Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

etiket Çemen Tozbey Elmacı Yazio: Cebimdeki El

Anasayfa > Yazio

Vay be! Büyük İstanbul depreminin üzerinden tam yirmi iki yıl geçmiş… O gün kaldırıma çöküp ben şimdi ne yapacağım, diye düşünen o parasız tıfıl genç kız değilim artık. Basbayağı yaşlandım, cebimde bir tomar para. Neredeyse herkes paranın kâğıttan yapıldığını düşünür, oysa özel bir pamuk karışımından üretilir para. Kim akıl edip pamuktan yaptıysa helal olsun, pek ince düşünceliymiş. Muhteviyatından mıdır bilmem, severim paraya dokunmayı, hem de çok. Varlığı iyi geliyor bana. Paralı insan dediğin, tıpkı para gibi sinirsiz, yumoş yumoş olmalı. Neyse ki ben hiç öyle sinirleri alınmış biri olmadım ya. Çaresizliğe gömüldüğüm zamanlarda hep bir olurunu buldum çok şükür. Gönlümün ve aklımın ekmeğini yedim, ondan mı acaba? Zorum çok oldu ama, çalıştım hep. Olsun, sorun değil, sağlık olsun, çalışalım.

Çalışmaktan insana zarar mı gelirmiş!

Çalışmaktan insana zarar mı gelirmiş!

İşten çıktım. Eve dönüyorum. Cebimde bir tomar para. Eve varmadan bitiyor ama. Daha bu sabah oğlum, akşama özel dersi olduğunu hatırlattı. Parayı verenin canı acır, evladım. Can acısı kolay kolay unutulur mu? Elbette unutmadım. Özel ders dediğinin saati 350 papel. Haa,  bir de test kitapları bitmişmiş onun için de bir 500 kâğıt lütfen. 500 pamuk desem acım hafifler mi acaba? “Elini öyle korkak alıştırma,” diyorum kendi kendime. Sonra toplantı arası okuldan bir mesaj: “ Çocuğunuz okul kıyafeti giymiyorsa, düz siyah renkte giyinmesine özen gösterin lütfen.”  Olur, ben o özeni göstereyim de benim talan olan cebime kim özen gösterecek peki? El insaf!

 Ah bu talepler dipsiz bir kuyu, bitmek bilmiyor. Ortada arz olsa sorun yok. Nerede o bereket. Beti bereketi kalmadı kazancımızın. Aslanın midesinde olan o ekmek, hayvanın neresine kaçtıysa artık… Elini kirletmeden, pisliğe bulaşmadan, ağız tadıyla bir ekmek yiyemiyorsun. Diyelim ki şansın yaver gitti ve yiyebileceğin gibi temiz bir ekmek buldun, o vakit de efendi efendi afiyetle yedirmiyorlar insana. Devir o devir.

Eve, ha vardım ha varacağım, telefonumda yeni bir mesaj. Ben daha cebimden eksilen paraları sindiremeden hem. Taleplerin ardı arkası kesilecek gibi değil. Çocuklarıma bakan ablamız, “Gelirken markete uğrar mısınız, evde hiç bakliyat kalmamış? Hazır gitmişken bana da saç boyası alırsanız çok sevinirim. Unutmadan, çamaşır deterjanlarında yüzde yirmi beş indirim varmış…” Olur ,olur, hepsini alırım. Şimdi kötü bir laf edeceğim de kadıncağız ne yapsın? Onun suçu mu? Mesajın sonuna bir emoji yapıştırmış, sevimli sevimli sırıtıyor. Halbuki hâlimin hiç sevimli bir tarafı yok. Ah şu saçını başını yolan kadın emojisi olsa, ben de ona yapıştıracağım da. Neyse… Alırım onu da alırım, hoş ben eve varıncaya kadar o alınacakların listesi hep uzayacak ya.

Okuldan gelir gelmez ufaklık dolabı açınca bir ihtimal çilekli sütünü bulamayacak, evimizin ablası sebzeyi meyveyi yetiştiremeyecek, “Bugün Çarşamba. Pazar var, uğramayı unutmayın,” diyecek. Sence bu kadarla kurtarır mıyım? Hiç sanmıyorum. Akşama mis gibi patlıcan kebabı var. Büyük oğlan yemeği görür görmez kesin mızmızlanacak, anında suratı düşecek, “Ben bunu yemem,” diyecek, ablası üzülecek, ben üzüleceğim, mecburen o pizza siparişi verilecek. Aslında canı pizza istediğinden değil, mecburiyetten canım, yersen tabii…

Al sana bitti mi cebindeki o bir tomar para? Daha eve varamadan hem. Eve girmeden biraz para çekmek icap ediyor, yoksa bu para yarını çıkarmaz!

