AK Parti'nin Demokrasi Ayarları

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

AK Parti'nin Demokrasi Ayarları

AK Parti'nin Demokrasi Ayarları

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan böylesine bir krizi büyütmek yerine hızla demokratik bir şekilde geçiştirebilirse hem kendi hem de Türkiye kazanacaktır.

Sanırım böylesi dünyada ilk kez yaşanıyor. Yani 14 milyonluk bir şehrin anameydanı göstericiler tarafından 12 gündür ele geçirilmiş ve etrafı barikatlarla çevrilmiş durumda. Eğer illa bir benzetme yapılacaksa Londra veya New York’taki Occupy eylemleri ile değil Danimarka Kopenhag’da görülen Chiristania Parkı’nda yaşanan bir direniş ve işgal ile bir benzerlik kurulabilir. Bu yüzden dünya medyası kameralarını 24 saat Taksim’e çevirmiş durumda. Bu, Türkiye’de yaşanan hiçbir şeyin artık Türkiye’de kalmayacağı anlamına geliyor. Hükümetin son on yıldaki en büyük uluslararası siyasi kriziyle karşı karşıyayız. Zira bu dakikadan sonra zor kullanılmaya kalkılırsa Taksim gerçekten bir Tahrir’e de dönüşebilir, akıllı adımlar atılırsa Tayyip Erdoğan için demokratik bir yeniden doğuşa da bürünebilir.

Eğer AK Parti ‘dediğim dedik’ tavrına devam ederse muhtemelen önümüzdeki günlerde sabahın beşinde de gaz bombaları ile müdahale edilse fark etmeyecek. Eroğan için siyasi olarak dönüşü olmayan bir uluslararası kredibilite kaybının, sonun başlangıcına giden manzaraların ortaya çıkması kaçınılmaz.

Oysa her kriz bir fırsattır

Eğer Erdoğan böylesine bir krizi büyütmek yerine hızla demokratik bir şekilde geçiştirebilirse hem kendi hem de Türkiye kazanacaktır. Bunun olabilmesi için ilk olarak AK Parti’nin ve Başbakan’ın Türkiye’ye bakış açısının ‘tuning’ ayarlarını değiştirip AK Parti’ye ‘demokrasi 3.0’ı yüklememiz gerekiyor.

Şu ana kadar AK Parti’nin Gezi eylemlerini okumasının 2003 ve 2007’nin paradigmaları ile yapıldığını gördük.

Bu paradigmanın esasında bir varoluş savaşı var. AK Parti hem kendi varoloşu hem de Türkiye’de demokrasinin yani sandıktan çıkan hükümetin söz geçirebilmesi için büyük bir mücadele verdi. Sonunda bu mücadeleyi bileğinin hakkıyla kazandı. Hatta 5 ay önce başlattıkları büyük ‘Kürt barışı’ projesiyle bu demokrasi savaşını tamamen bitirmek üzereydi.

Gelin görün ki bu mücadele sürecinde hem Türkiye hem de sokaktaki kitleler değişti.

Bu krizde gördük ki bu süreç içinde tek değişmeyen AK Parti’nin anaçekirdeği kalmış.

Gezi eylemlerini yanlış okumakta ısrar edişlerinin tek nedeni bu olabilir. Hâlâ bir umacı bulma derdindeler. Erasmus öğrencilerinden yabancı ajan yaratmaya çabalıyorlar. Sosyal medyayı bir baş belası olarak görüp Twitter’da fotoğraf paylaşan çocukların peşine düşüyorlar. Orantısız güç kullanan bürokratları kollamakta ısrarlılar. Eylemlere destek veren sanatçıları, gazetecileri suçlu olarak ilan etmeleri, itibarsızlaştırma çabaları, hatta tutuklamaya kalkmaları an meselesi. Faiz lobisi diye bir komplo kurup kukuletalı işadamları icat ettiler, gölgelerle savaşıyorlar. Ve en kötüsü, anaakım medya üzerindeki baskıya hâlâ devam ediyorlar. Gazeteler aynı manşetlerle çıkıyor, objektif olmaya çalışan haber kanalları hain ilan ediliyor. Eylemlere destek veren Çarşı’ya da karşılar, ilan aldı diye NYT’ye de..

Bu haliyle kazandıkları bir savaşın bittiğinden haberdar olmayan ıssız bir adada unutulan askeri andırıyorlar. Toplum kimliklerle, sandıkla, demokrasi ile barışmış olmasına rağmen hükümet seçim sandığından çıkan rakamlarla savaşa devam etmek istiyor.

Oysa yeni bir Türkiye var artık. Üstelik bu yeni Türkiye, bizzat AK Parti’nin eseri. Azınlığın çoğunluğa hükmetmesi söylemi filan çok geride kaldı.

Çoğulculuk, farklılıklar, azınlığın haklarına da saygı, demokratikleşme gibi yeni kavramlar var gündemimizde.

Demokrasi 3.0’ın tanımı değişti.

İktidar hükmetmek değil yönetmek anlamına geliyor nicedir. Farklı olan herkesi düşman saflarına yazmayalı çok oluyor. Yenilecek insanlar yok hükümetin karşısında, saygı bekleyen kitleler var. Bütün işadamları koşulsuz hükümeti desteklemek zorunda hissetmiyorlar, bakın basını ne kadar kontrol altında tutup üzerine abanırsanız abanın, dünya basını kameralarını çevirmiş, barikatların arkasındaki Taksim’e bakıyor şimdi. Eldeki her akıllı telefon bir kamera hatta bir gazeteye dönüşmüş durumda. Çevreci eylemcileri ‘çapulcu’ olarak tanımlayan kimse kalmadı dünya liderleri arasında. Her hakkını arayan, hükümetin düşmanı olmuyor. Her demokratik itiraz, başbakanın şahsına yönelik hakaret sayılmıyor.

Bugün AK Parti hâlâ eski Türkiye’nin paradigmaları ile yeni Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulacağını düşünüyor.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAkıllı telefonBaşbakanCasusRecep Tayyip ErdoğanTwitter
Görüş Bildir