Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir. Onedio ana sayfasından, kategori sayfalarından ve arama motorlarından bu içeriğe ulaşılamaz.

Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir. Onedio ana sayfasından, kategori sayfalarından ve arama motorlarından bu içeriğe ulaşılamaz.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Böyle giderse öğretmenler şefkatli, öğrenciler mutlu olamaz!

-

"En önemli ve feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu suretle olur." 

Mustafa Kemal Atatürk

İnsanoğlunun yaşamını sürdürebilmesi için havaya ve suya olan ihtiyacı kaçınılmaz bir gerçek. Öyle değil mi? Doğaya olan bu ihtiyaç fiziksel olduğu kadar ruhsal, bedensel ve zihinsel olarak da son derece gerekli! Doğal mekânlarda daha fazla vakit geçiren çocuklara bakın; daha sağlıklı, daha etkin ve daha üretkenler. Bunun temel nedeni; doğal oyun alanları, yapay ve kompleks oyun alanlarına nispetle çocuklara sınırsız bir imkân ve hayalgücü sunabiliyor. Bu noktada çocuklarına kızanlar varsa önce durup bir baksınlar, düşünsünler, öyle çuvaldıza falan da gerek yok! Çünkü, yaşamlarını yapay mekânlar üzerine kurulmuş alanlarda geçiren çocukların, doğaya karşı duyarsızlaşması da
kaçınılmazdır! Bunu görmek zor değil. Döngü bu kadar kısırken, sistemin üretken bireyler yetiştirmesini beklemek de bence biraz zor gözüküyor.

Ben çok iyi hatırlıyorum, lise yıllarımın geçtiği okulun bahçesi bir cezaevinin avlusundan farksızdı. Bahçe duvarları üzerine demir levhalar yerleştirilmiş, onların üzerine de dikenli tel geçirilmişti. O günlerde bizim okuldan kaçmamıza yönelik önlem almak yerine, okulda tutmak için bir şeyler yapılsaydı, biz her şeye rağmen okuldan bu kadar kaçmazdık belki de. Size bahçenin imkanlarından bahsetmeme izin verin; basketbol için saha vardı ancak top oynamak yasaktı. Öğretmenlerin arabalarına zarar gelmesin diye en büyük zararı bizim Ercan gördü! Okul başarısı düşüktü belki ama inanın çok iyi bir basketbolcu olabilirdi. Voleybol için file vardı ancak yeri çok yersizdi! Öğretmenler odasının hemen önünde... "Çok ses çıkarıyorlar" diye, o da yasaktı! Okulun arkasında çam ağaçlarından oluşan yeşil bir alan vardı ama geçmek yasaktı. O yasak da demir tellerle her öğrenciye hatırlatılmıştı; 'Yeşil de yasak' Biz beton bahçede bir tek 'volta' atabiliyorduk. Sonunda da suç işliyorduk. Bizim cezaevinde çarklar biraz tersten dönüyordu
anlayacağınız. Bize göre suçsuz olduğun için içeri kapatırlardı seni, özgür olabilmek için suç işlemen gerekirdi. Suçtan kastım da okuldan kaçmaktan başka bir şey değildi. Öğretmenimiz Jackie Grobarek olsaydı, bizler belki de bugün bambaşka yerlerde daha bi keyifliydik. Jackie Grobarek mi kim?

Jackie Grobarek okul bahçelerinin değerinin farkında olan bir ilkokul öğretmeni... Okul bahçelerinin çevre eğitimi açısından işlevini de kendisi özetle şöyle anlatıyor:  "Bu yaz öğrencilerimiz solucanlar, bitkiler ve tırtıllar besledi ve ortaya çıkan kelebekleri doğaya geri bıraktı. Solucanların çöp yiyebileceğini, bitkilerin solucan atıklarını kullanarak büyüyebileceğini öğrendiler. Bu süreçlerin birçoğunu okul bahçelerimizde gördüler."

GÜVENİRSENİZ, NELER YAPABİLECEKLERİNE İNANAMAZSINIZ!

