Avrupa Basınından Özetler | 25.10.2012

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

İngiltere basınında bugün Türkiye’ye dair bir dosya Jimmy Savile hakkındaki iddialar ve ABD’nin dış politika gündemine dair bir makale önce çıkıyor.

Guardian gazetesi Türkiye ve Başbakan Tayyip Erdoğan’la ilgili özel bir dosya yayımlıyor.

Simon Tisdall ’ın kaleme aldığı ve “Yeni Atatürk, Erdoğan dönüm noktasında” başlıklı dosyada Suriye krizi, ekonomi ve Kürt meselesinin Erdoğan’ın iktidarına etkisi inceleniyor.

Başbakan Erdoğan’ın parti kongresinde ‘Türkiye’nin Müslüman ülkelere örnek olduğu’ sözleriyle başlayan yazıda, seçim sonuçlarından yola çıkılarak ülkenin yarısının muhalif olduğu ifade ediliyor.

Yazar Erdoğan için şu yorumu yapıyor:

“Sevin ya da sevmeyin, destekçileri de karşıtları da Erdoğan’ın Türkiye’nin siyasi sahnesine egemen olduğu konusunda hem fikir. Destekçilerine göre o dinamik, modernleşen bir güç. Karşıtlarına göre ise bölücü hatta tehditkâr.”

Guardian, giderek artan sorunlar karşısında Erdoğan’ın iktidarını koruyup korumayacağına dair soru işaretleri doğduğuna dikkat çekerken Başbakan için ‘zayıf görünüyor’ yorumunu yapıyor.

Gazeteye göre, Türkiye Arap Baharı ile birlikte Orta Doğu’da ‘model’ olarak öne çıksa da Suriye’deki iç savaş Türkiye’nin ‘bölgesel liderlik’ kavramına zarar verdi.

Yazar, Başbakan Erdoğan’ın, tüm çabalarına rağmen Esad’ı reform yapmaya ikna edememiş olmasını ‘kişisel bir mesele’ olarak algıladığını yazıyor.

Başbakan Erdoğan’ın 2014’de cumhurbaşkanlığı koltuğuna geçmesinin beklendiği belirtilen haberde, Erdoğan’ın bunu yapabilmesi için gerekli koşullar şöyle sıralanıyor:

“Abdullah Gül geri çekilmeli veya güçsüz bir başbakan olarak kalmayı kabul etmeli.”

Guardian yazarı, Türkiye’de orta sınıfın, Batı yanlılarının, Kemalistlerin ve sağcı milliyetçilerin Erdoğan’ın planını ‘anayasal devrim’ olarak gördüğünü belirtiyor.

Başbakan Erdoğan’ın Kürt meselesini çözme sözü vermesine rağmen ‘PKK saldırılarının devam ettiği’ de haberde dikkat çekilen maddelerden.

Gazete, AKP’nin Fethullah Gülen cemaati, Müslüman Kardeşler ve Gazze’de Hamas yönetimiyle bağlarından yola çıkarak Erdoğan’ın ‘dindar bir nesil yaratma hırsında’ olduğuna dair şüphelere de yer veriyor.

Başbakanın sağlığına dair endişeler olduğu da belirtilen yazıda, “Erdoğan’ın devrinin kapanacağını söylemek büyük bir hata olur. En azından şimdilik” deniyor.

Gazetecileri Koruma Komisyonu ve Avrupa Komisyonu’nun, Türk medyasına yönelik hükümet baskısını eleştirdikleri raporlar da Guardian’ın gündeminde.

Gazete, Başbakan’ın yaklaşık 10 yıllık iktidarı boyunca ‘eşi benzeri görülmemiş bir güç’ topladığına dikkat çekerken, AKP hükümeti hakkında hiçbir inceleme yapılmadığını ve bakanlar ile akrabalarının hayatları ve ticari çıkarları hakkında hiçbir soruşturma yapılmadığı belirtiliyor.

Guardian gazetesi günlerdir manşetlerden düşmeyen BBC’nin eski yıldızlarından Jimmy Savile hakkındaki iddiaları bugün de sayfalarına taşıyor.

Gazete, Jimmy Savile hakkındaki sübyancılık ve cinsel taciz iddialarını soruşturan dedektiflerin, taciz olaylarına karıştıkları iddia edilen üç doktorun kimliklerine ulaştıklarını yazıyor.

Doktorların Savile’in bağlantısı olduğu iddia edilen hastanelerde çalıştıkları belirtiliyor.

Guardian, doktorların Savile’in de içinde olduğu çocuk istismarı ağının merkezinde olabileceğine dikkat çekiyor.

