Bir Gecede Cahil mi Kaldık? Arap Harflerinin Yarattığı Zorluk Harf Devrimi'nden 100 Yıl Önce Gazetelerde Bile Yazılıyordu!

-

Latin Harfleri Kanunu’nun kabul edildiği 1 Kasım 1928, Türkiye tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır fakat bu tarih ve Latin harflerine geçiş üzerine tartışmalar bugün olduğu kadar 1928'den neredeyse 100 yıl önce de mevcuttu. Öyle ki ilk özel Türkçe gazete olan Ceride-i Havadis'te kaleme alınan önemli yazılar Cumhuriyet öncesine dair öyle detaylar veriyor ki, tarihsel gerçekleri daha iyi anlamamızı sağlayacak.

Kaynak: Osmanlıcadan Türkçeye Okuryazarlığımız - Orhan Koloğlu

1800'lü yıllarda okuma ve yazma arasındaki uçurum, konuşurken kullanılan sade dilin hiçbir basılı organda yer bulamaması bilginin sadece belli bir zümreye ait hale getirildiği izlenimi yaratıyordu.

Ceride-i Havadis'in beşinci sayısında Fünun başlığıyla yayınlanan yazı, Cumhuriyet öncesi de büyük bir ihtiyaç olarak karşımızda olan dil sorununun çözümü için yurt dışındaki uygulamaları örnek almak için geç kaldığımızın resmiydi. Yazı biraz sadeleştirirsek şunlara odaklanmıştı:

Avrupa'da okuyup yazma 200-300 yıl önce başladı. Bu coğrafyada 7-14 yaş arasındaki kişiler bedava okur ardından sanata yönelir. Okuyup yazmamak pek ayıptır, çocuğunu mektebe vermeyen cezalandırılır. Basılmış bir Avrupa risalesinde Paris'te mallara varıncaya dek okumak ve yazmak bilinir denildiği gerçektir. Zira Avrupa'da okumak yazmak pek kolay bir şeydir, çünkü yazıları öyle Türkçe gibi yazı lisanı başka, konuşma lisanı başka değildir. Kibar ila hamalın lakırdısı birdir.

Yazı, dildeki kolaylığın sosyal hayata etkisini şöyle özetler: Bir çocuk mektepten çıktığı anda birdenbire yazıcı olabilir.

Birbirine bağlı olmayan harfler kullanıldığından yazı yazmak kolaydır ve bir de fünuna dair kitaplar kendi dillerinde mevcut olduğundan başka lisana muhtaç olmazlar.

Dil kolaylığının beraberinde getirdiği faydaların yanında bilim üretimi de bu coğrafyada gerçekleştiği için öğrenmek isteyen herkes için ikinci bir kolaylık daha vardır.

Gazetenin bir sonraki sayısında yayınlanan Havadisat-ı Ecnebiye yazısı dilde kolaylığı sağlamanın kökenlerinin çok eskilerde yattığını anlatır.

Yani ancak bilgiye verilen değer ve bilginin ulaşması gereken kitlenin önemini kavramak dilde yapılacak atılımların da öncüsü olabilirdi. Bu tespitin ardından bilgi üretme konusunda da nerede eksik olduğumuzu özetler:

Dışarıdan bakılsa sanat sahibi adama okuyup yazmak lazım gelmez gibi görünür ise de bu hiç de böyle değildir. Eğer okuyup yazmaksızın sade üstaddan görülen sanat oluverseydi Avrupa'da her bir fen ve ilim için beyhude emekler ve para sarf olunup kitaplar yazılmazdı.

Bilginin sadece seçkinler değil herkes için elzem olduğu çarpıcı bir örnekle özetlenir.

Mesela çiftçi bir adama lazım gelen sapan sürmek, tarla kazımak ev bağ çapalamak yanında okuma yazmanın gerekmediği hatıra gelirse de, okuma yazma gereklidir. Zira bir çiftçi okuyup yazmak bildiği surette diğer çiftçiler arasında itibarlı olup işini dürüst görüp gördüreceğinden başka bu ziraat bilimi konusunda yazılmış kitapları dahi inceleyip her bir usulünü kitaba göre uygularsa cahil çiftçinin erişeceği üretimin iki-üç katına erişir.

Çiftçinin ihtiyacı olan tekniği okuyarak edinmesi önündeki engel her ne kadar büyük bir etki gibi görünmese de okuma dilinin sadece belli bir kesime hitap etmesiydi.

Sadece seçkinler dışındaki halk kitlelerinin değil, seçkin olarak nitelendirilen eğitimli kesimin de konuşma ve yazma dili arasındaki uçurumdan nasibini aldığını belirtmek gerek.

1849'da Osmanlı'daki durumu değerlendiren yabancı araştırmacılar Ceride-i Havadis gazetesinin zorlukla ayakta kalmasının sebeplerini sıraladığında ortadaki problemin boyutları iyiden iyiye ortaya çıkar.

