Tanıl Bora: 'Başbakan Kendine Bir Millet Seçiyor'

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Başbakan Kendine Bir Millet Seçiyor

Başbakan Kendine Bir Millet Seçiyor

Başbakanı, -dolaylı yoldan da olsa-, millet seçer diye biliyoruz. Halk da diyebilirsiniz. Şu aralar Türkiye’nin Başbakanı, kendine bir millet, bir halk seçiyor.

Ankara’da karşılanırken ısmarladığı mitinglerde toplananları gösterip, “Taksim Gezi Parkı’ndakiler millet de, buradakiler ne?” diye sordu Recep Tayyip Erdoğan: “Adana’da, Mersin’de, Esenboğa’da, Pursaklar’da, Altınpark’ta toplananlar millet değil mi?” Anladık ki, asıl millet, orada toplananlardır.

Alaycı bir ifadeyle, Taksim’dekilerin ve onları destekleyenlerin milletliğini de teslim ediyor gerçi. Bir ucundan. Vatandaş kimliğini tanıyarak: “Onlar da vatandaşımız…”. Ama bu şartlı bir tanımadır: “Masumiyet” ve “samimiyet” koşuluna bağlı… Yani biraz saf olmaya… O saflar da şeytanî faiz lobilerinin, menhus dış güçlerin, habis terör örgütlerinin istismarına açıktırlar. Milletin büyük davaları, bu vatandaşlarımızın yarım aklına emanet edilebilir mi? Onlar, milletin zımmileri gibidir. Çoğunluk milletin egemenliğini tanıyarak, onun hoşgörüsü ve himayesi altında yaşayıp gitsinler.

11 Haziran günü İstanbul polisi, “masumiyet”le marjinallik arasındaki farkın ne kadar marjinal olabildiğini gösteren bir “uygulama” yaptı. Devlet dilindeki “marjinal” kavramını biliyoruz (http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=944&makale=Marjinal). Marjinal, olmasa da olacak kadar önemsiz ve yok edilmesi hak sayılandır. Olmasa da olacak kadar önemsiz olmasına rağmen hâlâ olduğu için, yok etme arzusunu tahrik eder. Devlet şiddetine, ihtiyaç duyduğu tahrik hakkını sağlar. İstanbul Valisi, vatandaşların aradan çekilip marjinaller üzerinde serbestçe “uygulama” yapmak üzere Taksim Meydanı’nın bir sürek avı sahası olarak kendilerine bırakılmasını isterken, bu arzuyu yansıtıyor, bu “haktan” yararlanıyordu…

Başbakan tarafından seçilmemiş olan halk, marjinallik tehdidi altındadır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin hegemonya stratejisi, bir yandan tarif ettiği hasımla -bazen basbayağı düşmanla- kutuplaşmayı tırmandırıp, bir yandan da “herkesi kucaklayan” bir söylem kurmak değil mi? PKK’ya kahretmek, Kürt kardeşleri kucaklamak… CHP’ye ve “tek parti zihniyetine” kahretmek, modernleri kucaklamak… Sözcülerini tanımamak ama Alevi kardeşleri kucaklamak…

Taksim Gezi protestosunda, bu stratejiyi yürütmek galiba biraz daha zor. Çünkü bu vatandaş girişimi, bu halk hareketi, kendi kendini temsil ediyor. (Belki daha doğrusu: temsiliyetsiz varoluyor.) Onunla “şer odağı” olarak damgalanacak bir temsilciyi ayrıştırmak pek mümkün değil. (Kürt hareketinde de zordu gerçi. Burada, başka türlü zor.) Tayyip Erdoğan, gücünün kemalindeyken bir dirençle karşılaşmasına öfkelendiği kadar, halkın çıkardığı bu müşkülata da öfkeleniyor olmalı. Onun için, bir yandan yine fantastik hasım kuvvetler tarif etmeye çalışırken, bir yandan da halkın bu kısmını “harici” saymaya meylediyor, onların milletliğini şüpheli saydıracak imalara kayıyor dili. Bu millete karşı, asıl milleti (milliyetçi muhafazakârlığın ananevi ifadesiyle “esas kütle”yi) çıkarma ihtiyacı duyuyor.

“HALK PARKA HÜCUM ETTİ, MİLLET İNŞAATINI YAPAMIYOR”

Ankara’daki konuşmaların sonuncusunun bir alışveriş merkezinin önünde yapılması ‘hoş’ değil mi?

Tek parti seçkinciliğinin ünlü lafı neydi: “Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremiyor.” Şimdi nedir?: “Halk parka hücum etti, millet inşaatını yapamıyor”. Protestocu çapulcular yüzünden, dünyanın hayran olduğu ekonomimizi gazlayamıyoruz.

Bu şiddet ve celâlin ardında, işine kimseyi karıştırmak istemeyen iktidar, işine kimseyi karıştırmak istemeyen Başbakan kadar, işine kimseyi karıştırmak istemeyen iktisadî aklın, rakam aklının, kapitalist aklın bozulan asabı duruyor.

Tek partinin toplum mühendisliği , on yıllardır İslamcı-muhafazakar aydınların hedef tahtasındaydı. Toplumun “otantisitesini” bozan, onu kendi haline bırakmayan, yapay, tepeden inme, dikteci, homojenleştirici toplum mühendisliği zihniyetine veryansın ettiler, onu alaya aldılar. Bu sosyologların, yazarların, gazetecilerin şimdi kendi rejimlerinin Necmeddin Sadak’larına, Falih Rıfkı Atay’larına, Yunus Nadi’lerine dönüşmesini izlemek hazindir. Mühendislik harikası toplum ve siyaset tasavvurlarına uymayan her kıpırtıda, Menemen veya İzmir Suikasti tefrikaları yazmaya hazırdırlar.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAdanaAleviAnkaraBaşbakanCumhuriyet Halk PartisiGezi ParkıİstanbulİzmirMersinRecep Tayyip ErdoğanTerör
Görüş Bildir