluşturmuyor mu?

Peki sence ilk miyim ben bunda? Yılmaz Erdoğan, komedyen ve şiir kitapları var. Aziz Nesin, şiirleri vardır, mizah yazarıdır. Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat, Melih Cevdet.. Dünyadaki tüm edebiyatçıların komiktir. Zaten mizahla şiir, çok ayrı uçtalar gibi algılansa da, bir bütünün iki yarısıdır. Bir gün dediğimizde güneş mi akla gelir? Gecesi yok mu? Geceyle gündüz bir günü tamamlamaz mı? Birisine gündüz diyelim, diğerine gece. Ve bir gün ancak ikisiyle bütün olur.

Komedyenliğinizin yanı sıra, şiirlerinizin barındırdığı derin duygular var..

Bunun sebebini açıklayayım, çok ukalalık da yapmadan. İzleyenlerin de bilgi paylaşımı olarak algılamasını rica ediyorum. Şiir metaforik duygu anlatımıdır. Bir duyguyu başka bir duyguyla ifade etme sanatıdır. Mesela, ‘Kumdan ekmekler yaptım kendime / Dalga sesi sürdüler ekmeğime’. Bir ekmeğe bir şey sürmenin hareketinin aynısı, bir dalganın kuma gidip gelmesi ile metaforik olarak birleştiriliyor ve şiir olarak dönüyor. ‘ Kumdan ekmekler yaptım kendime / Dalga sesi sürdüler ekmeğime / Olmadı, sensiz uyanmamak için / Bu gece de uyunmadı ’. Bu bir şiir, şairsel bir ifade ile o metaforun duygusundan. Şimdi gelelim mizaha. Cem Yılmaz’ın hepimizin bildiği bir esprisi vardır, ‘Robocop polis olsa’ nedir polis, dızzzt üfleyin. Nedir, Robocop’un hareketi belli trafik polisinin hareketi belli. Al sana metaforun aynısı. İstersen bunu kahkaha sonuçlu kurgulayabilirsin, istersen edebi olarak da anlatabilisin. Bu da retorik kabiliyeti olan, yani anlatım kabiliyeti olan sanatçının elinde olan bir şey. Kısa zamanda çok büyük şeyler öğrendik şu an…(kahkahalar)

Evet.. İyi ki bu röportajı gerçekleştirdik sizi daha iyi tanımış olduk.. Komedyen? Şair?..

Şair biraz bana harici sıfat gibi geliyor bana. Ben hayatımda hiç kendime şair demedim. Demeyeceğim de. Bence, bana şair demesi gereken kişiler olabilir ama bunu şu an benim söylemem çok saçma. Ona edebiyat tarihçileri karar versin inşallah.

En sevdiğiniz şairler kimler?

Orhan Veli Kanık’la başladı benim edebiyat yolculuğum sonra Sunay Akın’la çok büyük bir devrim yaşadı. Ama Nazım Hikmet gibi çok büyük bir dünya şairine sahip olmamız beni çok mutlu etti. Türkiye’de çok büyük şairler var. İdeolojik görüşler ile bir birlerine vur durulmaya da çalışılıyorlar. Buda beni çok rahatsız ediyor. Bu ülke Necip Fazıl’ı da Nazım Hikmet’i de aynı kalpte taşıyabilmeli. Bu kadarını beceriyor olmalıyız.

Baktığımda, karşımda çok duyarlı bir insan görüyorum. İnsanları güldürüyorsunuz, bunun yanında bir şeyler öğretiyorsunuz. Şiir kitaplarınızı araştırdım, hepsinin geliri yardım kuruluşlarına aktarılıyor. Bunu insanlara bir borç mu biliyorsunuz, yoksa olması gereken bu mu?

