Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Bu Adamlar Basbayağı Masalcı

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Bu Adamlar Basbayağı Masalcı

Bu Adamlar Basbayağı Masalcı

Hepsi Sana Miras serisi, geçmişin engin denizinde boğulmak üzere olan bazı şeyleri yeni bininci yılda karaya çıkarmaya çalışan bir cankurtaran sandalı! Umberto Eco, Jonathan Coe, Yiyun Li gibi yazarlar klasikleri yeniden anlatıyor.

Benim veledi dedesine sattım; bugün teyze yeğen günümüz. Ben kanepede, önce sağ gözüm mü uyusa, yoksa sol gözüm mü diye düşünürken… Yeğenim Burak, “Kargonu açtım,” diyor. “Domingo’dan geleni mi?” Dalgın bir, “Hı,” geliyor. “İyi halt ettin,” diyorum. Pek bayıldığım Domingo kitaplarını okumasına daha var gibi, ama sürekli bir hacılama gayretinde oğlan! Bir ıslık sesini, “Vay, Eco göndermişler,” izliyor. Suratımı Eco’ya mı buruşturdum, bizim oğlanın ısrarına mı, bilmiyorum. “Teyze, gel bak! Desenleri ne güzel!”

Bir yere gitmeme gerek kalmadan, Burak kitabı gözüme sokuyor: Nişanlılar. “Ama bu, Alessandro Manzoni’nin… Hani şu İtalyan klasiği,” şaşkınlığındayım. “Okudun mu?” diyor Burak. “Hayır, bir kitabı bilmek için onu okumak gerekmez.” “Bunu senden duymak çok anlamlı,” diye yapıştırıyor lafı. “Ama bak, anlatan Umberto Eco diye yazıyor burada. Sen de ne seversin ya Eco’yu!” diye dalgasını da geçiyor.

Bir, “Kafam dolu, almıyor Eco’yu” konuşması daha yapamayacağım. Kitabı elinden kapıp, evirip çeviriyorum. Arka kapaktaki “çocuk edebiyatı” yazısını görünce; “Hadi gene iyisin. Domingo çocuk edebiyatına el atmış,” diyorum. Yine de içim rahat değil, bu Domingo’cular bu defa ne iş çeviriyorlar? Bu arada… Güzel ne kelime, desenler gerçekten şahane, tablo gibi sayfalar, gözümü alamıyorum. Burak çoktan paketten başka bir kitap çekti bile. Bakıyorum; Gulliver . Anlatan Jonathan Coe. Gılgamış ’ın hatrı kalmamış, onu da Yiyun Li anlatmış. İlgilendiğimi çok da çaktırmamaya çalışarak, “Hepsi resimli mi onların?” diye soruyorum.

Hayatta en sevmediğim şey, soruma soruyla karşılık verilmesi! “Suç ve Ceza, Dostoyevski’nin değil miydi?” diyor Burak. Kafa sallıyorum. “Kral Lear, Shakespeare’in?” Kafa sallıyorum. “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah… aa, Jules Verne’in! Bunu senle okumuştuk teyze.” Kafamı hemen kaldırıyorum. “Cyrano de Bergarac, Don Juan, Burun ve ee, Antigone’yi de basacaklarmış.” Yüzüme bakıyor. “Senin de ağzının suyu aktı, di mi? Nişanlılar’dan başlayalım mı!”

Mısır patlatıp Nişanlılar ’a, 17. yüzyıl İtalya’sına bir çırpıda dalıveriyoruz. Yozlaşmış bürokrasi, dini kurumlar, iyisiyle kötüsüyle devrin insanları arasında kavuşmaya çalışan nişanlı bir çiftin hikâyesini yüksek sesle okuyoruz. Bir sayfa o, bir sayfa ben. Burak adını çok komik buluyor kitabın, ama Eco’nun hikâyeyi yeniden anlatışını daha da eğlenceli buluyoruz. Manzoni’nin 1821’de yazdığı hikâyeyi, dönem üzerinden bugünle dalgasını geçerek, dönemin dünyasını yer yer ironik bir üslupla açıklayarak anlatıyor çünkü Eco. “Nasıl ki günümüz kabadayıları motosikletin üstünde oturmaktan sıkılıp da gelen geçen kızlara laf atarlar, bizim Don Rodrigo da yün eğirmekten dönen genç kızlara köy yolunda aynı sıkıntıyı veriyordu.” Burada Burak bile çok tonton buluyor Eco adındaki bu naif İtalyanı!Mustarip olduğumuz dertleri, gerçekten de bir çocuğa anlatır gibi bir yalınlıkla anlatıyor: “Bu dünyada güçlüler vardır ama daha çok da hükmedenler ve bir de onların zulmüne maruz kalan zavallılar vardır. Zavallıları susturmak için bu güçlüler, okuma yazma bilmedikleri için sadece silahlarını konuşturan haydutları ya da Latinceyle akıllarını karıştıran danışmanları kullanırlardı.” Burak, zorbalığın ve savaşın komikliğini, aptallığını bir tek biz yetişkinlerin idrak edemediğini ve gündemin aslında hiçbir çağda değişmediğini söylüyor. “Ne yazık ki!” diye eklemeyi ihmal etmeden.

