Asıl Mevzuya Doğru İran

-

Asıl Mevzuya Doğru İran

Asıl Mevzuya Doğru İran

Türk hariciyesi, bugün hepsi sallanan devlet kurumları arasında belki de en dirisidir. Çünkü köklü bir geçmişi, sağlam bir arşivi ve iyi bir eğitimi vardır. Türk diplomatlarına yönelik olarak, “monşer” diye küçümseyici tonlar kullananlar bilsin ki, o monşerler arasında (dünya görüşü ne olursa olsun), edep ve adap bilmeyeni, tarih nosyonu olmayanı yoktur (yoktu).
İşte bizim diplomatlarımızca çok iyi bilinen önemli bir olgu vardır: “Avrasya’da 3 köklü devlet bulunur. Bunların hepsi de imparatorluk geleneğinden gelen, kadim geçmişe sahip ülkelerdir.
Bunlar; Türkiye, Rusya ve İran’dır.”
Osmanlı İmparatorluğu ki hani hükümetimiz sayesinde son dönemin en gözde temasıdır, yönünü ve cephesini hep batıya dönmüştü. Son doğu seferi 17. Yüzyılın başlarında olmuştu. İranlı Safevi Devleti’ne karşı savaş Bağdat’ın alınmasıyla sonuçlanmıştı (). 1639 Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla bugünkü İran Devleti ile sınırlarımız çizilmişti. O gün bugündür savaşmadık.
NE ŞAM’IN ŞEKERİ!
Suriye’ye karşı girişilen Batı taşeronluğu, hem tarihimize yakışmadı, hem de bizi çok zor durumlara düşürdü. Bölgemizdeki diğer büyük devlet olan Rusya’nın (bu kez) kararlı tutumu sonrası Arap Birliği ve BM Annan Planı devreye girdi ve Ankara taca çıktı. Şimdi her ne kadar gece yarıları Dışişleri bakanımız, Ban Ki Mun’u arayıp sınırda helikopterler uçuyor diye haber uçursa da, Esad açıkça rahatladı.
Seul’de Obama ile görüşerek yeni aracılık görevlerine mazhar olan Başbakan ise İran’da soğuk duş yaşadı. Kürecik’teki Amerikan-İsrail radarından beri, ciddi anlamda kızgın olan İran, geleneksel diplomasisiyle Erdoğan’a verebileceği en ağır tepkiyi verdi. Ahmedinejad kapıda bekletti, Hamaney ise 1000 km. yol yaptırıp ayağına çağırttı.
Hayli sinirlenen Erdoğan dönüşte, Amerikan Büyükelçisi’nin “petrol ve doğalgaz alımlarını kesin” çağrısına uyar uymaz, zamlar patlak verdi. Bu geleneksel! batı yanlısı çizgimiz sayesinde, dünyanın en pahalı benzinini kullandığımız gibi yakında en pahalı doğalgaz ve elektriğini de kullanıyor olacağız.
İSRAİL “DÜŞÜK PROFİLDE”
Suriye ve İran konusundaki ters adımlar, Türkiye’yi her bakımdan zora soktu. Sıfır soruncu Davutoğlu, tamamen İsrail ve ABD çizgisine geçtiğinden beri sırtımız minderden kalkmaz oldu. Aslında Libya ile başlamıştı. 30 milyar dolarlık ihale, yatırım ve ticaret suya düşmüştü. Suriye ile ticaret bitti. Geçiş yolları tıkandı. İran ile bu kez enerji krizi.
