Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Cansu Poyraz Karadeniz Yazio: Sedat Peker Videoları Büyüktür Netflix!

154PAYLAŞIM
Yazio Banner

Ortalık karışık sevgili canlar. 90’ları hatırlayanlarımız için aslında hiç de şaşırtıcı olmayan iddialar havada uçuyor. 30’undan sonra disipline olmuş (Seda Sayan style) bir asi olarak kalkıp da devlet mafya ilişkileri üzerine yazacak değilim. Kusura bakmayın hiç huzurumu bozamam. Diyebilirsiniz ki “Aman kızım sen kimsin ki, kim senin huzurunu bozacak?” Yoook arkadaş, ben o riske girmem. İki tarafın da fanatikleri, söz gelimi “yeğenleri” var. Bu yeğenle korkutma olayını da sağ olsun İbrahim Tatlıses salmıştı başımıza. Kafasını attıran kişiler için: “Ben bir şey yapmam, ama benim onlarca yeğenim var, hepsine sahip çıkamayabilirim.”

Adetimdir bilirsiniz, konuya bir anıyla başlarım. Bu yeğenle tehdit olayını biz de yaşadık zamanında.

Okulda -babasının gücüne güvenerek olduğunu sonradan anlayacağım- bir kız herkesi eziyor ve aşağılıyordu. Üstüne bir de ekmek parası için özel okul çocuklarının şımarıklıklarını çeken öğretmenimize de saygısızca davranınca olaya müdahil olmuş ve kıza haddini bildirmiştim. Benim için o dönemler had bildirmek günlük bir rutindi. Fazlaca Miroğlu izlediğim ise acı bir gerçekti.

Kavga ettiğim kız, koşa koşa benzin istasyonları sahibi babasına beni şikâyet ediyor ve akşamına ev telefonumuz çalıyor. O sıralar babam yanımızda olamadığı için de telefonu annem açıyor. Kızın babası telefona babamı istiyor, annem kendisiyle görüşebileceğini zira babamızın yurt dışında olduğunu söylüyor.

Adam konuşmaya gayet sakin bir tavırla başladı. Kızının çok üzüldüğünü, tüm sınıfın önünde madara olduğunu, Diyarbakırlı oldukları için böyle şeyleri kaldıramayacaklarını anlatıp aslında aba altından sopa gösteriyordu. Fakat önceki yazılarımdan annemi tanıyacağınız üzere kendisi altta kalacak kadın değildir. Önce bir sigara yaktı, yavaşça sandalyesini arkaya itti. Bense bu arada telsiz telefondan görüşmeyi dinliyordum. Annem adamın sakinliğiyle aynı tonda konuşmaya başladı:

 “Siz beni tehdit mi ediyorsunuz beyefendi?”

“Yok, tehdit demeyelim de… Bizde yeğen çok bayan, biri laf dinlese diğeri dinlemez. Evladınız kız çocuğu hafazanallah…”

“Şimdi beni iyi dinleyin kardeşim, hatanız büyük, bir kere onu baştan söyleyeyim: 1) Evin erkeği yokken bir kadını tehdit ediyorsunuz. 2) İki kız çocuğunun laf dalışına utanmadan dahil olup büyütüyorsunuz.“

“Yok tehdit etmedim ben bayan, uyardım. Benim yeğenler delidir, kızınızın başına bir şey gelmesin diye dedim. Yarın sizin kız gelip özür dilesin olay kapansın. Okul çıkışı bir sorun yaşanmasın.”

“Haa!! Bak şimdi bunu demeyecektin. Demek tehdit ediyorsun!”

Küçücük boyundan beklenmeyecek bir sesle aniden bağırarak devam etti: “HODRİ MEYDAN O ZAMAN! BAKIN SİZE AÇIK AÇIK SÖYLÜYORUM, HAYDİ HODRİ MEYDAN! KIZIM SİZİN ŞIMARIK KIZINIZDAN ÖZÜR DİLEMEYECEK, SİZ DE EVLADIMIN KILINA DOKUNAMAYACAKSINIZ, TAMAM MI? HADİ BAKALIM HODRİ MEYDAN!”

Annem telefonu kapar kapamaz Diyarbakırlı çok samimi bir aile dostumuzu arayıp durumu anlattı. Bu telefon konuşmasından yaklaşık 5 dakika sonra kızın babası tekrar aradı, fakat bu sefer özür dilemek içindi. Öyle kuru kuru da dilemedi, baya yalvar yakar diledi… Olay kapandığında annemle ortak düşüncemiz ise aynıydı: İyi ki babam burada yoktu!

Yani sevgili canlar, bir insanın yavrusu için dünyayı yakabileceğine ben inanırım. Hiç olmadı denerken kendisini yakar, bilirim. Ama uğruna dünya yakılabilecek bir “kız çocuğu” olarak benim düşüncem şudur: Neyleyim uğruma yakılmış dünyayı başımda babam yoksa.

