Avrupa Basınından Özetler | 06.11.2012

 > -

İngiliz Basınından Özetler | 06.11.2012

İngiliz Basınından Özetler | 06.11.2012

Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılacak başkanlık seçimleri bir kez daha İngiliz gazetelerinin baş sayfalarında.

Guardian gazetesi milyonlarca Amerikalının sandık başına gitmesiyle "ABD tarihinin en çirkin, kutuplaşmış ve pahalı başkanlık seçimi kampanyası" olarak nitelediği dönemin de sona ereceğini yazıyor. Gazete haberine şöyle devam ediyor: "2000 yılında yaşanan fiyaskodan beri en başa baş gidecek seçim öncesinde kesinlikten uzak sonuçlara karşı, her iki taraf da avukatlarını kilit rol oynayan eyaletlere gönderdi. Daha oylama başlamadan Demokratlar Ohio ve Florida eyaletlerinde oy verenlere baskı uygulandığı iddiasıyla Cumhuriyetçilere karşı yasal adımlar atıyor. Mitt Romney ve Barack Obama reklamlara milyarca dolar harcamış ve kilometrelerce yol kat etmiş olsa da kamuoyu araştırmaları başladıkları yerde: ülke hâlâ yarı yarıya bölünmüş durumda."

Financial Times gazetesiyse seçimi kazananın şirketlerin istediği politikalara açıklık getirmesi gerekeceğini yazıyor. Gazete, seçimi kim kazanırsa kazansın, şirketlerin seçim döneminin sona ermiş olmasına sevineceğini, ve ülkenin ekonomi politikalarının gidişatının ivedilikle belirlenmesini bekleyeceğini aktarıyor. Financial Times, başkanlık koltuğuna kimin oturacağı ve Kongre'nin yapısının belirlenmesiyle liderleri bekleyen en büyük sorunun mali uçurumun önüne geçilmesi olacağını belirtiyor.

Daily Telegraph gazetesinin yazarlarından Tim Stanley , Amerika'da ekonomi bir yana, "bozuk ve saldırgan" olarak nitelediği politik sistemin seçimi kazananın istediklerini gerçekleştirmede engel yaratacağını yazıyor. Stanley, seçimi kazanacak kişinin ülkede 7,9 seviyesindeki işsizlik ve 16 trilyon milli borçla; dışarıda da Çin, İran ve büyükelçiliklerin bombalanması gibi çeşit çeşit sorunla başa çıkması gerekeceğini belirtiyor. Yazar, tüm bunlara rağmen en büyük sorunun Amerika'daki politik sistemden kaynaklandığını öne sürüyor. Ona göre, önergelerin yasalaşması için hem Temsilciler Meclisi, hem de Senato'dan geçmesi gerektiği bir sistemde birinde çoğunluğun Cumhuriyetçilerde, diğerinde de Demokratlarda olması, Başkan seçilecek kişinin fikirlerini icraate dönüştürmesinde en büyük engeli oluşturacaktır.

Financial Times, Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimi konusunda başka bir haberinde İngiliz Başbakanı David Cameron'ın kimin seçilmesini istediği konusunda açıklıkla konuşmadığını, ama kapalı kapılar ardında tercihinin Obama yönünde olduğunu öne sürüyor. Gazete, Cameron'ın Başbakan olarak seçilmesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin ısındığını; ve eski Başbakan Tony Blair'in eski Başkan George Bush'a olan aşırı övgülü yaklaşımının bu ikili arasında görülmediğini belirtiyor. Financial Times, Cameron'ın Cumhuriyetçilerin adayı Mitt Romney ile Mart ayında görüşmediğini; Temmuz ayında görüştüğündeyse Romney'nin Londra'nın Olimpiyat hazırlığı konusunda şüphelerini dile getirmesiyle ilişkilerin soğuduğunu okuyucularına hatırlatıyor.

Times gazetesi, Starbucks, Amazon ve Google'un aralarında bulunduğu çokuluslu şirketlerin İngiltere'de düşük kurumlar vergisi ödeyebilmeleri için çeşitli yasal boşlukları avantajlarına kullandıklarının ortaya çıkmasıyla İngiltere ve Almanya'nın harekete geçtiğini yazıyor. Gazete, Reuters haber ajansının Starbucks'ın son 3 yılda İngiltere'de kurumlar vergisi ödememeyi başardığını öne sürdüğünü hatırlatıp, İngiliz Maliye Bakanı George Osbourne ve Alman meslektaşı Wolfgang Schaube'nin bunu engellemek için Avrupa Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü nezdinde girişimler başlattıklarını aktarıyor.

