Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Burçak Yüce Yazio: Enerji Emici Vampirler

26PAYLAŞIM
Yazio Banner

Vampir deyince biraz ürktünüz değil mi?

Hadi sizleri biraz daha korkutmayı sürdüreyim…

Bu vampirlerden etrafımızda çokça var!

Hatta aynaya bakın, eğer enerjinizin düşük olduğu bir anınızdaysanız birini hemen karşınızda göreceksiniz.

Hepimiz zaman zaman saldırıya uğrayıp bu vampirlere dönüşebiliyoruz.

Bu tehlikeden kendimizi koruyabileceğimiz, tedbir alabileceğimiz bildiğimiz bir yöntem de yok.

Alacakaranlık filmindeki vampirler gibi kendini savunmanın spesifik bir zamanı da yok.

Sarımsak filan da nafile, denedim kar etmiyor 

Gece gündüz fark etmiyor. Bu frekans emici vampirler birden karşımıza çıkıyor ve kendimize ancak yeten enerjimizi emip umarsızca yoluna gidiyor.

Yani bu vampirler hem gerçek hem de oldukça tehlikeli.

Düşman hem içeride hem de dışarıda.

Stephen King’in yakın zamanda beyaz perdeye uyarlanmış filmini bilirsiniz. Doctor Sleep (Doctor Uyku)

Filmde kan emer gibi insanların ruhunu emen, canlı kanlı insanları bir anda kurutan kötü insanlar vardı.

Aslında bahsettiğim şey filmlere konu olan duruma benzer. Üstelik de dediğim gibi bilimsel ve gerçek!

Hadi işin biraz bilimsel yönünü anlatayım da konu biraz daha aydınlansın.

Fizik derslerinden hatırlarsanız madde aslında yoğunlaşmış enerjiydi ve bizler aslında enerjiden oluşmaktayız. Her maddenin enerjisi olduğu gibi kendine özgü bir frekansı vardır.

Peki, frekans nedir?

Buldunuz fizik öğretmenini oturduğunuz yerden bedava ders…

Olsun, kıymetli zamanınızdan çalmış, yazıma ayırmışsınız. 

Sizin için değer, hemen anlatıyorum efendim,

Frekans saniyedeki titreşim sayısıdır. Bilimin ulaştığı seviyeyle artık biliyoruz ki madde atomlardan oluşur ve atomlar da sürekli titreşim hareketi yapar. Yani aslında stabil, sabit durmakta olan hiçbir şey yoktur kainatta ve etrafımızda. Canlı, cansız fark etmeksizin her varlık bir frekans yayar. Misal çiçekler arasında frekansı en yüksek bitkilerin başında gül gelir. Muhtemel ki dalındaki mis kokulu gülün bize iyi gelmesi bu sebepledir.

Mesela yediğimiz gıdalar bile frekansımız üzerinde etkilidir. Çikolatanın veya kahvenin ruhumuza iyi gelmesi enerji düzeyimizi yükseltmesi benzer örneklerdendir.

(Enerji değerimizi, frekansımızı yükselten gıdalar bir başka yazımın konu başlığı olacak.)

Kısaca hepimiz titreşim halindeyiz ve yaydığımız değişken değerli bir frekans var.

Hatta bu frekans değerimiz o denli önemli ki normal değerinden düşük olması veya bozulması hastalılara davetiye çıkarıyor. 

Vücudumuzdaki trilyonlarca hücrenin hepsi kendine özel frekanslarda titreşiyor. Bütün bu titreşimlerin toplamı kişinin genel frekans spektrumunu belirliyor. İnsan organizmasının yaydığı farklı frekanslar ise kişinin bireysel frekans alanını oluşturuyor. Her organımızın kendine has bir frekansı olduğu tartışmasını Dr. Bruce Tainio ve ekibi doksanların sonunda ortaya atıyor. Teorilerine göre örneğin beynimiz 72 MHz, kalbimiz 67-70 MHz, karaciğerimiz 55-60 MHz aralığında işlev görüyor. Dr. Royal Rife ise yıllar önce organlarımızın ve genelde vücut rezonans frekansımızın hastalıklarla değiştiğini iddia etmişti. Bakın burası çok ilginç; normalde 62-72 MHz olan vücut frekansımız gripte 57-60 MHz’e, bakteriyel enfeksiyonlarda 50 MHz’e, kanserde ise 42 MHz’ seviyelerine düşüyor. Ölüm 25 MHz ve aşağısında gerçekleşiyor.