Hatırlarsanız, Suriye’deki iç karışıklar öncesi tüm odak İran’dı. Nükleer programı yüzünden en önce İsrail’in hedefindeydi. Hatta İsrail’den zaman zaman “biz vuracağız” nidaları da yükselirdi. Ama ABD bundan hoşnut değildi. İsrail’e arada bir sert çıkıp, sakin ol, ben hallederim mesajını veriyordu Obama yönetimi. Sonra bir anda Arap Baharı çıktı ve İsrail pek fazla ses etmez oldu. Şimdi anlaşılıyor ki Batılı odakların tezgahladığı baharlar (özellikle Libya, Tunus ve Suriye) aslında İran’a yönelikti. Çünkü İran’ın nükleer güç olmasından da önemli olarak, Irak üzerinde ve bölgede elde ettiği güç, İsrail, İngiltere ve ABD’yi fazlasıyla rahatsız ediyordu. İran ile olan iyi ilişkilerin bitirilmesi ve Suriye ihalesinin Ankara’ya yıkılması da cabası tabii. Her yönden İsrail kazançlı çıkıyor.
Türkiye’nin ırmaklarında, durgun sularında epeydir işgalci bir sazan türü var. Türkiye’ye Meriç’ten girse de, halk buna İsrail Sazanı diyor. Bu sazanlar gelip normal sazanların yumurtalarını döllüyor, aç iseler yiyor. Bu İsrail sazanları çok kılçıklı eti güzel olmayan balıklar. Nereden aklıma geldiyse artık…
İRAN İLE ZORBAHAR
Neyse asıl konumuz İran. Nükleer görüşmelerin İstanbul’da yapılmasına red cevabını veren Fars diplomasisi yine aynı yöntemi kullanıyor. Ahmedinejad yerine Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Burucerdi’nin ağzından tepki koyuyor. Oysa ona yanıtı Erdoğan veya Gül veriyor. Gül ve Erdoğan’a “güçlü” desteği ise Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Toner diye birisi veriyor. İşte 5 bin yıllık Pers/Acem diplomasisi.
GÖRÜŞMELER BAĞDAT’TA
İran, Bağdat derse 5 artı 1 nükleer görüşmeleri büyük olasılıkla Irak’ın Başkenti’nde olacak. Maliki yönetimi İran’a çok daha yakın. ABD ile de diyalogları var. Yeniden iktidara gelen ve sert bir savunma doktrini izleyeceği belli Putin’in Rusyası da İran’a destek verecektir, dolayısıyla petrolünü İran’dan alan Çin de öyle.
BATTI BALIK
Bir yandan enerji krizi, diğer yanda klasik PKK tehdidi, üzerine Suriye ve nihayet İran ile sertleşme. Bir yandan Yunanistan ve GKRY ile yakınlaşan İsrail –ABD. Denizcilerimiz hapisteyken Meis yakınlarında dalga geçer gibi yapılan ve üstelik, Kürecik Radarını da bize (tatbikattaki düşman unsur da Türkiye) karşı kullanan da bunlar. E, bir de ekonominin ufaktan alarma geçmesi var. Tüm yabancı finans kuruluşları uyarıyor. En son The Economist, makro ekonomik çelişkilerle dolu Türkiye’nin çalışan kesimlere karşı daha radikal önlemler alması gerektiğini yazdı.
Diken üstünde geçecek bu baharda pek yorgun olmaya izin yok galiba.
(
) Bir tarih notu: İranlı Safevi Devleti’nin başındaki Şah İsmail ile Osmanlı Padişahı Yavuz Selim’in ayrı ayrı yazışmalarına bakarsanız hayretle görürsünüz ki, Şah İsmail duru bir Türkçe kullanır, Yavuz ise ağdalı bir Arapça Farsça karışımı Osmanlıca. Bugüne gelirsek de Ahmedinejad İstanbul’a geldiğinde tamamen anlaşılır bir Türkçe konuşmuştu. Oysa bizim iktidar Arapça meyilli.
Hüseyin Vodinalı

Haberin Tamamı İçin: http://www.odatv.com/n.php?n=asil-mevzuy...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AhmedinejadAhmet DavutoğluAmerika Birleşik DevletleriAnkaraBarack ObamaBaşbakanBeşer EsadBirleşmiş MilletlerÇinİngiltereIrakİranİsrailİstanbulRusyaSavaşSuriyeTunusVladimir PutinYunanistan
Görüş Bildir