Guardian gazetesinde, dış haberler bölümünün bugünkü manşeti: "İsrail Başbakanı'nın İran'a saldırmaya hazırlanılması emrini ordu ve Mossad yerine getirmeyi reddetti." Gazete, İsrail'de yayınlanan bir belgeselin İsrail başbakanı ve savunma bakanının, orduya İran'ın nükleer üslerine saldırmaya hazırlanmasını emrettiğini iddia ettiğini yazıyor. Guardian gazetesindeki haberin devamı şöyle: "Ulva adlı belgesel, genelkurmay başkanının ve istihbarat birimi Mossad'ın başının bu plana sert bir biçimde karşı çıkmasıyla bu emrin yerine getirilmediğini söyledi. (…) Dönemin Genelkurmay Başkanı Gabi Ashkenazi ve dönemin Mossad Başkanı Meir Dagan, Başbakan Benyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Ehud Barak'a karşı çıkarken Dagan, 'Savaşa gitme gibi yasadışı bir karar verme olasılığınız var. Buna ancak bakanlar kurulu karar verebilir.' dedi. (…) Belgesele verdiği demeçte Barak ise ordunun yeterli kapasitede olmamasından dolayı emrin yerine getirilmediğini söyledi ve [Dagan ve Ashkenazi'nin] emri veto ettiğinin doğru olmadığını belirtti."

Financial Times, Suriyeli muhaliflere en fazla mali destek sağlayan ülkenin Libya olduğunu yazıyor. Gazetenin haberi şöyle: "Suriyeli muhaliflere en fazla mali desteği sağlayan ülke, petrol devi bir Arap ülkesi değil; onun yerine kendi iç savaşından yeni çıkan yaralı bir Libya. Suriye Milli Konseyi, kendilerine sağlanan toplam 40,4 milyon doların 20,3'ünün Libya'dan, 15'inin Katar'dan, 5'inin de Birleşik Arap Emirlikleri'nden geldiğini açıkladı."

Benzer bir konuda Independent gazetesi, Suriyeli muhalifleri temsil edecek yeni bir grubun oluşturulmasına dair Batı'nın planlarının Suriye Milli Konseyi'nin karşı çıkmasıyla suya düştüğünü aktarıyor. Gazeteye göre Katar'ın başkenti Doha'da yapılan toplantılara katılan bir Batılı diplomat, muhalifler için çatı görevi gören Suriye Milli Konseyi'nin bundan vazgeçmek istemediğine tanık olmuş. Independent, Suriye'deki çatışmaların müzakere masalarından daha çok savaş alanında çözüleceğinin belli olmasıyla parçalanmış durumdaki Özgür Suriye Ordusu'nu daha iyi temsil edecek bir muhalif çatı grubunun oluşturulması çağrılarının arttığını yazıyor.

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler | 06.11.2012

Alman Basınından Özetler | 06.11.2012

Erdoğan'ın idam cezası ile ilgili sözleri ve Alman siyasetindeki gelişmeler öne çıkıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bu ülkede on binlerce insanın ölümüne vesile olan bir terörist başına idam verilmiştir ama bu ülke, birilerinin, bazı malum yerlerin baskılarıyla idamı dahi kaldırmıştır. Şu anda birçok insanımız kamuoyu araştırmalarında idam yeniden gelsin diyor“ şeklindeki sözleri Alman basınında da yankı yarattı. Frankfurter Rundschau gazetesi Erdoğan’ın idam cezası ile ilgili açıklamasını şöyle yorumladı:

“Bu çıkış, idam cezasını tekrar yürürlüğe sokmak için doğrudan doğruya alınan bir inisiyatif olmaktan çok, bir uyarı olarak değerlendirilmeli. Hiç kuşkusuz bu açıklama Erdoğan’ın bilek gücüne dayanan popülizminin bir ifadesi. Türkiye’nin üyelik gayretlerinin altını çizdiği Berlin ziyaretinden birkaç gün sonra bu çıkış huzursuzluk yaratmanın da ötesine geçiyor. Açıklamanın içinde 2023 yılına kadar Avrupa Birliği üyeliği ültimatomunu tamamlayıcı bir nitelik bulmak mümkün. İdam cezasıyla yapılan dolaylı anlatım şu şekilde okunabilir: ‘Eğer bizi istemeyecek olursanız karşınıza çok daha farklı bir Türkiye çıkabilir.”