Haberde, dedektiflerin sübyancılık halkasına dair bir kanıt bulamadıkları ama tacize uğramış olabilecek çocuklarla bağlantılı bireylerin soruşturulduğu yazıyor.

Guardian özel haberinde, 1980’lerin sonunda ortaya çıkan çocuk istismarı skandalının merkezinde Stoke Mandeville hastanesinin olabileceğini aktarıyor.

Eski BBC yöneticisi: Sorgulanmam doğru bir hareket

Jimmy Savile hakkındaki iddiaları BBC’nin geçen yıl yayınlamama kararı üzerine, kurumun eski genel müdürü Mark Thompson’ın güvenilirliği de sorgulanıyor.

New York Times gazetesinin gelecek ay başına geçecek olan Thompson, Guardian gazetesine verdiği mülakatta, ‘yeni kurumunun kendisini sorgulamasının çok doğru’ olduğunu söylüyor.

New York Times gazetesinin üst düzey yetkililerinden biri, Thompson’un soruşturma sürerken göreve getirilmesinin uygun olmayacağını dile getirmişti.

Thompson ayrıca, BBC Haber Müdürü Helen Boaden’in ‘olayla ilgili kendisinin endişelenmesini gerektirecek bir durum olmadığına’ dair sözlerini aktardı.

Eski BBC yöneticisi, üç hafta öncesine kadar olayın ciddiyetinin ne boyutlarda olduğunu fark etmediğini söyledi.

Guardian’ın haberine göre BBC’de çalışan bir gazeteci Thompson’a “Jimmy Savile ile ilgili yapılan haberden endişe duyman gerekir” uyarısında bulundu.

Financial Times gazetesi, Jimmy Savile hakkındaki iddiaların BBC’de ele alınış biçimine dair hükümet çevrelerinde derin endişeler yarattığını yazıyor.

BBC Mütevelli Heyeti Başkanı Lord Patten ve İngiltere Kültür Bakanı Maria Miller arasındaki mektup alışverişine değinen Financial Times, bazı BBC çalışanlarının yeni bakan için ‘kriz üzerinde iz bırakmaya çalışıyor’ dediğini aktarıyor.

Bakan Miller, Savile hakkındaki soruşturmanın durdurulması ile ilgili BBC’nin yaptığı açıklamaları yetersiz bulmuş, kamunun BBC’ye güveninin sarsıldığı yönündeki kaygıları BBC’ye gönderdiği bir mektupla dile getirmişti.

Lord Patten de cevabında BBC’nin ‘hükümetten bağımsız’ olduğuna dikkat çekmişti.

Gazetenin yazısında hükümeti öfkelendiren üç mesele var.

Bunlardan birincisi haberi yayınlamayı reddeden editörün kararını açıkladığı blog yazısında düzeltmeye gidilmesi, ikincisi Panaroma programında taciz iddiaları hakkında ortaya çıkan gerçekler, üçüncüsü de BBC Genel Müdürü George Entwistle’ın sorgulanması.

Gazete, olayla ilgili farklı söylentiler olsa da BBC’nin son yıllardaki en büyük krizle karşı karşıya olduğu yorumunu yapıyor.

Independent gazetesi ise sübyancılık ağı iddialarının İngiltere Başbakanlığına kadar uzanabileceğine dair bir iddiayı sayfalarına taşıyor.

Gazete, muhalif İşçi Partisi Başkan Yardımcısı Tom Watson’ın dün Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada sübyancılıkla ilgili açılan ancak daha sonra kapatılan bir davanın yeniden açılmasına yönelik önerisine dikkat çekiyor.

Muhalif siyasetçi, 1992’de yasadışı yollarla eşcinsel pornografisi ürünleri ithal eden Ulusal Çocuk Bürosu eski danışmanı Peter Righton’ın davasını gündeme getirerek Başbakan’dan iddiaları incelemesini talep ediyor.

Financial Times gazetesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin eski güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski ’nin Amerika’nın dış politikasına dair kaleme aldığı bir yorum yazısı dikkat çekiyor.

Yazar, Beyaz Saray mücadelesinde başkan adaylarının dış politika söylemlerini eleştirip, ‘akılcı ve gerçekçilikten’ uzak olunduğunu belirtiyor.

Cumhuriyetçi başkan adayı Mitt Romney’nin gündemi siyasi çıkarlardan uzak olarak nitelenirken kısa vadeli taahhütlerin uluslararası kaosa yol açacağı vurgulanıyor.

ABD’nin İsrail’in geleceğini teminat alma amacıyla, Suriye ve İran’a demokrasi ‘ihraç ederek’ Orta Doğu’da yeni bir düzen kurma düşüncesinin tehlikeli olacağı, yazarın öne çıkardığı maddelerden.