Yani kendi içimizde radyodaki kanalların frekansı gibiyiz. Ayarı biraz ileri biraz geri kaydırınca dinlediğimiz radyo kanalı misali ya kayboluyoruz ya bozuluyoruz

“Benim yıldızım düşük” deriz ya halk arasında…

Yok efendim o öyle değil işte. Esasen düşük yıldız denen şey frekans değerindir. Ve bu düşük frekans seni hedef tahtası haline getirir, dışarıdan gelen tüm nazar, büyü, kem göz, hastalık gibi maddi-manevi olumsuz etkiler bir ok gibi fırlar, seni 12 den vurur.

İyi güzel diyorsun da önerin nedir dediğinizi duyar gibiyim,

Aslında çözüm teoride kolay, günümüz şartlarında pratikte pek mümkün değil. Bardağın hep boş tarafını gören, şükürden yoksun, sürekli karamsar, kötümser, tatminsiz, doyumsuz, her daim yakınan, yüzü hiçbir şekilde gülmeyen insanlar frekansımızı düşürür, enerjinizi emer. Böyle insanlardan mümkün ölçüde uzak durun derim.

Hayat tozpembe değil elbet. Hep yüzümüz gülmeyecek. Dertsiz insan, dikensiz gül olmaz. İnsanların dertlerini paylaşmak, yardım, etmek, derdine deva olmak insani ve gereklidir. Hatta yapılan çalışmalar başkasına yaptığın iyiliğin mutluluk hormonu düzeyinde artışa vesile olduğunu, bunun da frekansını yükselttiğini gösteriyor. Lakin ölçüyü iyi ayarlamalı. 

Yeri geldiğinde derdimizi paylaşalım, dert dinleyelim ama en evvel başkalarının enerjilerini emmeden kendi enerjimizi yükseltmeye gayret edelim.

Meditasyon, müzik, yoga, tefekkür, tezekkür, zikir neye inanıyorsan…

Artık hangi yöntem sana iyi geliyorsa.

Bir yolunu bulup deneyelim. Çünkü toplum olarak güzel bir senfoniden yayılır gibi bize iyi gelen bu elektromanyetik frekansa ihtiyacımız var. Hepimizin senfonide yer alan farklı bir enstrüman olduğumuzu düşünsenize…

Farklı vibrasyonlarda titreşiyor, kâinatın kusursuz senfonisinin frekansıyla birleşiyor, senfonide cızırtı olmak yerine şahane bir eser ortaya koyuyoruz.

Bol keseden atmayayım. Şartların gerçekten mutlu olmana yetmiyor, yüzün ister istemez gülmüyor olabilir ama sana bir haberim var. Gerçek değilse de mutluymuş gibi davran. Mesela içinden gelmese de tebessüm et. Sonucunda ne oluyor biliyor musun? Yüz kasların gerçekten mutlu olduğunun sinyalini veriyor ve mekanizma tersinir hareket ediyor ve frekansın yükseliyor. Mutluyken yüzünün güldüğü gibi, yüzün güldüğünde de mutlu oluyorsun. Yani bu gayretin önce sana sonra kâinata olumlu yansıyor.

Gayretinin gücü ise yine kâinatta, problemleri bir kenara koy, mevcut durumundan sıyrıl, sadece bak ve dinle! Bir süre sonra göreceksin, duyacaksın.

Mükemmel bir döngü, devinim.

Bu nedenle istersen frekansını yükseltmek için sadece kâinatı dinle. (İstek gelirse kainatı dinlemenin manasını başka bir yazımda açarım.)

Sözün özü,

Hem frekans emicilerden uzak duralım hem de mutsuzluğun, tahammülsüzlüğün, hoşgörüsüzlüğün zirve yaptığı bu yüzyılda kan emiciler gibi başkasının kendisine zar zor yeten frekansını emmeyelim, dinlemeyi ihmal ettiğimiz kâinatın müziğine bir kulak verelim derim. 

Sanıyorum bu hepimize iyi gelecek.

Sağlıkla kalın, mutlu kalın, hoşça kalın

Bir de yazıma yorum yapmayı unutmayın!

Yoksa karşınıza çıkar hiç acımam vampir gibi enerjinizi emerim :)

Facebook

Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
mky41

Keşke benim olsa diyen teyzelere gelsin :))

Görüş Bildir