Asker ve Siyasetçi Olduğu Kadar Felsefeci de Olan Atatürk Özgürlük Hakkında Ne Düşünüyordu?

462PAYLAŞIM

Atatürk'ün sadık bir felsefe okuyucusu olduğunu bilmeyenimiz yoktur, bakalım siyaset felsefesini nasıl kuruyor Gazi?

Sık sık yurt içi gezilere çıkan Atatürk, Adana'ya 6. kez, 16 Şubat 1931'de gider. Serbest Cumhuriyet Partisi yeni kapatılmıştır ve Gazi gerek bu durumun yarattığı etkiyi gerekse şehirlerdeki diğer sorunları yakından görmek ister.

Adana'ya bu kadar fazla gitmesinin ardında başka bir neden de vardır tabii, bu da Hatay sorunudur. 15 Mart 1923'teki Adana ziyaretinde önüne çıkan Antakyalılar "Gazi Baba bizi de kurtar." pankartı açmış ve Atatürk bunu hiç unutmamıştır.

Bunun yanında 1929 ekonomik buhranının yurda etkilerini görmek isteyen Gazi'nin özellikle dikkat ettiği başka bir husus da Türk Ocakları'nın çalışmalarıdır.

Ve bu ziyaretinde Türk Ocağı'nda ortaya koyduğu konuşma ile de -Yazar Taha Toros'a göre- Adana'ya en mühim gelişi olur bu, Atatürk'ün. Konuşmasında Atatürk, asker ve siyasetçi kimliğini bir kenara bırakır ve adeta bir filozof edasıyla özgürlük, birey-devlet ilişkisi, devletin yapaylığı, sosyal hukuk devleti gibi konular hakkında düşüncelerini aktarır.

Önce özgürlükten söz eder Atatürk ve özgürlüğün sınırsız olamayacağına değinir. Bireysel özgürlüğün teminatı ise ona göre devletin ta kendisidir.

"Vatandaşlar bilmelidir ki vicdan ve fikir özgürlüğü vardır. Fakat, sonuçta, bunlar sınırsız değildir. Bireysel özgürlük karşısında, bireylerin tamamının kurduğu ve dayandığı devlet vardır. O devletin de iradesi ve hakimiyeti vardır."

İnsan nasıl iradeye sahipse Atatürk'e göre insanların oluşturduğu devlet de bir bakıma canlıdır ve iradeye sahiptir.

"Bireylerin özgürlüğünü korumakla yükümlü olan insanların, diğer taraftan, devletin de irade ve hakimiyetinin hareket edemez bir hale gelmemesine çok dikkat etmeleri gerekir. Devlet iradesi ortadan kalkarsa bireylerin özgürlüğünü koruyacak hiçbir kuvvet ve araç kalmaz. Bundan dolayı, özgürlüğü sadece bir taraflı değil, her iki taraftan düşünmek gerekir."

Atatürk birey ile devletin karşılıklı ilişkisini yapay devlet anlayışı ile temellendirir. Ona göre bireyler bir araya gelir ve sözleşme ile devleti kurarak vatandaş olurlar. Bu yüzden de iradelerinin bir kısmını devlete devrederler.

"Vatandaş olan bireyler kendi özgürlüklerinin bir kısmını seve seve, gerekli görerek devlete zaten devretmişlerdir. Devlet, kendine özgü olan irade ile bireysel özgürlüklerin bir kısmına yine o özgürlüklerin güvencesi için sahip olur. Yeter ki devlet hakimiyeti, milletin genel huzur ve mutluluğuna ve vatandaş özgürlüklerinin güvencesi için harcansın."

Anlaşıldığı üzere Atatürk için devlet, sosyal bir niteliktedir. Ve vatandaş olan bireyin özgürlüğü devlet güvencesi altındadır; bu, birey için devlet anlayışıdır ve Gazi'ye göre güvencesi hukuktur.

"Vatandaşlarda (devlete karşı) bu güven oluştuktan sonra bireylerin kurdukları devlet kuvvet ve otoritesini sağlamlaştırmak için vatandaşlara düşen görevler vardır. Bu arada memurlara ve özellikle hakimlere düşen görev büyüktür."