Burak’tan arta kalan dersleri vermeyi Eco sürdürüyor, ama en azından Eco daha sevimli görünüyor gözüme: “Aslında Bay Alessandro’nun burada bize söylemeye çalıştığı şey (ki bunu öykünün sonuna kadar her fırsatta belirtecektir) özür dilemek (ve de affetmek) için intikam almaktan daha fazla cesaret gerektiğidir.” Mesaj sürekli değişiyor, çeşitleniyor, bizim de içimiz bir hoş oluyor. “Ee,” diyorum, “edebiyat bir yanıyla hayat bilgisidir. Sizin okuldaki derslere benzemez.” Burak lafı yapıştırıyor: “Bizim Türkçeci kesin okuma listemize koyar bu kitapları ki!” Beni Türkçe öğretmeniyle tanıştırmaya söz vermeden izin vermiyorum devamını okumasına!

Hikâyenin karmaşıklaştığı yerde, Eco’nun olayları tane tane sıraya koyuşuna hayran kalıyoruz. Karakterlerin eylemlerinin arkasında yatan nedenleri ortaya serişine de. Dönemin tabiatını, geleneklerini ya da insanoğlunun değişmeyen aptallığını dile getirişine de. Sürekli bir gülümsemeyle, muzip ve zıpır bir Eco’yla su gibi akıyor zaman. Onun gerçekten ağzından bal damlayan bir aile büyüğü gibi (dede de işte, ne var!), bir masalı aklında kaldığı gibi, yazarı kendisi tekrar anlatamayacağı için, biraz da kendi masalı haline getirerek anlatışından büyülenmemek mümkün değil. Hatta Bay Alessandro’nun olayların çözümünü ilahi adalete bırakmasıyla bir dalgasını geçişi var ki! “Neredeyse hikâyenin sonuna kadar zavallılar maçı kaybetmek üzereydiler… Sonunda iyi adam olmayı seçen Adsız dışında, bütün kötülerin işleri tıkırında giderken, iyiler zavallı hallerine bakmadan bir ayaklanma çıkararak durumlarını değiştirmeyi bile başaramadılar... Bay Alessandro zavallıları seviyormuş gibi görünüyor, fakat onun da kendi haklarını savunmaları için bu insanlara nasıl yardım edeceğini bilmediği ortada… Nitekim sonunda ilahi adalet geliyor, fakat veba giysileri içinde…”

Bir İtalyan edebiyatı klasiği

Kitabın sonundaki “Hikâyenin Aslı” bölümünde Alessandro’nun emeğinin, Nişanlılar ’ın İtalyan edebiyatındaki yerinin öyle bir hakkını verişi var ki Eco’nun (başlı başına bir hikâye)!

Veba, Nişanlılar ’daki bütün pislikleri süpürürken, klasikler kurtuldu diye düşünüyorum: Unutulmaktan, sıkıcı bulunmaktan. Aslında kurtulanın biz olduğunun pekala farkında olarak. Burak, Eco’nun kitabın sonundaki biyografisini okurken bir kahkaha daha atıyor.

Kitap, “Save the Story/ Hepsi Sana Miras” markasını taşıyor. Ne demek bu, diye bakıyorum. Geçmişin engin denizinde boğulmak üzere olan bazı şeyleri yeni bininci yılda karaya çıkarmaya çalışan bir cankurtaran sandalı! Her yazarın “yeniden anlattığı” klasiğe ve “yeniden anlatma” deneyimine yaklaşımı farklı tabii (Anlatıcılar da eser sahipleri kadar havalı, bu arada). Jonathan Coe, insan olmanın ne demeye geldiğine dair temel sorular sorduran Gulliver ’i anlatırken, Swift’in bakışındaki ağırbaşlılığı korumaya çalıştığını belirtiyor mesela. Çocukların şu çok sevdikleri fantastik öğeleri koruyarak ama yalın bir dille anlatmayı seçmiş.

Eh, yalınlık, anlaşılırlık, sürükleyicilik ve tasarım açısından Hepsi Sana Miras’ın çocuklar için ilgi çekici bir çözüm olacağını inkâr edemeyiz, diye düşünüyorum. Klasiklerin usta yazarlar tarafından yeniden anlatılmasının, okumanın gerçekten de keyifli bir uğraş olduğunu ispata yarayacağını da! Klasiklerin, yarım yamalak çevirilerini ya da doğru düzgün sadeleştirilmiş baskıları olmadığı için, güzel de olsa “zorlu”, orijinal yetişkin baskılarını okumak zorunda kalarak, edebiyattan da klasiklerden de soğuyacak bir kuşağın önüne geçebilinir.

Burak, “Bu herifler basbayağı masalcı,” diyerek beni derinlerden çekiyor. “Herif deme bakayım,” diye tersleniyorum ama, sırf oğlanın yakında benim yerime Domingo’ya teyze diyebileceğinin korkusundan!

“Bu arada, senin gibi bilmeyenler için Nişanlılar ’ın bir aşk hikâyesi olduğunu da yazmayı unutma,” diye kıkırdıyor. “İyi be,” diyorum. “Okumayı Domingo’yla söker artık çocuklar!” Sonrası müthiş bir kovalamaca ve anlatılmaz bir eğlence; edebiyatın sebep olduğu!

NİŞANLILAR

Anlatan: Umberto Eco

Resimleyen: Marco Lorenzetti

Çeviren: Yelda Gürlek

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

İtalyaKitapMısıraşk
Görüş Bildir