Almanya'daki genel seçimlere yaklaşık 1 yıl kala hükümeti oluşturan Hıristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) ile Hür Demokrat Parti’nin (FDP) kurmayları pazar günü bir araya geldi. Seçimlerde birlikte mücadele etmek üzere ortaklaşma gayesiyle gece geç saatlere kadar süren toplantıdan uzlaşma çıktı. Münih’te yayımlanan Süddeutsche Zeitung zirve dolayısıyla Başbakan Angela Merkel liderliğindeki hükümeti değerlendiren bir yoruma yer veriyor:

“Bu koalisyon kendi politik oyun odasına kısılıp kalmış durumda, kendi iç işleyişinde verimsiz ve sunduğu manzara bakımından yorucu. Ama bu koalisyon hakkında tek bir şey söylenemez; o da bitme noktasına geldiği. Muhalefet şimdiye kadar kendini iktidara alternatif olarak sunmayı beceremedi. Sosyal Demokrat Parti bir başbakan adayı çıkarana kadar kendisiyle meşgul oldu. Çıkardıktan sonra da buna devam ediyor. Merkel’in dramatik iç politik zayıflığı şimdiye kadar Euro için sürdürdüğü kriz yönetimiyle telafi ediliyordu. Pazarı pazartesiye bağlayan gece buna ek olarak Liberallerin batmasına izin vermeyeceği yönünde bir işaret verdi. Eğer bir yıl içinde görece bir çoğunluk Merkel’in başbakan olarak kalmasından ve 60 yıldan aşkın bir süredir ilk kez Liberallerin Federal Meclis’te olmasından vazgeçmek istemezse Hıristiyan Demokratlarla Hür Demokratlar arasındaki koalisyon tekrar kazanabilir. Bir bakıma yanlışlıkla...”

Berlin’de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi koalisyon zirvesinde ortaya çıkan uzlaşmayı şu sözlerle yorumluyor:

“Uzlaşmalar, uzlaşma sözcüğünün kötü bir ünü olduğu için kötü değildir. Partilerin ender olarak tek başına hükümet kurabildiği ve sıkça övülen siyasi düzenimizde çıkarların dengesi söz konusudur. Ve parti bir bütünün bir parçası anlamına geldiğinden herkesin aynı şeyi istememesi gayet makuldür. Zaten tam da bu yüzden seçilirler. Tekdüzelik, ayırt edilemezlik haklı olarak eleştirilir. Ama çok daha güçlü bir çeşitlilik talep edenler aynı zaman da bir koalisyonun bir koro gibi ahenkli olmasını beklememelidir. Koalisyon aynı zamanda çatışma anlamına gelir, mesele ölçüyü ve ortayı tekrar bulmak meselesidir. Tıpkı ‘Ortanın Koalisyonu’ olarak kendini taltif etmiş bir koalisyonda olduğu gibi...”

Aynı konuyla ilgili Frankfurter Allgemeine Zeitung şu yorumu yapıyor:

“Sosyal Demokrat Parti, koalisyonu oluşturan üç partinin aldığı kararları hileli ticarete benzetmekle kalmıyor, bunu ‘süper-hileli alışveriş’ olarak nitelendiriyor. Ne var ki Sosyal Demokratlarla Yeşiller de, adına hükümet ittifakı denilen siyasi çıkar pazarlığında rakiplerini pek aratmıyorlar. Koalisyonlar ancak kaçınılmaz olarak birbirinden farklı olan pozisyonlar dengelenebildiği takdirde yaşayabilir. Bir hükümet ittifakını ‘süper hileli ticaret’ olarak tanımlamak aslında istemeyerek yapılmış bir övgüdür. Hiç kuşkusuz pazar günü koalisyon zirvesi zevahiri kurtarmayı becerdi. En çok da Hıristiyan Sosyal Birliğin de bunu yapabilmiş olması, Sosyal Demokratlarla Yeşilleri kızdırıyor.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Ercan Coşkun

Editör: Ahmet Günaltay

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler | 06.11.2012

Avrupa Basınından Özetler | 06.11.2012

Avrupa basını ABD'deki başkanlık seçimleri ile kasım sonunda yapılacak AB Zirvesi'ne ağırlık veriyor.