**Buradan tüm babalara söylemek isterim; evladınıza sağlayacağınız hiçbir güç, para, ayrıcalık, yavrucağınızın üstüne düşecek gölgenizin zerresi kadar değerli değil. Evladınız için yapabileceğiniz en büyük şey hayatta ve yanında olmaktır.**

Sedat Peker de böyle başladı videolarına. “Kızımın gözünden akan yaşlar için yakacağım dünyayı” dedi ve başladı anlatmaya.

Yalan yok, özellikle ilk videoyu izlerken içimden bolca şunu geçirdim: Peki ama ya sizin yetim bıraktığınız yavrular? Hiçbir terör örgütü mensubu olmayan, eli ne silah tutmuş ne de başı daha sevgili koynu görmüş evlatlarını toprağa gömen analar…  (Girme kızım o konulara, işin magazininde kal, girme)

Velhasıl, günlerdir ortalığı kasıp kavurması gereken fakat sadece sosyal medyada yankı uyandıran bu videolarla ilgili iki kelam etmeden duramayacağım zira işin kirli ilişkileri dışında dikkat çeken yönleri de oldukça fazla.

Öncelikle şunu belirteyim ki videolar bir yapımdan beklenilen her şeyi karşılıyor. İzlerken kâh güldüm, sinirlendim, kâh merak ettim, şaşırdım kâh korktum. Özetle, bir yapımdan beklediğim tüm duyguları yaşadım. Bu yönüyle kesinlikle ortalama bir Netflix yapımından çok daha doyurucu. Üstelik arkası yarın heyecanı da doruklarda.

Yine film ve diziler üstünden gidersek, bir yapımın sürükleyiciliği birçok etkene bağlıdır. Örneğin hikayeniz güzeldir, ama anlatımda sıkıntı varsa mesajı izleyiciye geçiremezsiniz. Ya da hikâye ve anlatım sağlamdır ama prodüksiyon kötüdür, o da istenilen tadı vermez. Vallahi de billahi de tallahi de (Sedat Peker Style) hem hikâye hem anlatım hem prodüksiyon çok başarılı.

Önünde akan bir prompter olmadan, sadece yazılı konu başlıklarından bu kadar akıcı konuşabilmek bugün herkesin harcı değil.

Videolarda anladığım kadarıyla hiç montaj, kesme biçme de yok. Yani adam konuşmaya başlamış ve neredeyse bir saat hiç teklemeden devam etmiş. Akış ise ayrı güzel planlanmış. Duygu geçişleri, tonlama değişiklikleri insanın dikkatinin dağılmasını engelliyor ve hiç sıkılmadan keşke bir saat daha uzun olsaymış diyerek deyim yerindeyse ağız açık şekilde kendini izlettiriyor.

İşin ilginç olan bir diğer yanını ise sevgili canlar kırk yıl düşünsek aklımıza
gelmezdi. Bir gün Sedat Peker’in masasında duran kitapları merak edeceğimiz, okumadıklarımızı listeye alıp sipariş vereceğimiz beynimizin hiçbir köşesinden geçmezdi. Hele ki önünde Troçki göreceğimizi söyleseler, “Valla ağam bizimle eğleniy” derdik. Yine de çok sevinmeyelim, zira hayranlıktan öte düşmanını yakından tanı felsefesi de olabilir.

Yalanım yok, hemen sayesinde haberimin olduğu İktidar- Güç Sahibi Olmanın 48 Yasası kitabını sipariş ettim ve adetim olması üzerine içinden en güzel beş alıntıyı değil çok hoşuma gittiği için 10 alıntıyı sizler için derledim:

1- “Arkadaşlarınıza karşı dikkatli olun; kıskançlığa daha kolay kapıldıkları için sizi daha çabuk aldatırlar.”

2- “En iyi aldatmacalar diğer kişiye seçim hakkı vermiş gibi görünenlerdir.”

3- “Okçunun attığı bir ok tek bir kişiyi öldürebilir ya da öldürmeyebilir. Oysa zeki bir insan tarafından tasarlanan bir plan ana rahmindeki bebekleri bile öldürebilir.”

4- “İnsanlar bir iyilikten çok, incinmenin karşılığını vermeye hazırdırlar, çünkü minnettarlık bir yüktür, intikam ise zevk.”

5- “Masum görüntüsü verenler en az masum olanlardır.”

6- "Bir şeyin değeri bazen kişinin elde ettiği değil, onun için ödediği şeyde, yani maliyetinde yatmaktadır."

7-  “Şöhrete karşı çıkanlar bile bu konuda yazdıkları kitapların kendi adlarını taşımasını isterler ve şöhreti küçümsedikleri için ünlü olmayı umarlar.”

8- “Efendiyi gölgede bırakmaktan kaçının. Tüm üstünlük nefret uyandırır.”

9- “Eğer güç için büyük bir arzu duyuyorsanız dürüstlüğü hemen bir kenara koyun ve kendinizi niyetlerinizi gizleme sanatında eğitin.”

10- “Sizde eksik olan beceri ve yaratıcılığa sahip insanlar bulun. Kendi adınızı en üste yazarken ya onları işe alın ya da onların işini alıp sahip çıkacak bir yol bulun. Böylece onların yaratıcılığı sizin olur ve dünya sizi
bir dahi gibi görür.”

Twitter

Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir