Bir Şike Davasının Anatomisi

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Bir Şike Davasının Anatomisi

Gazeteci Kenan Başaran, 3 Temmuz 2011’de başlayan şike soruşturmasını öncesi, esnası ve sonrasıyla kitap haline getirdi. Davayı otopsi masasına yatıran eserin adı: Arkadan Müdahale…

3 Temmuz 2011 itibariyle Türkiye’nin çok önemli bir kısmı daha önce hiçbir şekilde farkında olmadığı konularda “uzmanlaşma” sürecine girdi: Yüzlerce sayfayı bulan iddianameler okudu, tapeler dinledi, delilleri inceledi, gizli kamera görüntülerini ileri-geri sararak tartıştı… O da yetmedi kanunların yeterli olup olmadığı, değiştirilmesi gereken noktaları kıraathanelerin bir numaralı münazara konusu haline geldi.

Daha önce Ergenekon, KCK, Balyoz gibi toplumu derinden sarsan ve tartışma yaratan davalara rağmen bu kadar merkezi bir konuma oturmayan ve “şüphe duyulmayan” adalet mekanizması bu tarihten itibaren yeni “gözde” oldu. Bütün bunların sebebi Fenerbahçe’nin merkezinde olduğu ve ligimizde deyim yerindeyse taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmayan şike soruşturmasıydı…

Tabii popüler olan bütün konular gibi bu alanda da herkesin kalem oynatır / söz söyler hale gelmesi, durumu açıklayıcı olmaktan ziyade tarafgir ve karmaşık bir hale soktu. Tarafı olmadığımız zaman zevk alamadığımız her şey gibi bunda da toplum ikiye bölünmüş durumda ve halihazırda Yargıtay’ın söyleyeceği son sözün beklendiği davada bilgilendirme yerine sürekli kendi fikrini empoze etme yahut “Haklıyım” – “Hayır, haksızsın” tartışması yapılmakta.

Elbette bu, davayı tarafsız bir gözle izleyip analiz yapanlar olduğu gerçeğini gölgeleyemiyor. Geçmişte izlediği “siyasi” davalar olsa da kariyerinin spor servisi editörlüğü döneminde bu alanda paslanan fakat “sahaya iner inmez” hemen adapte olan eski Radikal gazetesi editörlerinden Kenan Başaran mesela.

Değerlendirmeyi okuyucuya bırakıyor

Bir dönem teşriki mesai halinde olduğumuz için yakından tanığı olduğum bu süreçte, şike soruşturmasını onun yazılarıyla takip etmenin bilgilendiriciliği yetmezmiş gibi, şimdi de bir kitap yazarak tarihe not düşmeyi ihmal etmemiş: Arkadan Müdahale

Silivri’deki Adliye’de başlayıp Çağlayan’dakinde sona eren duruşmaları yerinde takip eden Başaran (o ilk günde Silivri’de, son duruşmanın görüldüğü Çağlayan’da naçizane ben de ‘Oradaydım’), gazetede yayımlanan yazılarına ek olarak kimi söyleşi ve gözlemleriyle beraber bir davanın anatomisini inceliyor. Bunu yaparken ise herhangi bir yargıda bulunmadan –yahut kafasında verdiği bir hükümden hareket etmeden- değerlendirmeyi okuyucuya bırakıyor.

Şunu da belirtmekte fayda var. Kitabın yazarı “off the record” tabir edilen ve aslında kitapta yer alırsa çok büyük sansasyon yaratacak “duyumlarını” kitaba aktarmamış. Bunu yapmasının nedeni, kendisinden öğrendiğime göre, somut verileri kullanarak referans kitap yaratma arzusu. Emeğine, konuşmanın şahitleri bilse bile, yapılacak yalanlama nedeniyle gelecek “halel”den kaçınmak isteyen Başaran, davanın bütün unsurlarına mikrofon da uzatmış. Fakat önsözde de belirtildiği üzere önemli bir kısmı çeşitli bahanelerle reddetmiş. Savcı ve mahkeme başkanı için yaptığı iki başvuru ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından reddedilmiş. Başaran’ın kitaptaki en önemli dayanakları gözlemleri, mahkeme zabıtlarına da geçmiş olan konuşmalar ve olaylar ile tapeler. Eser boyunca spor yargısı ve ceza yargısının birbirine ters düşen kararları sıralanırken hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğu konusunda fikir beyan edilmiyor. Karar yine bizlerin oluyor.

Peki kitapta neler var bizleri heyecanlandıran? Halk arasında doğru bilinen ama aslında öyle olmadığı ortaya çıkarılan bir bilim programı olan “Mythbusters”ı (Efsane kırıcılar) anımsatırcasına genel kanıyı terse yatıran bölümler var.

Örnek olarak en doğru bilinen şeye ters köşe yapan konuyu verelim: Bu dava başladığından beri bunun bir “cemaat” yahut “Ergenekon” işi olduğu konusunda adeta fikirbirliği vardı. Öyle ki toplum şike soruşturmasının tarafı olmak bir yana, bu davayı seçtiği taraf içerisinde de taraflaşarak tartışıyordu. Yani, Fenerbahçe’nin kayıtsız şartsız masumiyetini savunan bir kısım kişi operasyon yapıldığı ve arkasında cemaat olduğunu düşünürken, başka bir Fenerbahçe’ye inanan kesim ise bunu reddediyordu. İşte kitap, şike soruşturması Hâkimi Mehmet Ekinci’nin tersi kanaatini içeriyor. Ekinci’nin, “Biz bu dosyada cemaat de Ergenekon da göremedik” ifadesi her yönüyle ilgi çekici… Pek çok yönden de toplum nezdinde şiddetle savunulan algıyı reddetmekte.

Aziz Yıldırım’ın portresi

Bunun dışında Eski TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın çarpıcı beyanlarıyla o günlerin “kapalı kapılar ardında” yaşanılanlarına dair ipuçları yakalayabiliyoruz. Fenerbahçe’nin Spor Tahkim Mahkemesi’ne (CAS) açtığı davadan neden vazgeçtiğini açıklayan analiz ve süreç boyunca takındığı tavır ve duruşuyla Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın portresi de kitabın ilgiye değer noktaları. Yıldırım’ın ayrıca mahkemedeki doğaçlama diyalogları da güzel.

Tabii bu çalışma sadece Fenerbahçe cephesinden incelememiş süreci. Şike davası boyunca “hakkının yendiği” kanısında olan Trabzonspor’un, hakkını savunma/savunamama ya da çabalarını da anlatıyor.

“Şike yapılmıştır” yahut “şike yapılmamıştır” gibi bir kanı taşımayan kitapta Başaran, sözünü sadece siyasetin bu yargıya müdahil olup olmadığı ya da başka deyişle siyasetin bu davayla ilgili tutumuna dair söylüyor. Bu kitap bugüne kadar şike soruşturması hakkındaki en derin iz gibi duruyor. Başka derin izler görüp göremeyeceğimizi zaman gösterecek.

Ezcümle, yıllar sonra, 2011 yılında Türkiye’de yaşanan şike soruşturmasında neler olup bittiğini anımsamak istediğimizde dönüp bakabileceğimiz bir kaynak kitapla karşı karşıyayız. Süreç boyunca neler olmuş bir daha hatırlamak için okumalı ve okutmalıyız…

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Aziz YıldırımBalyoz DavasıBilimErgenekonFenerbahçeFenerbahçe Spor KulübüKitapTFFTrabzonspor KulübüYargıtay
Görüş Bildir