Araştırmalar gazetenin asıl probleminin dağıtım ağı ya da devlet engelinden ziyade okuyucu bulamamasıyla ilgili olduğunu ortaya çıkarır. Buradaki okuyucu eksikliği problemi de, araştırmaya göre İstanbul Türkçesi ve Anadolu Türkçesi arasındaki farktan doğmuştur.

Ceride-i Havadis'e hem o dönemde hem de günümüzde yöneltilen 'dış kültürün temsilcisi olma' eleştirisini dikkate alsak bile başka çarpıcı örneklerle karşılaşırız.

Ziya Paşa'nın Hürriyet gazetesinde 1869'da kaleme aldığı yazısı eğitimin daha çocuk yaşta etkisini gösterdiğini anlatır. Avrupa'da büyüyen bir çocukla Osmanlı'da büyüyen bir çocuğun eğitim farkını çocuklar arasındaki varoluşsal yahut kültürel bir farka bağlamaz.

Ziya Paşa'ya göre 'bizim çocukların' yaradılış ve yetenekçe bir eksikleri yoktur, asıl eksiklik eğitim yönteminde gizlidir. Şu örneği verir:

Harekeli Kur'an-ı Kerim'i irkilmeksizin dürüst okur vesselam. Ama diğer milletin çocuğuyla bizimkini yan yana getirdiğimizde bizimki mağlup olur. Çünkü öteki kendi dilinde hem okur hem de yazar. Bizimki sadece okur ama karalama yazar. Öyle fikirlerini kağıt üzerine koyamaz.

O dönem kaleme alınan tüm bu eleştirilere objektif bir gözle bakıldığında harf devriminin ardından toplumun 'cahilleştiğini' savunmak çok zordur.

Hem eğitimi zorlaştıran hem dünyayla ortak bir bilimsel anlayış oluşturma imkanını zorlaştıran yazı dilindeki değişim Atatürk'ün benimsediği ve bireyler arasında fark gözetmeyen, eşitliği hedefleyen Halkçılık ilkesinin bir yansıması olarak görülebilir.

Herkesin aynı koşullarda eğitim alabildiği eşitlikçi bir Türkiye inşa ettiği için Ulu Önder'e yeniden teşekkür etmek gerek, ne dersiniz?

Tarihle ilgiliyseniz bu içeriklerin de ilginizi çekeceğinizi düşünüyoruz!

Türkiye'nin İlk Kadın Avukatı Süreyya Ağaoğlu'nun Atatürk'le Anısı Kadın Hakları Açısından Bir Ders Niteliğinde! - onedio.com
Türkiye'nin İlk Kadın Avukatı Süreyya Ağaoğlu'nun Atatürk'le Anısı Kadın Hakları Açısından Bir Ders Niteliğinde! - onedio.com
Sokrates'in Baldıran Zehrini İçip İntihar Etmeden Önceki Son Anını Tüm Trajikliğiyle Anlatan 'Sokrates'in Ölümü' Tablosu - onedio.com
Sokrates'in Baldıran Zehrini İçip İntihar Etmeden Önceki Son Anını Tüm Trajikliğiyle Anlatan 'Sokrates'in Ölümü' Tablosu - onedio.com

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
enes-cakmak4

Klasik sığ düşünceye sahip olanlar yine kendi "kafatasçı" milliyetçiliklerinin etkisi ile yorumlar yapmaya başlamışlar. Yeter be kardeşim... Araplar, Türkler, Kürler vs. bitmediniz gitti. İşinize geldiği zaman hepimiz insanız, hepimiz aynıyız diye bas bas bağırıyor, işinize gelmediği zaman da lanet olsun Araplara, lanet olsun bilmem nelere...Latin Alfabesi değil de Arap alfabesi dünya çapında kullanılıyor olsaydı, onu kabul edecek miydiniz? Bu zihniyetle sizler sadece kendi atalarınıza ve modernite adında sunulmuş her şeye saygı duyarsınız. Doğru ve hak olana değil.

nkoruca

araplarin her seyi kotudur.

ufukdiyoki

Çocuklara bilgisayar anlatırken çğıöşü harflerini kullanamadığımızın konusu ne zaman geçse "Neden" diyorlar. "Çünkü hem kafamız çalışmıyor hem de biz çalışmıyoruz. Bir icadı ilk kim çıkarırsa o onundur, bilgisayarı biz üretmedik ki bize göre olsun. Siz bunun farkında olarak yetişin, çalışın." diyorum.

sule.uygur

Mirza Fetali de Arap alfabesinden kurtulmak için emek vermiş 1800'lü yıllarda. Fakat kime neyi anlatıyoruz?

dyrc

Arap alfabesi araplara ait demişsiniz de yerine gelen Göktürk alfabesi mi acaba. Doğru düzgün savunun savunacağınız şeyi. Arap alfabesi araplara ait olduğu için mi kaldırıldı azıcık mantıklı konuşun.

Başlıklar

Bilimİstanbul
Görüş Bildir