Arabayı ATM’nin yakınına çekiyorum. Pek sıradan bir akşam üstü Beylikdüzü’nde. İşten çıktığım vakit gönülsüz serpiştiren yağmur, şimdi hızlanmış camları dövüyor. İniyorum arabadan. Bir telaş parayı çekiyorum. Elimdeki bir tomar para, usumdan hiç gitmeyecek o güne götürüyor beni.

Her şey saniyeler içinde olup bitmişti.

Her şey saniyeler içinde olup bitmişti.

Deprem bir anda hayatımızı alaşağı edince yaka paça atmıştık kendimizi sokağa. Yaşadığımız apartman, çıktığımız anda yerle yeksan.  Mahallemiz toz duman, çığlık kıyamet, bir zaman sonra leş gibi bir koku… O vakitten beri burnumdan hiç gitmez ölüm kokusu. Artık günlerce mi haftalarca mı hatırlamıyorum, evi başına yıkılan bir öbek insan diz dize oturmuştuk kaldırımlarda. Herkesin yüzünde derin bir çaresizlik. Gelecek omuzlarıma yığılmış, içim ağza alınmayacak küfürler savuruyor, hay ben böyle yazgının içine…

Deprem kökünden sarsmış güven duygumu. Yarına nasıl çıkacağım endişesi sarmalamış ruhumu. Annem, babam, kardeşlerim maaşıma bakıyorlar. Bir ay o maaşı yetiştirmek için hep beraber çabalardık. Yeterdir, yetmesine de soğuk kemiklerimizi sızlatırdı, açlık midemizi. Yoksulluk ensemizdeydi ve elini eteğini çekeceği de yoktu.

Neyse ki geride kaldı o günler. Hâlime vaktime şükrederek ATM’den çektiğim paraya bakıyorum. O vakitler bir ay geçinmek zorunda olduğum paradan tam üç kat fazla. Şimdilerde nasıl oluyorsa bir günüme bile yetmiyor.

Aklım başıma gelince, saati fark ediyorum. Büyük oğlanın öğretmeni, ha geldi ha gelecek. Eve para yetiştirmem gerek. Oradan ayrılırken gözüme, ATM’nin dibinde kat kat battaniyelere sarınmış bir evsiz takılıyor. Acıyarak duruyorum, az evvel çektiğim paradan bir miktarı usulca koyuyorum önüne. Şaşırmış olacak bıraktığım miktara. Yerinden doğrularak kafasını uzatıyor. Adam falan değil yahu karşımdaki, yaşı olsun olsun en fazla on beş. Gözleri de kirli yüzünde iki mavi boncuk, göktaşı gibi ışıldıyor. Kaçıyorum oradan apar topar, acı canımı yakıyor, dayanamıyorum. Yüzüm bulutlanıyor. Yaşlar da toplanmış gözüme, ağlarken görsün istemiyorum. Neden böyle alelacele kaçıyorum acaba? Gerçekten üzüldüğüm için mi? Sahip olduklarımı bir gün ansızın kaybedebileceğimi düşündürüyor bana evsizin o hâli. Belki de acıma duygumun arkasında sadece kaybetme korkusu var. Birinin yoksunluğunu görünce, kendi hâline şükretmek ne tuhaf şey. Sonra içli içli düşünüyorum çocuğu; gerçekte endişelendiğim kişinin o değil de sadece ben olduğunu bilerek tabii… “Yahu bu çocuk bu vaziyette ne kadar yaşar? Yirmi beşini görebilir mi? Hadi görse diyelim, kemiklerine işlemiş onca soğukla nice olur hâli?”  İnsan dediğin ne ki, oldu olacak bencileyin bir sersem işte.

Derin bir nefes alıyorum. Gökyüzüne bakıyorum. Tanrı’nın bir aralık bu olanları görmesini bekliyorum.

Derin bir nefes alıyorum. Gökyüzüne bakıyorum. Tanrı’nın bir aralık bu olanları görmesini bekliyorum.

“Ohooo,” diyor içimden bir ses, “Sen yine her şeyi Tanrı’ya bağladın!”  Cebimde bir tomar para, yazık ki yarına yok. Evdekiler talan etmese geceden sabaha fırlayan dolar sıfırlayabilir cebimi. Cebimde hep birinin eli…  

Arabaya biniyorum. Caddenin köşesinden dönüyorum. Eve varıyorum. Kapıda çocuklarım bekliyor; debdebeli bir talan hazırlığı seziyorum, cebimi istila edecekler. Etsinler. Zaten ne için çalışıyorum ki? Yüzümdeki bulut onları görünce dağılıyor. Haydi. “pamuk eller cebe,” diyerek ceplerimi boşaltıyorum sevinçle. İçimden, “Neyim varsa sizindir, bozuk para gibi harcayın beni!” diyorum. Canları sağ olsun, tepe tepe harcıyorlar beni.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
7
5
0
0
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?