Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Bir Sipere Herkesten Fazla İhtiyacı Var

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Bir Sipere Herkesten Fazla İhtiyacı Var

Sollicciano polisiye, gerilim ya da aşk romanı değil. Ne katilin kimliği, ne nedeni, ne de kimin kimi sevdiği önemli. Önemli olan kalabalıklar içinde yalnız insanların kendilerine ve birbirlerine verdikleri zarar.

Genç Fransız kadın yazar Ingrid Thobois Sollicciano romanında iki erkek bir kadın karakter etrafında gelişen karmaşık ilişkileri, tutkunun saplantıya, saplantının cinnete dönüşmesini, bu süreci yansıtan karmaşıklıktaki bir kurguyla anlatıyor.

Hikâye Sollicciano cezaevindeki bir görüş saatinde başlıyor. Ziyaretçi kadın -Norma-Jean- cinayet suçundan hüküm giymiş Marco’nun kaba ve saldırgan diline sabırla göğüs gererken, bir dergiden, genç adamın yayımlanacak makalesinden söz etmektedir. Felsefe hocası kadının amacı Marco’nun hayatla bağının kopmamasını sağlamak; “Bütünüyle yok olmaktan kurtulmak, beyaz üzerine yazılmış siyah sözcükler aracılığıyla yaşayanların dünyasına sızmak. Marco’nun yazıları dergilerde yayımlandığında, şu masum varsayılan tüm insanların yolunun geçtiği gazetecilerde, kitapçılarda özgür insanların elinin altında olacaktı. Yazmak: dağılmaya karşı bir siper.”

Oysa, dağılmanın eşiğine gelmiş Norma-Jean’in bir sipere herkesten fazla ihtiyacı var. Bunu bir süre sonra anlayacağız. Thobois olaylar zincirini doğrusal bir akışla özetlemek yerine üç karakterin zihninden düzensiz geriye dönüşlerle aktarıyor. Öyle ki birkaç sayfa ilerlediğinizde üç köşeli bir “yapboz”un içinde buluyoruz kendimizi. Köşelerine roman kişilerinin yerleştiği bu yapbozun gizlediği tablo ağır ağır tamamlanıyor.

Kadın ellili yaşlarında ama hâlâ çekiciliğini koruyan Norma-Jean; Normandiya çıkarmasından birkaç ay sonra ABD’li bir paraşütçü ve Fransız bir anneden doğmuş. Babasız büyümüş, lise yıllarında tanıştığı denizci sevgilisiyle büyük bir aşk yaşamış. Sevgilisi tarafından istismar edilmiş, tacize uğramış, hamile kalmış ve kürtaj sonrası uzun bir süre psikolojik tedavi görmüş. Tedavi sonrası felsefe eğitimi alan, ardından Paris’te bir üniversitede felsefe dersleri veren Norma-Jean, psikanalisti Jean ile evlenmiş. Görünürdeki mutlu evliliği Norma’nın varlığını oluşturan her şeyle sürekli savaş halindeki zihnini rahatlatmamış.

Kocası Jean çok daha şanslı doğmuş; yumuşak ve anlayışlı ailesi gerek duyduğu her şeyi uzanıp alabileceği yere koymuşlar, iyi bir eğitim almasını sağlamışlar, güven verici gözlerini üzerinden hiç ayırmamışlar. Orta sınıfların klasik formülüyle -hayatta izlenecek yol belki mutluluğa götürmeyecek ama mutluluktan en az uzaklaştıracak yoldur felsefesiyle- büyümüş Jean. Diğer alanlarda başarıyı yakalasa da, bu steril hayat felsefesi hayatla baş etmesini sağlayamamış. O da diğerleri kadar sosyal-başarısız. İşte bu nedenle karısından ayrıldıktan bir süre sonra hastası Norma-Jean’e âşık olmakta sakınca görmemiş. Jean bu aşkın ihtiyaçtan doğduğunun farkında.