Her seçim döneminde eğitim bakanı kim oldu acaba diye merak etmek yerine, koltuğa oturan her kimse bir şeyleri değiştirebilecek birimi diye merak etmek daha doğru olmaz mı? Savaş uçağı düştü diye alkışlayan öğretmenlere, çocuklarımızı onlara emanet ettiğimizi hatırlatmamız gerekmez mi? Tabi sadece bakan, eğitim sistemi, öğretmen ile değişebilecek bir durum değil bu... Herkesin bir şeyleri değiştirme cesaretini kendisinde hissetmesi ile düzelebilir belki de. Esenler Mehmet Akif Ersoy İlkokulu'nda öğretmenlik yapan Ahmet Naç gibi. Ahmet Naç, Manchester Salford Üniversitesi'nin 3 yıl süren bir araştırmasını inceleyerek sınıfı öğrencileri için yeniden tasarladı. Kendi elleriyle! Ahmet Naç'ın şu sözleri takdire değer, "Benim oluşturduğum tasarımı, öğrenciler çalışmalarıyla tamamlayacak. Gördükleriniz içerisinde süs olsun diye yapılan bir şey yok. Çok emek var ama buna değiyor. Şu anki halinden çok daha iyi bir sınıf halini alacak. Çünkü sınıf benim değil onların. Sözü onlara bırakır ve onlara güvenirseniz neler yapabileceklerine inanamazsınız" Ahmet Naç'ın yaptığı, söylediği, dikkat çektiği o kadar güzel noktalar var ki, o bahsettiğim cesareti içinizde bulmanız için okuyun derim. Sınıfta bir de kuru ağaç var! Çocukların eserleri ile yeşerecek!

Bu arada bir şeyleri düzeltmek için çok geç değil, bu işler öyle çok masraflı da değil. 'Yapılan araştırmalara göre' demek altı çok da doldurulamayan bir kavramdır ama araştırır bakarsanız eğer eğitim kalitesini arttırmada, en az maliyetle en etkili sonuç, okul binalarının ve bahçelerinin estetikleştirilmesiyle elde edildiğini görebilirsiniz. Çocukları özgür bırakmanın, yarışa sokmamanın yanında tabi. Örnek mi? Örneğin, Finlandiya'nın eğitim sistemi ile karşılaştınız mı hiç...? Haberi olmayanlar için düşük maliyetler, kısa okul saatleri, ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren bir eğitim sistemi. Bugün Finlandiya'nın eğitimin rüya ülkesi olarak tanımlanmasını sağlayan eğitim sistemi. 

"Finlandiya eğitim sisteminde okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar sosyal bilimler, görsel sanatlar, spor ve pratik becerilerin geliştirilmesi de önemli. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğreniyorlar."

Bizimkinden farkı mı ne? Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama sadece dört saat ders veriyor. İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika! Bizde mi? Bizde ortalama 30 dakika.

Finlandiya’daki okullar öğrencilerin rahat edebileceği şekilde tasarlanıyor. Sınıflarda yaparak-yaşayarak öğrenme modeline uygun alanlar mevcut. Binaların fiziksel özellikleri öğrencilerin evdeymiş gibi rahat etmelerini sağlayacak şekilde düşünülüyor. Biz de ise her şeye hazır olan öğrenciler yıllardır komutla rahatlıyor. “Beni rahatta dinleyin” diye bağıran müdürün karşısında ne kadar rahat olunursa tabi… Hatırlayın!

Biz de öğrencilere çöp attırsanız ertesi gün muhtemelen velileri okulu basıp olay çıkarır. Ama Finlandiya’da öğrenciler okulun tüm işlerini nöbetleşe sistemde birlikte yapıyorlar. Yani Fin okullarında hizmetli yok, tüm işler öğrenciler tarafından yapılıyor. Böylece sorumluluk duyguları gelişiyor. Bahçeye birlikte ağaç dikiyorlar birlikte büyütüyorlar. Biz de dikilen ağaçların etrafı demir tellere çevriliyor. Dokunmayalım diye!

Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan bu denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formülüdür.

Biz en büyük hatayı 'doğadan uzaklaşarak' yapıyoruz belki de. Ülkemizdeki okulların haline bakın; soğuk duvarları ve monoton cepheleri ile dikdörtgen beton yığınları haline geldiler. Bahçeleri ise etrafı duvarlarla örülmüş asfalt zemin(!)den başka bir şey değil. Ne yazık ki çocukların zihnini açmak yerine ruhunu daraltan bu mekânlarda toprak, bitki ve su gibi doğal öğeler de neredeyse yok denecek kadar az. Gerçek sorun eğitim sistemi,  sınav sistemi gibi gözükebilir ancak bahçelerin değerini de bilmiyoruz. Belki de anlayamıyoruz ama şunu çok iyi bilmeliyiz ki; bahçesi çölleşmiş, cezaevi benzeri okullarda öğretmenler şefkatli, öğrenciler mutlu olamaz!

Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ
Görüş Bildir