Hukuka ve onun işletilmesine büyük önem veren Atatürk birey için devlet anlayışının temeline yasaya dayanmayı koyar ve bu açıdan en önemli görevi onun uygulayıcılarına atfeder.

"Hakimler vatandaşların özgürlüklerini üstün tutmayı düşünürken devlet otoritesinin gerçekten sağlam kalmasına dikkat ve riayet etmelidirler. Aksi takdirde kendilerine emanet edilmiş olan yüksek görevi yerine getirmede kusur etmiş olurlar."

Aslında Atatürk'ün bu düşünceleri onun Aydınlanma Avrupa'sından nasıl etkilendiğini gösterir. Yapay, sosyal, hukuka ve özgürlüklere saygılı devlet anlayışı, 18. yy.dan mirastır bütün dünyaya. Ve o günlerden miras bir başka şey de "milliyetçilik"tir. Şöyle der Atatürk:

"Milliyetin çok açık özelliklerinden birisi, değerli temellerinden birisi dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan, Türk kültürüne ve topluluğuna bağlılığını iddia ederse, buna inanmak doğru olmaz."

Aydınlanmanın kendisinde cisimleştiği Atatürk'ümüz işte bu düşünceleriyle atar Cumhuriyet'imizin temelini.

Bize verdiği göreve göre ise bireysel özgürlüklerimizi koruyarak ötekilerin özgürlüğünü de göz ardı etmememiz gerekiyor. Bunun yanında ise devlet iradesinin temelinin bize ait olduğunu unutmadan hukuka sahip çıkarak onu sağlam kılmaya çalışmak da özgürlüğümüzün güvencesi oluyor.

Bu güzel görüntülerle içeriği bitirmek istedim. Gazi'nin 1937'deki Adana ve Mersin ziyaretlerinin renkli görüntüleri...

Bu içerikler de ilginizi çekebilir.

Ulu Önder Atatürk ve Birçok Cumhurbaşkanına Ev Sahipliği Yapan Çankaya'nın Gurur ve Hüzünle Kaplı Hikayesi - onedio.com
Ulu Önder Atatürk ve Birçok Cumhurbaşkanına Ev Sahipliği Yapan Çankaya'nın Gurur ve Hüzünle Kaplı Hikayesi - onedio.com
Vatan Grubu ve Liderleri Atatürk'ün Abdülhamit'e Suikast Suçlamasıyla Tutuklandıklarını Biliyor muydunuz? - onedio.com
Vatan Grubu ve Liderleri Atatürk'ün Abdülhamit'e Suikast Suçlamasıyla Tutuklandıklarını Biliyor muydunuz? - onedio.com
Atatürk'ün Hukuka Müdahale Etmektense Kaybetmeyi Seçtiği Dava: Ali Saip Ursavaş'ın Suikast İşi - onedio.com
Atatürk'ün Hukuka Müdahale Etmektense Kaybetmeyi Seçtiği Dava: Ali Saip Ursavaş'ın Suikast İşi - onedio.com

Bu Haber ile İlgili Linkler

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
johnfrusciante

Litvanya gibi ufak bir ülkenin çok ufak bir şehrinde gezerken böyle tekin olmayan bir sokağa girmiştim. Peşime bir eleman takıldı büyük ihtimalle uyuşturucu kullanmıştı ağızından filan salyalar akıyordu. Bir şeyler filan dedi anlamıyorum dedim(litvanca) o da ingilizce konuşmaya başladı . "Nerelisin" diye sordum Türkiye diyince bana dedi Atatürk'ü anlatsana dedi. Onu daha iyi tanımak istiyorum dedi. Ben bir şaşırdım; küçük ülkenin küçük bir şehrindeki kendinde olmayan bir genci ""bile""" yıllar önce bedenen ölen Atatürk'ü tanıyorsa gerçekten büyük bir adam olmalı dedim kendi kendime.

Görüş Bildir