Teşekkür ederim. Ben bu konuda pek uzun konuşmuyorum. Asıl istediğim senin gibi kardeşlerimizin kendi bulmaları bunu. Daha güzel bir algı oluyor, o anı daha çok seviyorum. Bir yaptığım yardımları benden değil de, kendi öğrendiği anı seviyorum. Bundan dolayı, bu konuda kısa konuşacağım. Öncelikle, buna 21 yaşımda karar verdim. 21 yaşımda bir röportajımda, bütün şiir kitaplarımın gelirlerinin yardım kuruluşlarına gideceğini söyledim. Bu yardım kuruluşlarının temel alanı da şöyle; çocuk, eğitim, sağlık. O yüzden, LÖSEV gibi, Türk Böbrek Vakfı gibi, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı gibi kuruluşlarla devam etti. Bunların bir iyilik olarak algılanmasından hoşlanmıyorum. Bu herkes tarafından normal bir davranış kabul edilene kadar da mücadeleme devam edeceğim. Ne zaman ki bu iyilik değil de normal bir şey gibi algılanır, o zaman kendimi bir şey başarmış sayarım. Biz hepimiz mutlu olmak için, geceleri başımızı yastığa koyduğumuzda ‘aferin bana be, iyi ki gelmişim bu dünyaya’ diyebilmek için yaşıyoruz. He, öndeki arabanın önüne geçip tek park yerini ondan önce almak da birilerini mutlu edebilir, o da öyle yaşasın. Ama sakın iyi bir insanmış gibi davranmasın. Bizim vergi sistemimiz vardır, devlet kazancımızdan vergi alır. Vergi kutsaldır, ben bu mecburiyetin gönülden olan kısmını yaptığımı düşünüyorum aynı zamanda. Yani, vicdanen bir vergimiz var, o da ihtiyacı olanlara yardım etmek, onlarla bir şeyleri paylaşmak,bu da çok normal bir hareket olarak algılanmalı. Ben 21 yaşımda, 250 TL ile askere giderken o kitabı bırakmışsam ben, bundan sonra zaten hayli hayli bırakırım. Bırakıcam da.

Herkes bu davranışları doğal olarak ifa etmeye başlayınca bir algı oluşacak..

Evet, daha iyi doyuyorsun. Her anlamda doymaktan bahsediyorum yani, o doygunluk kadar güzel bir duygu yok. Sizin şu anda, bunları yaptığım için bana değişen bakışlarınızı görmek kadar güzel bir şey yok. Benim kötü bir adam olduğuma ilişkin de çok şey duyacaklar, çünkü başardıkça kötüleyecekler. Ama kötüleyenlerin malzemesi kalmıyor dönüp baktığımızda.. Şimdi internette tabela asıyoruz mesela, her tabela, bir firma tarafından katılanlar adına yardım kuruluşlarına bağışta bulunmasıyla sonuçlanacak. Bunun için şimdi ‘vay herife bak, yaptığı şeyleri bıdı bıdı falan’ söylemek isteyenler olunca, dönüp bakacaklar 36 yaşında bir adamın bu hareketini, aynısını 15 sene önce var olduğunu görecekler. O zaman, istemeseler dahi o taraftan buraya yürümek zorunda kalacaklar.

Bunların dışında, sosyal medyayı da aktif bir biçimde kullanıyorsunuz. Bu bahsettiğimiz tabela projesi de sosyal medya üzerinden geliştirdiğiniz bir çalışma.. Sosyal medya işinizin bir parçası mı, yoksa kitlelere ulaşmak için en kısa yol mu?

Sosyal medya, tanım olarak çok karışık ve tanımlanmaya çok fazla ihtiyaç duyan bir alan. Sosyal medya, sizin aldığınız haftalık, aylık dergilerden, izlediğiniz televizyon dizilerinden ya da radyo yayınından bir farkı yok. Sadece bunun yeni ve dijital hali. Biz de yayıncılığıın gereği olarak, algılanışı takip edebilmektir. Biz bu algılanışı takip etmek için, 12 yılda 300 üniversite gezdik. Yine gezmeye devam edeceğiz ama artık daha büyük bir veri var elimizde. O da kurum olarak orayı görmek, ben gece 2′den sonra hiç yazmadım oraya, sabah 10′dan önce de yazmadım. Kimseyle karşılıklı da konuşmadım, fingirdemedim yani orda. Orada bir yayın yapıldı, dönüp baktıklarında, bir yayın kuruluşunun prensipleriyle yaptığı bir yayın görecekler. Nasıl kullandığımın da cevabı, birkaç günlük takiple anlaşılabilir.

İnsanların size olan sevgisi nereden geliyor?

Bence sevginin tüm temeli saygıdır. İnsanlar, kendilerine saygı duyduklarını hissedince severler. Ben insanlara saygı duyuyorum. Hakaret içermeyen her şeye tek tek cevap veriyorum, binlerce mesaj cevapladığım oluyor bir günde. Bu emeği görünce tabi karşılıklı bir sevgi oluyor tabi. Ben bana hakaret edenlere bile “canın sağolsun” diyebiliyorum. O da bir gün anlayacak hislerini bu kelimeler olmadan ifade edebileceğini. Benim amacım bunu anlatmak.

