Bu Bir "Kötüler" Kitabı

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Bu Bir "Kötüler" Kitabı

Bu Bir "Kötüler" Kitabı

Sanayi Mahallesi'nde vurulan bir sokak köpeği, tok satıcı diye tabir edilen Ortaköy torbacılarını gayet içinden çıkılmaz bir duruma sokabiliyor ve o anda, olaylar gelişirken, Bağcılar'da bir evde...

Yeraltı edebiyatı günümüzde küfrün edebiyatı olarak görülmeye devam ediyor. Burjuvazinin “güzel abileri ve güzel ablaları” Burroughs, Palahniuk, Trotzig, Genet, Ambjörnsen okumaktan çok hoşlanıyorlar ama sokaktaki müptezelleri görünce ya pahalı arabalarına/evlerine doğru koşuyorlar ya da şehrin sahibi üslubuna bürünüyorlar: “Bu şehirde artık yaşanmıyor!” Entelijansiya diye tabir edilen güruh ise zaten hem bu edebiyatı aşağılıyor hem de topluma yabancılaşmaya devam ediyor. Havalimanlarında satılan kitapların edebi duruşumuzu belirlediği ve çoksatar listelerini altüst ettiği bir zaman diliminde zamanın ruhunun bunların hesabını soracağı aşikâr ki edebiyat tarihten daha acımasızdır. Tarihi herkes her zaman tartışacaktır ama edebiyatın öznelliği tartışılmasını zorlaştıracaktır. Ayrıca bizim toplumumuzda edebiyatın tartışılmasını bırakın, herhangi biri hakkında yapacağınız hiçbir eleştiri de tahammül sınırlarının en alt eşiğine bile erişemiyor. Alican Ökmen’in ilk romanı Kirli, Paslı, Bozuk bu türden edebi tartışmalara girmiyor, açıkçası söylemek gerekirse hiç alakası da yok.

Kirli, Paslı, Bozuk bir öteki romanı. Öteki kavramının klişeleşmeye yakın olduğu günümüzde bu türden bir kitap yazmak zor olsa gerek. Ayrıca bir ilk roman olduğunu da tekrar hatırlatmakta fayda var. Polisiyeye varan kurmaca sürekliliğini hiç yitirmiyor ve soluk soluğa olmasa da kısa sürede tüketiliyor. Burada tüketilen roman olduğunu söylemek zor zira Ökmen ziyadesiyle “damara basıyor”. Damara basılan şeyler hiç masum değil. Tam da yeraltına yakışır bir tavırla anlatıyor derdini; hiç kimse kötü değildir, toplum onu biçimlendirirken acımasız davranır. Uyuşturucu bağımlılarının varlığını tahmin etmiş olsanız da Ökmen kurgusunu bu kadar ile sınırlamıyor. Katiller de var polisler de ama ruhu bin sayısının birkaç milyon katınca parçalanmış insanlar daha çok işleniyor kurgunun içinde. Argo sınırları zorlanmasa da küfrün nasıl bir tür “lehçe” bellendiğinin izleri de çok sağlam kanıtlarla anlatılıyor.

Katil neden katil?

Romanın özellikle irdelenmesi gereken bir diğer yanı ise sinematografik öğelerin -ki kurgunun ta kendisi de denilebilir- fazlalığı. Birkaç Tarantino filmi, hiç olmadı televizyonda dahi onlarca kez yayınlamış Sin City filmini izlemiş olanlar kurgunun nasıl şekilleneceğini rahatça kavrayabilirler. Sizi yanıltmasın, böyle bir kurgu varlığı handikap olarak nitelenemez. Flashback ve flashforward açısından zengin olan roman, okuyucusundan bir şey saklamak isteyen bir roman da değil. Her şeyi en başından söylüyor, okuyucu kendini “Katil kim? sorusu ile baş başa bulmuyor aksine soru “Katil neden katil?” Bu durumda Ökmen’in biyografisine göz atmak yeterli oluyor, kendisi sinema ile ilgili “ne iş olursa yaparım” modunda çalışan birisi ve elinden geldiğince bu yönde de emek harcıyor. Ayrıca İstanbul ’da doğup büyümüş olması da kitapta yer alan mekânların, jargonun, şiddetin ve uyuşturucu trafiğinin bire bir içinden olmasa da etrafında bir yerlerinde büyüdüğünü gösteriyor. İlk roman olması elbette romanın otobiyografik özellikler barındırmasını gerektirmiyor ancak bir yazarın yaşadığını yazamasa da hayalini kurduklarını yazması çok olasıdır.

Ökmen’in yarattığı kurgu -ya da değil- bütün öğeler birbirinin tamamlamak için özenle seçilmiş görünüyor. Altı yılda yazdığı bu roman üzerinde çok fazla düşünülmüş bir çalışma olduğunu başından sonuna kadar hissettiriyor. Karakterlerin olaya dahil oluşu ile zaman kavramının paralel ilerlemesi başlı başına büyük çalışmanın göstergesi. Birden fazla anlatıcıya sahip romanların en büyük sorunu zamanını ve bu zaman aralığının ilerleyişini yönetmektir ki başarıyla ifşa edilmiş. Kurgunun bir baştan bir sondan ve tekrar başa sonra sona ilerleyişi önce bir kargaşa etkisi yaratsa da sonuç itibarıyla bu bir yeraltı edebiyatı örneği. Okuyucu ne kadar rahatsız olursa yazar da edebiyata olan borcunu o kadar ödeyecektir. Kirli, Paslı, Bozuk bu yönden çok çaba sarf ediyor zaten çaba gösterdiği herhangi bir “şey” varsa da bunu örnek olarak göstermek en doğrusu olacaktır. Yeni kitaplarını görmeden iddialı konuşmak belki erkenci bir tavır olabilir ancak Ökmen bu anlatı/kurgu tarzı ile polisiye yazmaya yönelmezse romanımızda hep eksik kalmış bir tarafımızı tamamlamak için daha çok çalışacaktır. Sert üslubu ve argonun sınırlarını çoktan aşmış dili de kendisine bu konuda çokça yardımcı olacak gibi duruyor.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

İstanbulKatilKitapQuentin TarantinoSinemaUyuşturucu
Görüş Bildir