Orta Doğu’da Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu’nun da dağılmasıyla çizilen sınırların zayıfladığı belirtilen makalede Türkiye ve İran’ın da ülke içi etnik ve dini gerilimler yaşadığı ifade ediliyor.

Yazar, “Suriye’ye yönelik bir Amerikan müdahalesi veya İsrail ya da Amerika tarafından İran’a askeri bir saldırı bölge çapında bir patlamaya neden olabilir” diyor.

Brezezinski, Amerika’nın alması gerektiği dış politika kararlarını dört maddeyle sıralıyor:

“Birincisi, Suriye’de uluslararası manda altında uygulanacak bir ateşkes ve ardından yine uluslararası denetimle düzenlenecek seçimler öncesi Rusya ve Çin’in sürece dâhil olmasını sağlamak.

İkincisi, nükleer programı üzerinde uzlaşı sağlanamayan İran’a yaptırımların sıkılaştırılması.

Üçüncüsü, ortak Atlantik Bildirisi aracılığıyla daha çok siyasi olarak bütünleşen Avrupa’ya güçlü ve açıkça destek olmak.

Dördüncüsü ise, Avrupa’nın 20’inci asırda yaşadığı savaşların tekrarını engellemek için Çin’le üst düzey stratejik diyalog kurmak.”

BBC Türkçe

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

Yeni bir politikacı-medya skandalı ve Yunanistan'a tanınan ek süre, bugünkü Alman basınında öne çıkan yorum konularını oluşturuyor.

Almanya, yine bir politikacının, basında çıkması öngörülen bir habere telefonla müdahale ettiği iddialarıyla çalkalanıyor. Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Horst Seehofer’in sözcüsünün, Sosyal Demokrat Parti (SPD) hakkında Almanya’nın ikinci kanalı ZDF’in Ana Haber Bülteni’nde çıkacak haberi engellemeye çalıştığı iddia ediliyor.

Basın turumuza Essen merkezli Westdeutsche Allgemeine Zeitung (WAZ) gazetesinin konuya ilişkin yorumu ile başlıyoruz.

“Hafta sonunda yaşanan ve ZDF çevrelerince diğer Alman basın yayın organlarına doğrulanan olay, iki türlü değerlendirilebilir. Birincisi: Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi’nin sinirleri iyice zayıfladı. Bavyera’daki seçimlere bir yıl kala kaybetme korkusu tahmin edilenden de daha büyük. İkincisi: Kimileri, eski Cumhurbaşkanı Christian Wullf’un başına çorap ören, Bild gazetesi Genel Yayın Yönetmeni arayarak bir habere müdahale ettiği olaydan gereken dersi çıkaramadı. Güç sahiplerinin küstahlığı utanma sınırı tanımıyor. Kurnaz politikacı Horst Seehofer, durumun ne kadar büyük bir patlayıcı güç taşıdığını hemen fark etti ve savunma hamlesine geçti. Ancak bu, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Olayın kişiler üzerinde sonuçları olabileceği göz ardı edilemez.“

Bonn’da yayımlanan General Anzeiger gazetesinin aynı konuyla ilgili yorumu ise şöyle:

“Medyaya bu şekilde bir müdahale, geçtiğimiz yüzyıldan kalma bir etkileme biçimine benziyor. Yani, asıl önemli politik kararların arka odalarda alındığı dönemlerdeki tarza. Oysa Alman demokrasisi geçtiğimiz yıllarda ciddi anlamda belirgin yol aldı. Bu bir ilerlemedir. hatta bazen bu ilerleme o kadar ileri gitti ki, medya karar verici konumuna yükseldi. Ama tabii bu da bir gerileme anlamına gelir.”

Heilb r onner Stimme gazetesi Yunan hükümetinin, tasarruf önlemlerini hayata geçirmek için kendisine iki yıllık ek süre tanındığı yönündeki açıklamasını yorum sütunlarına taşıyor.

"Ama bununla ana sorun henüz çözülmedi: Yunanlar kendi hükümetlerine olan güveni kaybetti. Üç partili koalisyon hükümeti verilen yanlış sözlerle iktidara geldi. Ücret kesintilerinden, en az emeklik maaşının düşürülmesi ve vergi zamları kadar az bahsedildi, bunların hepsi birer garanti olarak gösterildi. Ama bunlardan geriye hiçbir şey kalmadı, çünkü verilen tüm sözler zaten baştan beri yalandı.”

Die Welt gazetesinin yorumu ise şöyle:

“Bir kez daha müsamaha yani. Aynı zamanda da son kez. Çünkü sadece para birliğini değil, aynı zamanda birliği oluşturan ögeleri de dokunulmaz görmeye devam eden, kendini küçük düşürür ve şantaja açık hale getirir. Hem kendisine hem de uzun vadede Avrupa fikrine büyük zararlar verir.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

ABD’de 6 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimleri, öne çıkan yorum konusu.

Sol liberal Macar gazetesi Nepszabadsag, televizyondaki toplam üç düellonun, daha önceleri silik bir tablo çizen Mitt Romney’nin kampanyalarına olumlu etkisi olduğu görüşünü savunuyor ve yorumunu şu satırlarla tamamlıyor:

“Romney, televizyon düellolarının seçmene yönelik çok büyük etkisini kullanarak, muhafazakâr sağ seçmen kitlesini merkeze çekmeyi başardı, böylece bu siyasi çevrenin kararsız seçmene daha az korkutucu gelmesini sağlamış oldu. Obama ile yaptığı maçın skorunu tersine çeviremediyse de, aradaki mesafeyi azaltmış oldu. Böylece başkan adayları yarışında sil baştan oldu.”

Fransız Le Monde, üç bölümden oluşan yorumunda özetle şu görüşleri savunuyor:

“Bir kez daha televizyon tartışmasını izlemiş de olsak, muhafazakâr adayın (Romney) en küçük yeni bir düşünce taslağına sahip olmadığını, orijinal sayılabilecek hiçbir şey, hiçbir vizyon görmediğimizi söylemeliyiz. Romney, Cumhuriyetçi Parti içindeki görüş ayrılıklarının kurbanıdır; çünkü parti yeni muhafazakârlar, ABD’nin kendi kabuğuna çekilmesinden yana olanlar, aşırı milliyetçiler ve realist kanat arasında gidip geliyor, ortak bir politik çizgiye sahip değiller.

Sol liberal İspanyol gazetesi El Pais de üçüncü ve son televizyon tartışmasının seçmenin eğilimlerini çok fazla etkilemeyeceği kanısında:

“ABD’nin dış politikaları dünyanın geri kalan ülkeleri için önemli bir konu. Ama Amerikan vatandaşları açısından istihdam piyasası, vergiler ve sosyal konular daha ağır basıyor. Aslında Obama ile Romney’nin dış politikadaki düşünceleri birbirinden çok farklı değil. Başkan Obama şimdiye kadar izlediği politikalarda genel anlamıyla daha akılcı bir rota izledi. Guantanamo esir kampını kapatamadıysa bile, ABD’ne sarsılan güveni yeniden inşa etti. Ama bu son tartışma seçmenin eğilimlerini çok fazla değiştirmeyecektir.”

Sağ liberal İtalyan gazetesi Corriere della Sera ise iki başkan adayının tartışmalarında Avrupa’nın tamamen unutulduğu üzerinde duruyor:

Çin ve Rusya konusuna değinildi, Mitt Romney, başkan seçilirse Güney Amerika’ya daha fazla odaklanacağını söyledi, Obama da bu konuya ucundan değindi. Ama Avrupa Birliği ve ortaklarına ilişkin tık çıkmadı. Neden? Bu durum acaba iyiye mi, kötüye mi işaret? Avrupa ve ekoloji konuları tartışmalarda hiç dile getirilmedi. Cumhuriyetçi adaylar Ocak ayında AB’yi telaffuz etmişlerdi, ama sadece, Euro’nun kurtarılmasına tek bir Dolar verilmeyeceğini ilan etmek için!”

Rus gazetesi Kommersant, Başkan Obama’nın televizyon tartışmalarının sonuncusunda üstünlük sağlamasının, başkanlık yarışının sonucunu şimdiden belirlediği anlamına gelmediğini belirtiyor ve yorumuna şöyle devam ediyor:

“Tartışmalar gösterdi ki, Romney vergi konularından daha fazla anlıyor. Dış politika konularında ise kâh Rusya’yı, kâh terör örgütü El Kaide’yi ABD’nin en büyük düşmanları arasında sayıyor. Obama tartışmanın başından itibaren hücum stratejisi uyguladı, Romney de bu ataklara etkili bir biçimde karşılık vermeyi denedi. Ama tüm bunlar genel izlenimi değiştirmiyor: Başkan Obama, Romney'nin tam bir jeo politika acemisi olduğunu kameralar önünde gözler önüne serdi.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Çelik Akpınar

Editör: Ahmet Günaltay

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAvrupa BirliğiBarack ObamaBaşbakanBavyeraBeşer EsadÇinEşcinselFethullah GülenGazzeİngiltereİranİsrailMitt RomneyRecep Tayyip ErdoğanRusyaSavaşSuriyeTerörYunanistanolayvergi
Görüş Bildir