Sosyal medya ile normal medya arasında bir fark yok dediniz. Bence var, sansür.. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Fark yok demedim, fark yok derken iletişim aracı olma işlevselliğinden bahsettim, ikisi de bir iletişim aracı. Bunu böyle gördüğümü söylemek istedim. Sansüre gelince, insanın kendi sansürü var zaten. Mesela ben küfürlü bir şey yazmıyorum, retweet etmiyorum. Veya bir grubun ya da kişinin incinebileceği cümleler kurmuyorum, kuranlara izin vermiyorum. Fenerbahçe ile ilgili, Alevilik ile ilgili, Müslümanlık ile ilgili, Hıristiyanlık ile ilgili, Atatürk ile ilgili ucunda hakaret, saygısızlık olan bir şeyin yayılmasına izin vermiyorum. Bu saygı ve toplumsal bilinç ile kullanıyoruz orayı. Bütün arkadaşlarımızın böyle kullanması gerekmiyor tabi orayı.. Şunu ayıracaklar, ben bir kurumum. O bir kişi. Elbette ki Fenerbahçe ile ilgili yazacak, elbette ki Atatürk’le ilgili yazacak.. Ama ben, onun ne yazdığını inceleyip ona göre yorumumu yapacağım.

Ama şöyle bir durum var, pırıltılı dünyanın ünlüleri, işte insanlar sosyal medya vesilesiyle artık daha kolay ulaşabiliyorlar onlara..

Evet, bazılarının ne kadar boş şeyler ile uğraştığını görüyorlar, bazılarını iyi ki seviyoruz diyorlar.. Turnusol kağıdı diyorum ben buna. Artık sosyal medyanın ünlüleri turnusol kağıdıdır. Mesela bir ünlü, bir arkadaşımız. X bir kişi, sosyal medyaya gelince aslında o kadar da ünlü olmadığını anlıyoruz çünkü takipçi sayısı belli bir sayıda kalıyor, alaka görmüyor veya X bir kişinin ne kadar takip edilesi bir insan olduğunu anlıyoruz. Bu önemli bir turnusol kağıdı refleksidir.

İnternet ortamında insanların tutumu ne kadar samimi?

İnternet gibi ortamda samimiyet aramak ne kadar doğru. O samimiyeti neden dostluk, akrabalık ilişkilerimizdeki samimiyeti tanımadığımız insanlardan bekliyoruz. Şunu unutmayalım herkes algılanmak istediği gibi gösteriyor kendini. Olduğu gibi değil. Bizim görevimizde algılanmak istediği gibi gösteren insanların bilincinde gerçeği anlamaya çalışmak. Sen o kızın profil fotoğrafına bakarak aşık oluyorsan o senin aşık olma gücünle ilgili bir şeydir. Bunu herhangi bir şekilde sana baktı diye çıkmak yanlış. İlk kandırılan adam böyle düşünürse gerçekten uzaklaşırız. Bizim için önemli olan genel algıyı yani genel insan hareketini, sosyolojik olarak insan davranışını keşfetmektir. İnsanlar eklektik tavır denen psikolojide çok önemli bir tavırdır, eklektizm ile yaşarlar. Yani bir bütünün lazım olan parçalarını ayırıp onlardan ayrı bir bütün oluşturmak. Bu hem gerçeklikte yanlış değildir ama eksiktir. Çok sinirli olan bir hanımefendi veya adam, çok olayları gülücükle karşılayan bir tip gibi tanıtabilir kendini. Ee bu pastanede ilk buluşmada da oluyordu zaten yeni bir şey değil ki. İnsansal duygularını internette arayanlar elbet yanlış yapacaktır. İnternette samimiyet aramak hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir.

Sözlükleri takip ediyor musunuz?

Sözlüklerin takip edilmesi gerektiğine inanıyoum. Ama takip edemiyorum. Vaktimi sadece Twitter’a ayırıyorum. Onun dışında okuyorum. Ben anlatan birisi olarak okumam lazım. İlk şartım anlamak, başarım ve hediyem de anlaşılmak. O yüzden sözlükleri okumakta bununla ilgili bir aktivite olabilir ama şuanda daha çok dil bilgisi kitapları ve dünya tarihi kitapları okuyorum. Mesleğimi bire bir ilgilendiriyor. Ama ilerde sözlüklerle daha çok ilgilenicem hatta ekşi sözlüğün yazarıyım da ama yazar olarakta çok büyük bir aktivite sağlayamıyorum.

Sosyal medyada gizlilik ve ifşa?

Ben zaten bunla ilgili olarak hayatımızda olan kuralların aynı şekilde yansıtılmasının taraftarıyım. Yeni yeni kurallar çıkartmaya gerek yok. Zaten yayıncılığın ilkeleri vardır. İnsanlar internette birbirine çok kolay hakaret edebiliyorlar. Normalde yüzüne söylemeyeceği şeyleri internette söylüyor. Eleştirmek illa ki hakaret etmek değildir. Eleştiriler kimi zaman doğru yolu da gösterir. Sezen Aksu dünyanın en iyi insanı olmak zorunda değil. Onun şarkılarını seviyoruz diye o en mükemmel olmak zorunda değil. Onu insanlar mesleğini yapış tarzından dolayı seviyorlar. Biri bana hakaret etse ne olur ki, bu benim mesleği yapış tarzımı sevmiyor diye algılarım. Karakterimin üstüne alınmam. Bizde linç kültürü diye bir şey vardır. Geçmişten bu yana vardır bu. Bizim inancımızda bile vardır, şeytan taşlama. Bir sanatçı arkadaşımızın türbanla ilgili bir sözü yanlış anlaşıldı. Linç edilmeye çalışıldı. Aynı fikirde olmadığımız herkesi linç etmeye çalışırsak adam kalmaz memlekette. Bu linç kültürü hemen herkese uygulanmaya çalışılır.

Facebook gizli mesajları yayınladı?

Kişi önce kendinden sorumludur. Facebook gibi bir portalda gizli olmasını istediğin neyi paylaşabilirsin ki. Otokontrollerini insan devreye sokmalı. Bunu sen ortaya koyarsan başkasını suçlu görmen saçma olur.

Sosyal medya hayatımızda ne kadar gider?

Telefon ne kadar gittiyse o kadar gider. Twitter, cep telefonu, ev telefonu arada bir fax makinası var.. Bu mağaraya hayvan remsi çizen insana kadar gider bu. İnsanoğlu anlamaya ve anlatmaya ihtiyaç duymuştur. İnsan oğlu sahip olduğu bir fikri yaymakla ilgili bir hırsı vardır, açlığı vardır bu da böyle devam edecektir. Sosyal medya gelişecek ama bitmeyecek. Teknolojik gelişmeler bekliyorum. Mesela taktığımız gözlük bir sosyal medya, telefon, televizyon gibi hale gelecek diye düşünüyorum.

Ceyhun Yılmaz’la Soru-Cevap

En beğendiğiniz meslektaşınız?

Cem Yılmaz

Hangi takımlısınız?

Galatasaray. Ben Galatasaray’ı ailem gibi severim. Ama bu diğer takımlardan nefret ettiğim anlamına da gelmez

Türk futbolunun en efsane ismi?

Metin Oktay

Milli takımda beğendiğiniz en iyi futbolcu?

Selçuk İnan. Onun Arda Turan

Milli Takım finallere kalabilecek mi?

Milli takım önce hocasını sert eleştirmekten başka bir algıya gelsin de ondan sonra başarısını düşünelim.

Bu sene şampiyon kim olur?

Ben her senenin şampiyonunu Galatasaray olarak görüyorum.

En Beğendiğiniz Filmler?

Geleceğe Dönüş ve Star Wars

En Beğendiğiniz Aktörler?

Robert De Niro, Al pacino ve Altan Gördüm

En Beğendiğiniz Aktristler?

Natalie Portman ve Nehir Erdoğan

En Beğendiğiniz Erkek Sanatçı?

Red Hot Chili Peppers ve Oğuzhan Uğur

En Beğendiğiniz Kadın Sanatçı?

Avril Lavigne ve Şebnem Ferah

Aşk mı? Gurur mu?

Gurur

Gitmek mi? Kalmak mı?

Giden gidiyor, kalmak daha zor.

En Pişmanlık Duyduğunuz Olay?

Okumaya daha erken başlamak isterdim bir şeyler yapmaya.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AltınArda TuranAydınCem YılmazFacebookFenerbahçeFenerbahçe Spor KulübüGalatasaray Spor KulübüİstanbulKitapMarmara ÜniversitesiMilli TakımPolisŞebnem FerahSezen AksuShow tvSosyal MedyaStar WarsTRTTürk Silahlı KuvvetleriTwitterYılmaz Erdoğanaşkcep telefonudil bilgisidizifutbololaytrtvergi
Görüş Bildir