Çetin: "Aykut'a Haksızlık Yapmışım"

-

Çetin: "Aykut'a Haksızlık Yapmışım"

Çetin: "Aykut'a Haksızlık Yapmışım"

Fenerbahçe ve Türk futbolunun efsane ismi Oğuz Çetin, Eurosport.com Türkiye Haber Müdürü Çağrı Develioğlu'nun sorularını yanıtladı

Daha önce herhangi bir İmparator size kahve ikram etti mi? Herhalde şanslı olacağım ki ben bu hafta bir imparatorla tanıştım. Futbolcu yaşamında da hayli mütevazi olan ve Fenerbahçe taraftarının bu ‘lakabı’ uygun gördüğü efsane konuştuğumuz gün de o günlerden bir şey yitirmediğini gösterdi. Evinin bahçesine geçtiğimizde ilk sorduğu soru şuydu: “Ne içersiniz? Kahve uyar mı?”

Fenerbahçe’nin efsane kadrosunun imparatoru Oğuz Çetin, Eurosport Türkiye Haber Müdürü Çağrı Develioğlu’nun sorularını yanıtladı. Hayli keyifli geçen sohbette, futbolculuk günlerinden, antrenörlük kariyerine; Fenerbahçe’den Türk futboluna dair her soruya samimiyetle yanıt verdi.

Fenerbahçe’yle başlayalım hocam. Sizce Ersun Yanal başarılı olabilir mi?

Öncelikle Fenerbahçe’nin futbol dışı yaşadığı bu büyük sorunlar, camiayı çok olumsuz etkiledi. Fenerbahçe’nin kadro yapısına bakıldığında, şampiyonluğu kaçırması hayli zor gibi görünüyordu. Ama çok büyük sorunlarla uğraşıldı. Bu oyuncuya, teknik kadroya, taraftara da yansıyor. Ancak iki senedir şampiyonluğu kaçıran bir takım görüyoruz. Bu sene de şampiyonluğu sarı kırmızılılara kaptırdığı taktirde, dördüncü yıldızı rakibinin üstünde göreceği için Fenerbahçe açısından hayli zorlu bir seneye giriliyor.

Özellikle UEFA ve CAS sürecinden dolayı her ne kadar Fenerbahçe antrenör arayışında olmuş olsa da, bunu başaramadı ve Ersun Hoca’yla anlaştı. Ersun Hoca’nın handikaplarından en büyüğü 1 aylık bir süre boyunca bekletilmiş olması. Yabancı antrenör bulunamadığı için Ersun Hoca’yla imza atılmış olması. Ersun Hoca’yı spor kamuoyunda, camiada aslında biraz küçültmüş oldular bu imzalama şekliyle.

Peki kadro açısından neler söylersiniz?

Onun dışında kadro olarak Fenerbahçe önemli bir kadroya sahip. Özellikle Emenike transferi ile birlikte daha da güçlendiler. Ama her kulüpte her teknik direktörün en büyük sorunu yabancı sınırlaması konusundaki 6+0+4 kuralı. Bu bütün teknik adamları da olduğu gibi Ersun Hoca’yı da hayli zorlayacak. Bu kadar zengin bir kadro varken, sadece 6’sını oynatabilmek, var olan 10 tane yabancı oyuncunun motivasyonunu nasıl etkileyecek, bu oyuncuları nasıl elinde tutabilecek? Onların bu durumu kabullenmesi, yeri geldiği zaman bu kuraldan dolayı tribüne çıkmaları gerektiğini iyi anlatıp, onları bu konuda daha hoşgörülü hale getirmesi çok zor olacak, çok zor. Sow – Emenike ikilisi oynayacak, ikisinden biri çıkarsa, biri forvet mevkisine kayacak.