Cinnetin kurgusu

Yapbozun üçüncü köşesinde Marco duruyor. Otuzlu yaşlarda Floransalı bir İtalyan. Gecikmiş yaşına rağmen Paris’te felsefe bölümünün ilk sınıfına serbest dinleyici olarak yazılmış ve Norma-Jean’in öğrencisi olmuş. Ama çok sürmemiş Marco’nun öğrenciliği. Hukuk eğitim gören sevgilisi Flora’yı okulun anfisinde kurşunlayarak öldürünce ömürboyu hapse mahkûm olmuş. İşte bu cinayetle dağılmıştır yapbozun parçaları. Roman boyunca bir yandan Paris’te işlediği cinayetin cezasını ülkesi İtalya’da çeken Marco, Marco’yu ziyaret edebilmek için cezaevi yakınlarındaki Empoli’ye yerleşen Norma-Jean ve Norma-Jean’i kazanabilmek için çabalayan Jean arasındaki gerilimli ilişki hızlanarak ilerliyor, öte yandan bu geri dönüşsüz noktaya sürüklenişin tarihi -her üçünün zihninden geçenlerle- yorumlanıyor.

Yorumlanıyor sözcüğünü kullandım. Çünkü aynı olayların her birinde farklı karşılıkları var. Hepsinden önemlisi de zamanların birbirine karışmış olması. Bütün bunlar hikâyenin bir sis perdesiyle örtülmesine neden oluyor ve okuyucunun yorumlarına davetiye çıkartıyor.

Hapishane sahnesiyle açılmıştı hikâye, ardından bir cinayetin bilgisine ulaştık, otuzlu yaşlarda entelektüel bir katil, katili yalnız bırakmamak adına kendi hayatından vaz geçen elli yaşlarında bir kadın, kadına âşık bir koca... Bütün bunlar okuyucuda merak uyandırmaya yetecek öğeler. Thobois merakı uyandırmakla kalmıyor, az önce sözünü ettiğim algı ve zaman bulanıklığını da kullanarak merak duygusunu sürekli diri tutmayı da başarıyor. Marco’yu cinayet işlemeye götüren sürecin romana gerilim havası kattığını da ekleyelim. Öte yandan roman kişileri arasında çapraz aşklar yaşanıyor. Ancak Sollicciano polisiye, gerilim ya da aşk romanı değil. Ne katilin kimliği, ne nedeni, ne nasılı, ne de kimin kimi sevdiği önemli. Önemli olan hayattan darbeli, kalabalıklar içinde yalnız insanların kendilerine ve birbirlerine verdikleri zarar. Taammüden değil, istemeden zarar veriyorlar birbirlerine; inandıklarıyla hakikati, sevmekle sahiplenmeyi, yardım etmekle hükmetmeyi, aşkla cinselliği, düzenle saplantıyı birbirine karıştırıyorlar.

Sollicciano romanının en önemli eksikliği bireylerdeki travmaları yaratan toplumsal süreçleri yeteri kadar öne çıkarmaması. Buna rağmen bireysel patolojilerin bu kültüre içkin olduğunu görebiliyoruz. Yazar burjuva aile kurumunun ikiyüzlülüğünü, psikolojik tedavi süreçlerinin yetersizliğini, cezaevlerinin yıkıcı etkilerini, toplumsal ilişkilerin kuruluğunu roman kişilerinin bireysel kaderlerinin içine ustalıkla yerleştirmiş.

Romanın övgüyü hak eden asıl yanı hikâyeyi kurgulama tarzında. Hikâyenin doğrusal akışı sürerken, kişilerin bilincinden geriye doğru yapılan ani dönüşlerle okuyucunun zaman algısını bilerek parçalamış. Kişilerin gerçeklik algısına eşlik etmemizi sağlayan bu kurguyu izlemek için dikkatimizi yoğunlaştırmak zorundayız. Arkadaşlarının düğününü ne zaman unutmuşlardı, Jean evi ne zaman terk etmişti, Marco sevgilisini ne zaman öldürmüş, Norma-Jean otomobil kazasını ne zaman geçirmişti... Soruları doğru yanıtladığınızda yapboz tamamlanacak.

Ingrid Thobois aşk ve psikozların kesiştiği bu zorlayıcı romanında okuyucusunu yaralı insanların ruhuna ve bilincin derinliklerine doğru rahatsız edici, üzücü ve şaşırtıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

A. Ömer Türkeş -Radikal Kitap

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriAşkİtalyaKatilKitapSavaşaşkhamile
Görüş Bildir