Danimarka'nın ekonomi gazetesi Borsen bugünkü sayısında ABD'deki başkanlık seçimlerinin piyasalara etkisini ele alıyor. Yorum şöyle:

"ABD'deki seçimler sadece ABD için önem taşımıyor. Tıpkı ABD gibi küresel ekonomi de bir büyüme krizi içine girdi. Bu krizden çıkış yolu, Başkan Barack Obama ya da Mitt Romney'nin doğru kararları alıp alamayacağına bağlı. Bu iki adaydan hangisinin dünya ekonomisi için daha iyi olacağını söylemek zor. Piyasalar Sandy kasırgasının bir sonucu olarak Başkan Obama'nın oylarının az da olsa artmasına olumsuz tepki gösterdi. Kuşkusuz Romney daha ekonomi dostu bir aday. Ayrıca büyümenin kaynağı özel işletmeler ve Amerikalı tüketiciler olmak zorunda."

Macaristan'dan Nepszava gazetesi ise aynı konuyla ilgili yorumunda şu satırlara yer veriyor:

"ABD 45'inci yeni Başkanı'na mı kavuşacak, yoksa 44'üncü Başkan görevinde mi kalacak? Bu konuda karar yarın belli olacak, çünkü bu durumun belirsiz kalması gibi bir seçenek söz konusu değil. Ancak iki aday arasındaki güç dengesinin eşit olması nedeniyle bu seçimin sonucunu, maratonun son metreleri gösterecek. Bu da sonuç olarak bazı tesadüflere bağlı. Örneğin seçmenlerin Başkan Obama'nın son günlerde Sandy kasırgasına karşı alınan korunma önlemlerinden memnun kalıp kalmamasına."

Konuyla ilgili olarak Fransız Sud-Oest gazetesinin yorumunda ise şu satırlar dikkat çekiyor:

"Barack Obama'nın ABD hayali, siyasi sistemdeki engeller, eşitsizlikler ve finans dünyasının başkaldırısına çarptı. Ayrıca dış politikada Amerikalı süper güç Asya'daki stratejik büyük zorlukla düşündüğünden daha hızlı biçimde karşı karşıya geldi. Çünkü Pasifik'in diğer tarafında, henüz baskın olmasa da kendine güveni yerinde bir Çin duruyor. Çin, Batı'nın hâlâ kurtulamadığı, zor durumda olduğu krizi neredeyse zarara uğramadan atlattı. Ve Çin'de ilk kez, çevresini saran karanlığa rağmen, yasaklı kentte (Pekin) 'kırmızı prenslerin' belirleneceği kongre (Çin Komünist Partisi Kongresi) en az Beyaz Saray'daki yarış kadar heyecanlı geçiyor."

Bulgaristan'dan Sega gazetesi bugünkü sayısında, 22-23 Kasım tarihlerinde düzenlenecek, AB'nin 2014-2020 yılları arasındaki bütçesinin ele alınacağı müzakereleri taşıyor yorum sütunlarına:

"22-23 Kasım tarihlerindeki AB Zirvesi, AB’nin bütçesinin kabataslak onaylanması amacını güdüyor. Ancak Avrupa'da her politikaya hâkim olan ilke, egoizm, yani bencillik. Avrupa'da kriz baş gösterdiğinden beri bunun gizlenmesine gerek bile görülmedi. Büyük pastanın dağıtılması sırasında sert, açık pazarlıklar yapılıyor. Bu tartışma bütün gücüyle büyüyecek, ancak kesinlikle bu ay yapılacak zirvede sona ermeyecektir. Yalan, aldatmaca ve üstün gelme, gelecek yılın aynı dönemine kadar sürecektir."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topçu

Editör: Başak Özay

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAngela MerkelAvrupa BirliğiBakanlar KuruluBarack ObamaBaşbakanBirleşik Arap EmirlikleriÇinDeepMindGenelkurmay BaşkanıİdamİngiltereİranİsrailKatarMacaristanMitt RomneyRecep Tayyip ErdoğanSandySavaşSuriyeoyun
Görüş Bildir