Konuşurken aslında Ersun Hoca’nın icraatlerinden yola çıkıyoruz. Bunlar daha çok Anadolu takımlarında yaptığı icraatleriydi. Büyük takımda olmak çok daha farklı. Yıldız oyuncularla birlikte olmak, onların egolarıyla uğraşmak kolay değil. Onların altında kalmaması gerekir. Ancak görünen şu ki, özellikle oynanan maçlardan sonra; hocanın bir takım sıkıntıları var. Daha tecrübeli ve isim olmuş oyunculara yönelik hamleleri sıkıntılı oluyor. Bu yüzden ilk olarak genç oyunculara yöneliyor. Bununla birlikte Cristian’ın üstüne gidiyor. Cristian da yedek kaldığı zaman, oyundan alındığı zaman mutsuz tavırlarını çok kolay gösterebiliyor. Bu oyuncuları nasıl motive edecek, nasıl altında kalmayacak…

Emre’yi kenarda oturtabilecek mi? Dolayısıyla bu konular çok önemli. İkincisi de bu konuya bağlı olarak oynanan futbola bakıyorum. Orta saha dizilişi tek ön libero, onun önünde iki orta saha oynuyor. Bunu oynayabilirsiniz. Ama ne oynarsan oyna, oynadığın sistemin gerektirdiği oyuncuları ilk 11’e koymak gerekiyor. Tek ön libero oynandığı zaman Emre önde oynuyor. Ancak Emre’nin hem yaşı, hem oyun stili, şu anki fiziksel özellikleri orada verimli olmasını engelliyor. Çünkü öndeki iki oyuncunun koşu kalitesinin çok iyi olması gerekiyor. Ama böyle bir şablon seçip, Emre’yi kesemiyorsun, ilk söylediğim probleme geri dönüyoruz. Yine de kadro çok zengin, anahtar kelime motivasyon.

Cristian’a da gelecek olursak… Kendisini beğeniyor musunuz? Stilini kendinize benzetiyor musunuz?

Cristian çok özel bir oyuncu. Yeter ki motivasyonu yüksek olsun. Hem savunma yapabilen, hem de topu hücuma taşıyabilen, gol pozisyonu hazırlayabilen bir isim. Oyunda etkin olabilen bir oyuncu. Faydalı bir oyuncu. Yeter ki motivasyonu yüksek olsun. Stillerimiz farklı. Ben Fenerbahçe için oynarken takım için sahadaydım. Hep takımı düşünerek oynardım. Yani bireysel yeteneğimden dolayı asistlerimi yapardım. Benzer bazı özelliklerimiz olsa da, en büyük farkımız kişiliğimiz. Ben Fenerbahçe için vardım, Cristian gibi oyuncular kendileri için varlar. O yüzden sürekli düşmeler, yükselmeler oluyor. Onlar hep kendilerine isterler, oynamak isterler. Bugünün en önemli sorunu, yerli veya yabancı, artık kulüplerle oyuncular arasında o aidiyet duygusunun kaybolmuş olması.

Peki Fenerbahçe takımında bunu gördüğünüz bir futbolcu var mı?

Yok. Yani şu şekilde yok, bizim dönemle birlikte Türkiye’de çok şey değişti. Ahlaki değerler değişti. Oyuncu profili değişti. Bizden önceki nesil futbolu meslek olarak görmüyordu. Biz futbolun mesleğe geçişini sağlayan nesiliz. Bunun önderlerinden biri de benim. Biz profesyonelliğe iş ahlakını getirdik. Tamamen futbola yönelik yaşadık. Para önemliydi ancak bizim için asıl önemli olan duygulardı. Biz takım için vardık. Şimdiyse tam profesyonellikten bahsediliyor. Tabii ki profesyonel olmalısın. Ancak bu kulübüne karşı aidiyet duygusu duymayacağın anlamına gelmiyor. Ama değişen Türkiye’de her şey maddi olarak algılandığı için, para konusunda yüzde yüz profesyonel futbolcular, ancak duygusal yönde çok geride kaldılar. Bizim nesille birlikte taraftar-oyuncu bağı bitti. Fenerbahçeli taraftarlar kendini bağdaştıracak oyuncu bulamıyor. Başarılarından dolayı Gökhan’a karşı büyük bir sevgi var ama bizim dönemdeki gibi o bağ yok. Kaldı ki son 10 senede en önemli bağ Alex’tir. O da bir yabancı.

