Bütün Dünya Chanel’in Sahnesi

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Bütün Dünya Chanel’in Sahnesi

Shakespeare ne demiş: “Bütün dünya bir sahnedir; ve kadın erkek herkes birer oyuncu.” Moda dünyası söz konusu olduğunda ise oyunun kuralları değişiyor ve her defilesinde Grand Palais’in cam kubbesinin altında kendi evrenini yaratan Chanel, kadın erkek herkesi bir kez daha büyülüyor.

Chanel Sonbahar/Kış 2013-2014 Haute Couture defilesine davet edildiğimde bu defa nasıl bir sürprizle karşılaşacağım konusunda en ufak bir fikrim yoktu, ancak emindim ki Chanel yine beni ait olduğum zaman ve mekandan kopararak olağanüstü bir yolculuğa çıkaracaktı.

Kaynak: http://www.buseterim.com.tr/bt-blog/butu...

Tarih 2 Temmuz 2013 Saat 12.00. Yer Grand Palais. Üzerinde “Mademoiselle Buse Terim” yazan davetiyemi her elime aldığımda kalp atışlarım hızlanıyor. Bu davetli olduğum 3.Chanel defilesi ama biliyorum ki Grand Palais, Karl Lagerfeld’in hikayelerini sergilediği bir oyun alanı ve içeri adım attığımızda kimi zaman rüzgar tribünlerinin ihtişamı bizi karşılıyor, kimi zaman ise bir uçakta buluyoruz kendimizi.

Paris’e defileden bir gün önce, 1 Temmuz’da uçuyorum. Otelime girip de odama adım attığımda beni ilk önce zarif, beyaz bir çiçek buketi karşılıyor. Chanel’in bu jesti ile yüzüme oturan gülümseme, odada karşılaştığım her sürprizde daha da büyüyor, insanın ağzının kulaklarına varması bu olsa gerek. Severek kullandığım Coco Mademoiselle serisinden incelikli bir paketin yanında, yarınki defile için Chanel ekibinin bana seçtiği kıyafetler bulunuyor. Markanın dünyaca ünlü isimleri giydirdiği showroom’undan bana özel seçilen Chanel küçük siyah ceket ve beyaz çiçekli siyah Chanel ayakkabılara bayılıyorum. İçimde bayram sabahını iple çeken bir küçük kızın heyecanıyla yatağıma yollanarak uyumaya çalışıyorum, yarın günlerden Chanel!

Defile günü sezonun en sevdiğim trendlerinden siyah-beyaza bürünüyorum, zaten bence Chanel’e de en çok siyah-beyazın asaleti yakışıyor.

Grand Palais’nin önü kalabalık, gözüme ilk Anna Dello Russo ve tüvit Chanel takımı çarpıyor. Defilede 2 sıra önümde oturan Alexa Chung yine güzelliğiyle tüm bakışları üzerine topluyor ama yine de defile davetlilerinin stillerine baktığımızda herkesten rol çalan Chanel çantalar. Çocukluğumun en sevdiğim oyuncağı Lego’ya öykünen çantalardan şeffaf modellere hangisine bakacağımı şaşırırken yine Grand Palais’de izlemiş olduğum Chanel İkbahar/Yaz 2013 defilesinin en çok konuşulan parçalarından çember çantalardan birinin bana göz kırptığını fark ediyorum. Modanın podyumdan sokağa iniş aşamalarına tanık olmak gerçekten mükemmel bir his!

Defile alanına girdiğimizde kendimizi görkemli bir tiyatro sahnesinin yıkıntıları arasında buluyoruz. Belki savaş sonrası dönemi, belki de dünyanın başına gelen korkunç bir felaketi metanetle karşılamış, bomba izlerine, yıkılmış merdivenlerine rağmen mağrur bir edayla bizi buyur eden tiyatro sahne gerek tekinsiz atmosferi, gerekse gölgeli ışıklandırmasıyla yönetmen Fritz Lang’ın kült mertebesinde değerlendirilebilecek filmi Metropolis’i anımsatıyor. Lang’ın izleri salonun her köşesine sinmiş; umutsuzluk, karanlık bir hayali gelecek tasviri sahnenin arkasına yerleştirilmiş dev panoyla ilginç bir tezat oluşturuyor. Şangay’dan Dubai’ye dünyanın gökdelenler şehirlerinin mimari estetiğini bir görselde eriten bu panodaki gelecek ise mavi ve yapay. Chanel eski dünya ile yeni dünyayı bir araya getiriyor ve bize yıkılmış tiyatro sahnesinden görkemli ve ürkütücü geleceği göstererek sessizce fısıldıyor: “Moda eski dünyadan yeniye karşılıklı yolculuk yapabileceğimiz tek alan”

İzlediğimiz koleksiyon da eski ile yeni arasındaki bu yolculuğun hayali bir birlikteliğini yansıtıyor. Uzay çağını müjdeleyen parlak kumaşlar, ışıltılı mataryeller Viktoryen tül ve Çin krepleriyle birlikte kullanılıyor, köşeli şapkalara kalın, Star Trek’e öykünmüş kemerler eşlik ediyor. Modellerin makyajında da sert kontürler ve 1980’li yıllara saygı duruşunda bulunan kalın kaşlar dikkat çekiyor. 3. Boyut illüzyonları koleksiyon geneline hakim, bir Chanel alametifarikası olan tüvit, ve parlak kumaşlar fütüristik bir çizgiyle yan yana karşımıza çıkarak kafamızı karıştıyor, ve yine Chanel zaman ve mekan algımızı yerle bir ederek bizi “Chanel zamanı”na hapsediyor.

Defile çıkışında en çok ne konuşuldu diye sorarsanız, parmak eklemlerine takılan yüzükler herkesin dilindeydi, gelecek sezonun favori parçalarından olacaklarına hiç kuşku yok.

Ve elbette defilenin kapanışını beyazlar içinde yapan Erin Wasson’un uçuşan elbisesi ve Karl Lagerfeld’in selamı. Bir sonraki Chanel defilesini şimdiden iple çekerek Grand Palais ile vedalaşıyor ve ait olduğum zamanı sorgulayarak Avenue Montagne’a doğru yürüyorum.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

Başlıklar

ÇinDubaiSavaşStar tvTiyatroUzayoyun
Görüş Bildir