'Benim Hayatımda Hiç Kurbağa Olmadı'

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Benim Hayatımda Hiç Kurbağa Olmadı

Benim Hayatımda Hiç Kurbağa Olmadı

Elele dergisi, kasım sayısında “Öyle Bir Geçer Zaman ki”nin Cemile’si Ayça Bingöl’e uzattı kayıt cihazını; kadın olmayı, kadınların erkekleri eğitme meselesini, evliliğini, yeni evini ve yaşam felsefesini sordu.

Dırdırcı, entrikacı, paragöz eltisinin karşısında namuslu, sadık, güçlü kadın Cemile... Bu roller, melek ve şeytan kadın ayrımını olumlamış olmuyor mu biraz?

  • Evet, böyle olmamalı. Ben bireysel anlamda bu bölünmeye karşıyım. İyinin içinde kötü, kötünün içinde iyi vardır. Başka türlüsü de zaten hayatın bir parçası olmaz, inandırıcı olmaz. Saf iyi, saf kötü sadece masallarda vardır.

“İki tür kadın var” diyor masal analizcisi Stephen Mitchell: “Prensle evlenenler, kurbağa ile evlenenler...” Bir kurbağa asla bir prens olamaz, ancak bir prens tipik bir evliliğin olağan akışı içinde kurbağaya dönüşürmüş...

  • Yani sonuçta “Bütün erkekler kurbağadır” mı diyor?

Orasını Mitchell açıklamamış. Sorum şu: Prensle kurbağa arasındaki farkı nasıl anlar bir kadın? - Hiç bilmiyorum ki bunu. Yani benim hayatımda hiç kurbağa olmadı galiba.

Kadınlar hayatına aldığı erkeği her zaman eğitmek zorunda mı sizce?

  • Birinin birini eğitmesi bana çok ilkel geliyor. Eğitmek zorunda da değil. Zaten kişinin gelişimi kendi bakış açısıyla ve kendi dürtüsüyle olabilecek bir şey. Kimsenin kimseyi eğitmek gibi bir misyonu olmamalı. Kadın ya da erkek, herkes kendinden sorumludur.

BENİM KIRILMA NOKTAM İTÜ’DEKİ MUTSUZLUĞUMDU* 17 yaşına kadar yalnız bir çocuk olarak büyümüşsünüz, sonra kardeşiniz Ilgın doğmuş. Annelik provanız var, neden çocuk sahibi olmadınız? - İş yoğunluğu, yaşam koşulları yüzünden erteliyoruz. Gelecekte istiyoruz tabii.

Kimya öğreniminizi yarıda bırakıp konservatuvara geçmişsiniz. Böylesi bir kırılma noktasını yaşatacak şey neydi hayatınızda?

  • O, tamamen çevrenin etkisiyle zorunlu bir seçimdi. Çünkü pozitif bilimlerin daha revaçta olduğu, gerçek işlerin onlar sanıldığı bir dönemde okuyordum. Klasik öğretiler işte. Üniversite okunacak, dershaneye gidilecek, meslek sahibi olunacak... Ben bunlara hiç kanmadım. Mutluluğun peşinden koşmak istedim. 19 yaşında “Ben ne yaparsam mutlu olurum?” sorusunu sordum. Bu yaşıma kadar yaptığım en iyi şeydi sanırım. Devam etseydim, mutlu olmayacağımı biliyordum. Çok küçük yaşta sahne deneyimim olmuştu. Sahne sevgisi içime düşmüştü. Lise çağlarında bunu yaşatmaya çalıştım. Yani benim kırılma noktam İTÜ’de okurken hissettiğim mutsuzluktu.

Mezun olabildiniz mi?

  • Hayır, yarıda bıraktım. Orada okurken ailemden gizli konservatuvar sınavlarına hazırlandım.

Profesyonel oyunculuğa 1996’da Dormen Tiyatrosu’nda başladınız. “Çehov Makinesi” ile özlem gidermeye devam edecek misiniz?

  • Bu sezon devam edecek mi, etmeyecek mi bilmiyorum. Eser, Devlet Tiyatrosu’nun repertuvarına girerse devam edeceğim.

GERÇEKTE EVLİLİK BİR PİYONGO* Eşiniz Ali Bey’le devam edelim mi?

  • Edelim. Zaten Ali hep röportajlarımda ondan nasıl bahsedeceğimi merak eder.

Ne zaman evlendiniz?

  • Biz konservatuvardan arkadaştık. Mezun olunca “hadi evlenelim” dedik ve evlendik. Bizimki daha çok beraber yol almak, ortak hayallerin ve hedeflerin peşinden koşmak gibi... Aslında gerçekte evlilik bir piyango. Kimse kötü olsun diye evlenmiyor. Bakalım, bizimki iyi çıktı şu ana kadar.

Kaç yıl oldu?

  • 12 sene olacak.

Ali Bey doktora yapıyordu değil mi?

  • Ali, mezun olduktan sonra akademik kariyerine devam etti. 9 Eylül Üniversitesi’nde master yaptı. Hâlâ da bitmeyen bir doktora süreci yaşıyor.

Doktora yazan birinin eşi olmak zordur, büyük fedakarlık ister. Üstelik siz de yoğunsunuz, nasıl oluyor evin içindeki durumlar?

  • Evet. O master yaparken çok yoğun çalışmıyordum. Ali’nin teknolojiyle pek arası yok. Elde yazar; kalem sesini duymak gibi bir takıntısı var. Dolayısıyla editörlüğünü ben yaptım, yani temize çektim yazdıklarını. O kadar zorlandığım 3-5 ay yaşadım ki! Hayatımın en kabus zamanıydı. O yüzden ”Doktora yaparsan bir satır yazmayacağım” diye yemin ettim.

Ne oldu o yemin?

  • O yemin bozuldu tabii. Bu konuda çok inatçı.

Evdeki düzeniniz nasıl?

  • Evde olduğum zamanlar, işim yoksa yemekleri ben yapıyorum. Temizlik yapmayı da severim. Şimdi taşınacağız. Orayı düzene sokuyoruz. Bu kış boş günlerimde evde, daha domestik yaşayacağım.

  • En sevdiğim arkadaşlarımla oturup sohbet etmek. Güzel şarap içmek, müzik dinlemek...

Son soru, yakın gelecek için bir plan var mı?

  • Hayır, yok. Eskiden çok plancıydım, ondan da vazgeçtim. Artık plan yapmıyorum.

AKIL VERMEYİ SEVMEM ÖĞÜDÜ BOŞ BULURUM* Bana felsefeye ilgi duyan bir kişiliğiniz var gibi geldi. Arkadaşlarınıza akıl veren, akıl danışılan biri misiniz?

  • Öğüt vermeyi, akıl vermeyi pek sevmem. Bu konularda söyleyeceklerimi kendime saklarım. Öğüdü biraz boş bulurum, çünkü insan en iyi yaşayarak öğrenir. Ben, eğriyi-doğruyu her şeyi yaşayarak öğrendim. Bunu tercih ettiysem sonucuna da katlanmam gerektiğini düşünürüm.
Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

BingölEvlilikŞarapTercihkadınlarmüzik
Görüş Bildir