Yabancıların tutumları elbette farklı olabilir. Alex farklıydı. Her zaman saygılıydı. Sadece ayrılma döneminde egosu ön plana çıktı. Yoksa Alex gerçekten çok faydalı oldu ve sevildi.

Futbol oynadığınız dönemde hiç kırmızı kart görmediniz. Bu neden kaynaklandı sizce, savunma yapmadığınız için mi yoksa…

Hayır, bu akılla ilgili. Ben niye kırmızı kart göreyim. Tabii ki futbolun içinde hiç beklenmedik bir hareket yapmak zorunda kalırsın ve kırmızı kart görebilirsin. Futbol kafayla oynanan bir oyun, ben de öyle oynardım. Kendimi o tarz durumlara düşürmezdim. Hatta Fenerbahçe’de oynadığım bir dönem sarı kart da görmüyordum. Bu da “İkili mücadelelere girmiyorsun” anlamında basında kullanılmaya başlandı. Osieck döneminde fizik gücümü daha da arttırarak, sadece oyunu çözen kişiden ziyade, mücadeleye daha fazla giren kişi oldum ve isteyerek de sarı kart gördüm, öyle psikolojiler de yaşadık. Akıllı olmak Türkiye’de insanı zor duruma düşürebiliyor.

Bir de o dönemde Tanju’ya pas atmıyor diye eleştiriliyordunuz.

Anlatayım onu. 88’de Fener’e geldik. Yanılmıyorsam Tanju da 3 sezon sonra geldi. Tanju’yla 1.5 yıl Fenerbahçe’de birlikte oynadık. Aykut ile ise 4.5 yıl oynamıştık. Ben 3 yıl içinde Aykut’a 19 tane asist yapmışım. Bir de benim asistlerimi biliyorsunuz. Sadece gol yapması kalırdı forvete. Yani önüne düştü mü dokunması yeterdi. Ben Aykut’a büyük haksızlık yapmışım. 3.5 yılda ‘Al gol at’ tarzında 19 asist yapmışım, Tanju’ya 1.5 yılda 22 tane yapmışım.

Ama ne mutlu bana ki, o kadar kısa süre içinde gol kralı yaptık Tanju’yu.

Tanju’nun Fenerbahçe’ye gelmesini istediniz mi?

Bizim haberimiz yoktu zaten. Yani haksızlık yapmamak lazım. Türk futbol tarihinin en önemli golcüler kim desen Aykut, Tanju, Cemil Turan, Metin Oktay… Yani 3-5 tane isim sayarsın. Onun futbolculuk yetenekleri üst düzeydeydi. Öyle bir oyuncunun takımda olması çok faydalı bir şeydi. Ancak transfer yaparken yetenek transferi yapmamak lazım. Kültür, kişilik transferi daha ön planda olmalı.

Sizin Galatasaray daha çok para vermesine rağmen Fenerbahçeli olduğunuz için tercihinizi bu yönde kullandığınızı biliyoruz. Buradan yola çıkarak Tanju’yu istemediğinizi düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

Tabii ki. Geldiğin zaman sorun yaratan değil, çözüm üreten olmalısın. Tanju gibi oyuncular, spor kamuoyunda çok popüler oldukları için bu şekle bürünebiliyor. Eğer altyapınız da biraz zayıfsa o zaman daha da farklı oluyor. Onun için takımın bir takım zorluklar yaşamasının sebebi de o transfer olmuştur.

En beğendiğiniz oyuncular kimlerdi peki?

Şimdi mevkiye göre konuşmak lazım. Herkesin farklı özellikleri var. Santraforla stoperi kıyaslamamak lazım. Mesela Aykut çok kıvraktı, inanılmaz bir tekniği vardı. Onun normal bir golü yoktur, acaip goller atardı. Benim en çok mutlu olduğum iki kişi Aykut ve Rıdvan’dır. Çünkü benim paslarımı değerlendirebilecek en iyi oyuncular onlardı. Aykut’u ayrı bir yere koymak lazım. Rıdvan’a gelecek olursak. Kimse hikaye okumasın. Şu anda dünyada Messi neyse, Rıdvan da oydu. Onun hızlanması ve anında durabilmesi inanılmaz bir şeydi. O da müthiş asistler yapardı. Müthiş bir oyuncuydu. Orta sahalarda, bizim dönemde Şifo vardı, Tugay vardı. Ben onlardan farklıydım. Ben gerçek futbol oynardım. Ben ıvır zıvırla uğraşmazdım. O yüzden ben onlardan farklıydım. Aslında Sergen, Tugay, Şifo Mehmet çok önemli futbolcular. Sekiz yıl Fenerbahçe’de oynadım, 6 tane gol kralı çıkarttık. Ben yaptım demiyorum. Ama benim de katkım çok fazlaydı.

Şu anda Sow sizinle oynasa ne olur?

Çok farklı olur. Mesela Selçuk İnan’ın Burak’la oynaması gibi. Burak da futbolu öğrendi. Ne zaman nereye koşacağını çok iyi biliyor. Koşu kalitesi olan oyuncularla oynasam, her zaman istedikleri pasları verebilirdim.

Peki oğlunuzun adına gelirsek. Neden Bartu?

Biz ailecek Fenerliyiz. Babam eski bir futbolcu, Can Abi’ye olan sevgisinden dolayı Can koymuş. Bartu da Oğuz’la aynı anlama geliyor. Aynı zaman da Can Bartu’ya olan sevgimizi ifade etme biçimi. Her ne kadar Can Abi bize sallasa da, yazsa da. Can Abi’yi seviyoruz.

Ali Şen konusuna gelelim mi?

Ali Şen Fenerbahçe’nin şu anki başkanı olsa sosyal açıdan çok farklı olur. Tabii Aziz Yıldırım ekonomik açıdan Fenerbahçe’ye kimsenin yapmadığı, yapamadığı şeyleri sağladı. Ali Şen Fenerbahçe’ye ekonomik olarak büyük bir katkı yapmadı ama, sosyal olarak ilişkileri çok iyiydi.

Ali Şen ile hâlâ görüşüyor musunuz?

Öyle sık görüşmüyoruz.

Kırgın mısınız? Arada mesafe var mı?

Yok, öyle bir şey yok. Büyüdük artık. Ben takımdan ayrıldıktan sonra 7 sene görüşmemiştik. Evde oturuyordum. Özel numaradan biri arıyor. Ali Şen’i bilirsin. “Kralım, kaptanım” diyor, beni de konuşturmuyor. “ Bil bakalım neredeyim” dedi. “Nerdesiniz” dedim. Danimarka’daymış. Uche, Högh, Nielsen varmış. Başkan üçüne de sormuş. “Fenerbahçe’de en çok kimi sevdiniz, kimi hatırlıyorsunuz” diye. Onlar da hep bir ağızdan Oğuz deyince beni aramak istemiş. Ondan sonra denk geldiğimiz yerlerde çok normal bir şekilde görüşüyoruz.

İstanbulspor’da oynarken Fenerbahçe maçında çok duygulanmış, ısınmaya çıkmak istememiştiniz değil mi?

Stadyum inanılmaz kalabalık. Muazzam bir ilgi var. Stat ağzına kadar dolu. Dışarıda binlerce kişi kalmış. Bizim otobüs geç kaldı. Dedim ki, “Ben çıkamayacağım ısınmaya. Maçta görüşürüz” dedim. Aykut zaten sakattı. Sonra takım halinde çıktığımızda yer gök inledi. Yani benim için gelmişlerdi. Bir futbolcunun yaşayabileceği en güzel günlerden biriydi. Çok büyük destek verdiler.

Takımına en bağlı taraftar sizce hangisi peki?

"Babam Almanya’dan buraya gelirken, “Oğlum gün gelecek sen Fenerbahçe’de de, Milli Takım’da da oynayacak, hatta iki takımda da kaptan olacaksın” demişti. Ben de ne diyor bu yahu diye içimden geçirmiştim."

Şu anda Milli Takım’ın durumunu nasıl görüyorsunuz. Siz de yardımcı olarak görev aldığınız dönemde çok eleştirildiniz. Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?

Bunu duyunca içimden gülmek geliyor. Çünkü trajikomik bir durum var. Hiddink döneminde özellikle, bizler 3 Temmuz Olayı’nın sezonun milli takımlardan sonra açıldığı. Futbolcuların futbol oynamayı düşünmediği bir dönemde play-off oynamayı garantileyen. Ama maalesef rakip de Hırvatistan olunca, kötü bir futbol sergileyerek elenen ancak grupta ikinci olarak başarılı olduğumuz bir grafik çizdik. O dönemdeki en büyük başarısızlığımız Azerbaycan’a deplasmanda yenilmek oldu. Çünkü o 3 puan bizi play-off’ta 1. torbaya koyacaktı. Ancak genele baktığımızda o acımasız eleştirilere rağmen başarılı bir dönem geçirdik. Oradan bu döneme geldiğimizde Milli Takımı FIFA sıralamasında 26. Olarak teslim ettiğimizi görürken, şu anda 58. Sıradayız. Konuşulacak fazla bir şey yok. Ama eğer varsa, Milli Takım’a hizmet vermiş Terim, Denizli, Güneş, ben acaip şekilde yıpratıcı eleştiriler alırken; Milli Takımın dip yaptığı bu dönemde bunların konuşulmaması, irdelenmemesi garibime gitmiyor değil.

Türk futbolunda istikrar sorunu var. Verilen her karar anlık kararlar oluyor. Buna rağmen bu takımın bir potansiyeli var. Bunu da maksimum şekilde kullanmamız gerekiyor. Kurumsallaşmadığımız ve kurumsal hafızaya değer vermediğimiz için bu sorunlar ortaya çıkıyor. Ben kendimden örnek vereyim. 4.5 yıl Fatih Terim’le çalıştım, sonra 2.5 yıl Hiddink’le çalıştım. 7 yıla yakın bir süre Milli Takım’a hizmet ettim. 7 yıllık kurumsal hafızayı taşıyan bendim. 80 maçta antrenör olarak görev aldım. Bu ciddi bir hafıza. Bize güven göstermeyip, itibar göstermeyip, kurumsal hafızayı yeterli görmeyenler, uluslararası alanda hiçbir tecrübesi olmayan, hatta Türkiye liglerinde ciddi bir tecrübesi olmayan bir kişiyi tercih ettiler. Ve yalnız bıraktılar. O kişiden de Türkiye’de var olan potansiyeli kullanması beklenemez. O da kullanamadı zaten. 1.5 yıl gibi kısa bir sürede inanılmaz bir düşüş. Bu Türk futbolu adına çok büyük bir başarısızlık. Dünya Kupası’na gidemeyeceğiz zaten. O yüzden bu 4 maçı alırsak falan bana hayal geliyor.

Altyapı gerçeği de burada ortaya çıkıyor. Kamuoyu faturayı her zaman teknik direktörlere kesiyor ancak örnek aldığımı Almanya ile alakamız yok. 2000’de çöken Alman futbolunu nasıl dirilttikleri ortadayken…

Kesinlikle. Ancak bunları sadece Federasyondan beklemek de doğru olmaz. Kulüplerin de altyapısının sağlam olması lazım. Bununla birlikte genç oyunculara da yer açılması lazım. Türk oyuncularında da hata var. En büyük sorunları fiziksel. Şimdi Salih gibi genç bir oyuncu geçen sezon Aykut Hoca’nın üstüne düşmesiyle ligde oynadı. Yanında Sowlar, Kuytlar oynuyor. Yeteneği de var, oyun görüşü çok güzel. Bir maçta bir şeyler yaptı, bir maçta 2 gol attı. Ama uluslararası alanda işler değişti. Lazio’ya karşı oynarken, ayağına beş top geldi, beşini de kaybetti. Bir takım eksikleri var, özellikle fiziksel anlamda. Aynı Salih 20 yaş altı Dünya Kupası’nda fark yaratamadı. Ama yine fiziğinden dolayı.

