Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Çengelköy'de Lahana Çeşmesi

-
2 dakikada okuyabilirsiniz

Çengelköyde Lahana Çeşmesi

Çengelköyde Lahana Çeşmesi

Unutuldukça unutulan bir çeşme. Ama benim onu unutmam mümkün değil bundan böyle.

Çok küçüktüm. Kaç yaşlarımda olduğumu hatırlayamayacak kadar küçük. Ninemin evinin önünde sürekli hikâyesi anlatılan bir çeşme ve o çeşmenin dibinde bir dut ağacı. Dut, annemin en sevdiği meyvelerden biri. Ama önüne getirilen tabaktakini değil, muhakkak ağaçtan kendi topladıklarını yiyecek. Ağaca tırmanmayı sevmemin nedeni keçilere özenmem değil, annemin o haline hayran olmammış meğer.

Ninemin arkadaşları var çeşmenin etrafında. Benim daha da büyüyüp nineme yemek götürmeye başladığımda, annemden öğrendiğim tavırları taklit etmeye çalışarak hal hatır sorduğum arkadaşları. Bahçeli evinin içinde milyonlarca kedisi olan Hasaniye Nine, Sultan Teyze, Gursukgarsı, Ormancıların Fadime, Ayşemolla Nine... Gursukgarsı demem yasaktı ama. Annem de diyemezdi. Emine Teyze diye seslenmekti doğrusu. Büyüdükçe öğrendim ki, Gursukgarsı, Kurusıkı Karısı anlamına geliyormuş. Kurusıkı tabancaya tutkun birinin eşi olduğu için ona böyle bir yakıştırma yapılmış. Saçma ve neresinden tutarsan tut kötü bir hitap ve gerekçe. Onu söylememize izin verilmemesi pek yerinde olmuş bence. O günlerdeyse sevdiğim bir şeyi söylememe izin verilmediğinden, içten içe kızıyordum ninemlere.

Ege’de lakaplar adlardan önde gelirdi o zamanlar. Takuncuların Huriye Teyze, Takmakçıların bilmem ne nine, teyze ya da dede... “Kendine lakap taktırma” diye sıkı sıkı tembihlendiğimi hatırlıyorum. “Keşke olsaymış benim de bir lakabım” derken içimdeki çelişkili sesler birden bire beni yakalıyor.

Remzi Kitabevi’nin yayımladığı Simla Sunay’ın yazdığı Reha Barış’ın resimlediği Çeşme ve Rüzgar isimli kitabı okumaya başlar başlamaz, o günlerin içinde gezinirken unuttuğum detayları hatırlarken buldum kendimi. Hoş bir gülümsemeyle çıktığım bu yolculuk, nasıl beni yakaladığını anlamama fırsat vermeden hıçkırıklı bir okumaya dönüşüverdi istemesem de. Artık ninemin ve arkadaşlarının olmadığ, bir daha onları göremeyeceğim gerçeği; o çeşmenin başında oturup onların güldükleri, benim bazı muhabbetleri anlayamadığım halde gülmeye çalıştığım, benim bu çabamı fark ettikleri anda onların daha da fazla güldükleri, utandığım kareler sıralandı ardı ardına. Dutun kokusu, dudağıma dut yapıştırma oyunum, çeşmeden hiç durmadan akan o suyun tatlı sesi...

Simla Sunay, Rüzgâr ismini verdiği karakteriyle ve o harika çeşmeyle tanıştırırken bizleri, hem o çeşmenin hikâyesindeki geri dönüşlerle hem de kendi hayatımızdakilerle buluşturuyor. Reha Barış’ın kendine has üslubu öylesine yakışıyor ki Sunay’ın hem diline hem de hikâyesine...

Çengelköy’de Lahana Çeşmesi. Unutuldukça unutulan bir çeşme. Simla Sunay’ın bizi gezdirdiği dünyanın içinde tanışmış olsam da, onu unutmam mümkün değil bundan böyle. Ufacık bir sitemim olacak kitabı bize getiren Remzi Kitabevi’ndekilere: “Yaşadığı çevreyi, sokağı, tarihi merak eden çocuklar bu kitabı sevecek” derken diğerlerini ve bizleri unutmasalarmış keşke...

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

tatlıyiyecek
Görüş Bildir