Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Bitmeyen Savaşta Galip Yok!

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Bitmeyen Savaşta Galip Yok!

Bitmeyen Savaşta Galip Yok!

William Peter Blatty ismiyle özdeşleşen bir fenomendir Şeytan . Yazarın, üniversite yıllarında duyduğu bir ‘şeytan çıkarma’ ayininden esinlendiği bu roman, Hıristiyan öğretisinde önemli bir yer tutan, Tanrı inancının da sınandığı ‘karanlık’ bir alanda gezinmeye çalışır. Asıl olay 1949’da gerçekleşmiştir ve küçük bir erkek çocuğunun ‘şeytan çıkarma’ ayiniyle yüzleşmesi söz konusudur. Bu vakada yaşanan kimi ayrıntıları romanına taşıyan Blatty, bazı olayları da düş gücünün yardımıyla ele alır. İsimleriyse tümüyle değiştirir metinde.

Kaba hatlarıyla, aktris bir annenin küçük kızı Regan’ın bedenini ele geçiren Şeytan’ın, din adamları tarafından çıkarılmasına kadar uzayan süreci anlatır bu roman. Kuzey Irak’ta bir kazı alanında bulunan şeytanî bir ‘tılsım’la açılır hikâye; buradaki kahramanımız Peder Merrin ise çok sonraları yeniden dahil olacaktır serüvene. Bu bölüm, romanın girişini oluşturur ve aklımızın bir köşesinde kalarak sonraki sayfalarda yaşananlara ışık tutar.

Girişten sonra dört kısımda hayat bulur Şeytan : Başlangıç, Bıçak Sırtı, Uçurum, Yakarış... Regan’ın annesi Chris’le tanışır, onun hayatının gidişatı üzerine ipuçlarıyla donanırız önce. Daha sonra Regan’ın ‘rahatsızlığı’ kendini göstermeye başlar ve doktorlar devreye girer. Her türlü bilimsel hamle denense de, bunlar çare olamaz küçük kızın durumuna. Süreç içinde bir de ‘ölüm’ yaşanınca, işin polisiye aşamalarına geçeriz, ki bu yapının finale kadar kendini gösterdiğini söyleyebiliriz.

Regan’ın ‘doğa üstü’ olduğu kesinleşen krizlerine artık dinsel bir çözüm bulmak gerekmektedir. Bu noktada rahip Damien Karras alır sırayı ve kendisinin de bazı sorunları olan genç adam, durumu kurturmaya yönelik çabalara girişir. Yetersiz kaldığının anlaşıldığı andaysa hikâyenin başındaki Peder Merrin ortaya çıkar ve ‘şeytan çıkarıcılar’ın ayini de başlamış olur...

Bu romanı inanç ekseninde değerlendirmek ne kadar doğruysa, bunun tam karşısında duran bir anlayışla da bakılabilir metne. İnanmıyorsanız bile, ortaya konulan ‘kurgu’dan etkilenmemeniz imkânsızdır neredeyse. William Peter Blatty, açılıştan finale kadar sergilediği tutarlılıkla kapıp kavrar sizi. Dinsel referanslarını inandırıcı bir şekilde dillendirir, karakterleri de atmosfer içinde giderek yükselen bir ruh haline sokar. Bir yandan metafizikle bizi oyalarken, öte yandan da polisiye bir gerçeklik sunar ve ‘denge’nin bozulmasının önüne geçmiş olur. Bilimsellikle ruhanîlik arasındaki ‘bitmeyen savaş’ta bir galip olmadığını vurgular bir miktar, her ne kadar dine biraz daha geniş bir alan açmış olsa da.

Blatty, 1983’te ‘Legion’ adlı bir de devamını yazdığı Şeytan ’la, Hıristiyan âleminin temel korkularından birini hayata geçirirken, Tanrı’yla Şeytan’ı karşı karşıya getirir ama buradan bir ‘mutlak güç’le çıkmaz, tıpkı fizikle metafizik arasında yaptığı gibi. Genel tavır olarak Tanrı’dan yana bir bakış ağırlık kazanıyor gibidir, ama özellikle finalde her iki ‘güç’ de zayıflığı tescilli insanlığı etkisi altına alır ve ‘savaş’ın hiç bitmeyeceği işaret edilir.

Yazarın bu romanda kullandığı dil de alabildiğine etkileyicidir. Var olan ‘korku’yu tetikleyip açığa çıkaran olayları ardı ardına sıralarken kelimeleri karanlığa teslim eder. Regan’ın ‘şeytanlaştığı’ anlardaysa bunu doruğa çıkarır, okuru tedirgin etmeyi başarır. İşin özü, dinsel altyapısını özenle oluşturduğu bir korku atmosferine sokar bizi Blatty, sayfalardakini hayal etmemizi sağlayan güçlü dilinin de yardımıyla.

Metnin kopyası bir uyarlama

Şeytan ’ın (orijinal adının çevirisi ‘Şeytan Çıkaran’) 1971’de yayımlanmasından hemen sonra (1973) gösterime giren William Friedkin imzalı aynı adlı filmse, fenomeni ‘klasik’ haline getirir. Senarist hanesinde William Peter Blatty’nin adını görmek, karşımıza çıkacaklar konusunda üç aşağı beş yukarı fikir verir bizlere. Yazar, romandaki yapıyı aynıyla koruduğu senaryosuyla, sayfalardan akanların görselleştirilmesini kolaylaştırır. Dediğimiz gibi, neredeyse romanın izdüşümüdür bu film. Açılıştan finale kadar romanı takip eder ve karakterlerin isimlerinden olayların akışına, ayrıntılara kadar da bu takibini sürdürür.

Linda Blair, Ellen Burstyn, Max von Sydow ve Jason Miller dörtlüsünün, romandaki Regan, Chris, Merrin ve Karras dörtlüsüyle kusursuzca örtüştüğü ‘Şeytan’, William Friedkin’in entrikayı şahlandıran yönetimiyle de akıllardan silinmesi zor bir film olur. Teknik açıdan döneminin epeyce önünde bir çalışma olduğunu da söylemeliyiz. Bu konuya sinema aracılığıyla inandırıcılık katmak çok zorken, ‘Şeytan’ın bu işi layıkıyla becerdiği de açıktır.

Hikâyenin psikolojik boyutunun da es geçilmediği beyazperde çevrimi, karakterlerin içine bakabilmemizi sağlayan bir bütünlükle gelir önümüze. Kuşkusuz Regan/Şeytan karakteri bu bütünlük içinde aslan payına sahiptir, ama genç rahip Damien Karras başta olmak üzere diğer karakterler de kitaptaki ağırlıklarını hissettirirler filmde. Korkuysa bu görünüm içinde baş köşeye kurulur ve iliklerimize kadar işler. Makyajın ve Şeytan’ı seslendiren Mercedes McCambridge’in (‘Johnny Guitar’ın unutulmaz Emma Small’u) de etkisiyle titreriz, ama kendimize gelemeyiz! Yanlış hatırlamıyorsak, filmin 1981’deki Türkiye gösterimlerinde Şeytan’ı 2005’te kaybettiğimiz Pekcan Koşar seslendirmişti, ki McCambridge’in sesinden çok daha ürkütücü olduğunu iddia edebiliriz.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

IrakSavaşSinemaolay
Görüş Bildir