Geçen sene Galatasaray Schalke’ye karşı oynadı, 19 yaşındaki Draxler ortalığı dağıttı. Niye yapabiliyor, var olan yeteneklerini ortaya koyabilecek fizik gücüne sahip. Salih niye yapamıyor, var olan üstün yeteneklerini ortaya koyabilecek fizik gücü yok. Bu anlamda kulüp yapılanmaları çok önemli. Oyunculara göre antrenman programı yazılmalı. Bu direkt milli takımları da etkiliyor tabii…

Ligde en beğendiğiniz oyuncu kim peki?

Gökhan Gönül. Gerçekten çok başarılı ve ligde onun gibisi yok. Bununla birlikte Selçuk İnan da çok beğendiğim bir isim. İki isim de davranışlarıyla fark yaratıyor.

Çok renkli bir kadro ile oynadınız. Müjdat Yetkiner, Nezihi Tosuncuk gibi. O günler nasıldı.

Çok eğlenceliydi. Nezihi Abi sahada delirirdi. Saha dışında nadiren delirirdi. Sakarya’da rahmeti Paşa Hüseyin vardı. Sağ bek. Bizim Aykut, Mehmet Şen falan ortamı ayarlardı hafta içinde Paşa Hüseyin’le, Nezihi Abi’ye gol sonrası sevinçleri yaptırtırdı. Neler çıkardı oradan. Farklı farklı şeyler. Zaten Nezihi Abi’nin yumruk şovu meşhur… Maçlarda da zaten Nezihi Abi yumruk şov yapardı.

Siz yapmazdınız, elinizi göğsünüze götürürdünüz. Aykut Hoca da keza öyle. Ancak son zamanlarda yaptı o da…

E nasıl yapmasın. Adamı eleştiriyorlar hiçbir şey yapmıyor diye… Dışarıdan sert görünse de, aslında neşeli, konuşkan birisidir Aykut Hoca. Zaten kimin içine girsen onun farklı yönünü görebiliyorsun.

En unutamadığınız maç desem?

Bir tane değil. Üç tane sayabilirim. İlki elbette Trabzonspor – Fenerbahçe maçı. Allah’ın işi bir golü ben atıyorum, diğerini Aykut atıyor. 5.5.1996… Tarihi unutamıyorum. Aynı gün ikiz çocuğu oluyor bir arkadaşımın. Çocuklarının birinin adı Oğuz diğeri ise Aykut. Diğeri İstanbulspor formasıyla oynadığım Fenerbahçe maçı. Sonuncusu ise elbette 4-3’lük Fenerbahçe – Galatasaray müsabakası.

Son olarak vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Saygı ortamı olmayan bir yerde herkesin daha ılımlı olması gerekiyor. Herkesin kendi sınırlarını aştığı bir yerde saygı olmuyor. Onun için Türk futbolu bir yere varmak istiyorsa, popülist yaklaşımdan uzaklaşması lazım. En önemli iş kulüp yöneticilerine düşüyor. Tabii ücretlerin de düşmesi gerekiyor. Şu anda Türk futbolunda oynayan futbolcuların en az 50 tanesi Avrupa’da oynayabilir. Tabii daha az kazanmamak adına burada kalıyorlar.

Bu harika söyleşi için çok teşekkür ederim Oğuz Hocam.

Ben teşekkür ederim. Eurosport Türkiye’nin başarılarının devamını dilerim.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAntrenmanArda TuranAzerbaycanAziz YıldırımFIFAFatih TerimFenerbahçeFenerbahçe Spor KulübüGalatasaray Spor KulübüGökhan GönülHırvatistanMessiMilli TakımSakaryaSchalke 04SowTercihTrabzonspor KulübüUEFAfutboloyuntransfer
Görüş Bildir