Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Bütün Faili Meçhullere…

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Bütün Faili Meçhullere…

Bütün Faili Meçhullere…

Suç edebiyatının güzel bir örneği olan Kar Suyu, Hüseyin Bul’un romancılık kariyeri için iyi bir başlangıç.

“Şefim” dedi, sesi titriyordu. Bekledi bir süre, konuşamıyordu sanki, boğazına bir şeyler kaçmış gibi yutkunup durdu birkaç defa, sonra önündeki masaya gözlerini dikerek, “Şefim… Semih Şefim… dün akşam trafik kazası geçirmiş” diyebildi. Ayhan ilk önce anlamadı, sonra olduğu yere usulca oturduktan sonra, “Nasıl kaza, var mı bir şey şefimde peki?” ağzından şaşkınlıkla, ne dediğini bilmeden. “Var… Semih Şefim, bir milletvekili ve bir de üzerinde sahte kimlik çıkan biri varmış arabada, üçü de ölmüş.”

Yazının başlığı ve kitaptan yaptığım yukarıdaki alıntı yeterince açıklayıcı olmalı. Öykü ve yazılarından tanıdığımız Hüseyin Bul, ilk romanı Kar Suyu ’nda yakın tarihin kirli ve karanlık ilişkilerini soğukkanlı, rahatsız edici ve heyecanlı bir hikâye ile canlandırmış.

Türkçe romanlarda –özellikle öne çıkanlarda- ekonomik, siyasi ve toplumsal gerçekler uzun yıllardır yeterince yansımıyor. 90’ların sonuydu; derin devlet operasyonlarının, Susurluk’ta açığa çıkan mafya-siyasetçi-polis üçgeninin, yüzlerce faili meçhul cinayetin, devlet destekli banka yağmalamalarının gözlerimizin önünde cereyan ettiği, siyasi olanın hayatın her alanını kapladığı, insan haklarına, özgür düşünceye, sol hareketlere karşı psikolojik savaşın tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar acımasızca ve medyanın bütün olanakları kullanılarak sürdürüldüğü Türkiye’de bu türden romanların yazılmadığında şikâyet etmiştim. Kar Suyu tam da böylesi şikâyetlere yanıt veren bir roman. Hüseyin Bul “bütün faili meçhullere” ithaf ettiği romanında şu bildik kazadan “ilham” alarak kurgulamış hikâyesini.

Veli Ok adlı bir işadamıyla ilgili bir dizi soruşturmanın yürütüldüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin sorgu odalarında başlıyor hikâye. Dosyanın takipçisi Terörle Mücadele şeflerinden Komiser Ayhan’dır. Sorgulananlarsa çeşit çeşit; mütahhiti, doktoru, mühendisi, emekli generali, işçisi, kadını-erkeği, yaşlısı-genci bir dolu insan… Sorgulananların verdiği bilgilerden Veli Ok’un pek çok iş kolunun yanı sıra inşaat sektöründe de faaliyet gösterdiğini öğreniyoruz. Özellikle İstanbul yakınlarında tamamladığı villa kentin işadamı, siyasetçi, ordu ve emniyet mensuplarından oluşan sakinleri dikkat çekici.

Soruşturmayı büyük bir titizlikle sürdüren Komiser Ayhan otuz sekiz yaşında, evli, iki çocuk babası, evlilikle işi arasındaki dengeyi tuturamamış, aslında hayata istediği gibi tutunamamış bir adam. Tipik bir orta sınıf devlet memuru. Hüseyin Bul olabildiğince soğukkanlı bir bakışla çizmiş Komiser Ayhan portresini. Çarkın bir parçası o. Sorguladıklarının “rütbesine” göre davranmayı bilen bir memur; kimine sert, kimine yumuşak, kimine saygılı... Üstelik ne silahını, ne yumruklarını ne dudaklarını konuşturuyor!.. Kısacası roman kahramanı olarak kolayca empati yapılacak “esas oğlan” tipine yönelmemiş Hüseyin Bul, onun yerine hikâyeye çok oturan sahici bir karakter seçmiş. Bu nedenle Komiser’in gerçekleri aydınlatmak için verdiği uğraş, içine düştüğü çıkmaz, riske attığı hayat daha anlamlı ve heyecanlı bir hal alıyor. Komiser Ayhan çözüme ulaşmak için hem suçun toplumsal dokunun derinlerine uzanan izlerini sürmek hem de kendisiyle hesaplaşmak zorunda.

Veli Ok soruşturmasını sürdüren Komiser Ayhan villa-kenti gizlice ziyaret etmek isteyecek ancak canını zor kurtaracaktır. Aynı sıralarda dosyada adı geçen –ve bombalanan bir gazetenin sahiplerinden- Kürt bir iş adamı kaçırılıp öldürülmüştür. Komiser Ayhan olay mahalline intikal ettiğinde delillere İçişleri Bakanlığı tarafından el konulduğu gerekçesiyle geri çevrilir. Kısa bir süre sonra kaza haberini alacak, hemen ardından da airleri tarafından zorunlu izne yollanarak dosyadan tamamıyla uzaklaştırılacaktır. Hayatını kararan gölgeler arasında yolunu şaşıran, yorgun ve bitkin düşen Komiser Ayhan yaptığı işin beyhudeliğini bir ölümün acısıyla hissedecektir…

Suç edebiyatı

Son yıllarda çeşitli davalarla gündeme gelen ama etrfında yapılan tartışmalarla içi boşaltılan ve toplum vicdanında iz bırakmayan faili meçhul cinayetlerin, Jitem gibi karanlık teşkilatların, resmi ve sivil kişilerden kurulu çetelerin izini sürmek, hafızaları zinde tutmak, tarihi güncelleştirmek için belki de en güçlü silah edebiyattır. Siyasi polisiyeler, ya da biraz daha genelleşmiş başlığıyla suç edebiyatı bu konuda büyük bir potansiyele sahip. Meksika’nın en ateşli suç edebiyatı savunucularından olan yazar Alfonso Reyes’in ifadesiyle; “Yozlaşmış bir toplumda eğer gizli alay ve iki yüzlülük dallanıp budaklanmışsa ve güç tek bir yerde toplanmışsa, detektiflik edebiyatı eşitsizliği, haksızlığı ve kötülüğü gösterir. Suç kurgusu gerçekten de sorunlu bir ülkenin gereksinimlerine adapte olan bir edebiyattır.”

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

İstanbulPolisdizimemurolay
Görüş Bildir